4-5 ay kadar önceydi…
Türkiye’nin en büyük sivil toplum kuruluşlarından biri olan Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Konya’da, öğretmenler toplantısında çok ama çok önemli bir anekdotu paylaştı.
Konya Milli Eğitim Müdürü de oradaydı.
Ali Bey şunu ifade etti: “Ne zaman Milli Eğitim’le ilgili bir müfredat taslağı hazırlamaya kalksak, ABD büyükelçisi kapımıza dayanıp, ‘Aman, yapmayın!’ diye uyarıyor…”
Bu anekdotu belleklerinizde tutun…
Memur-Sen Genel Başkanı Yalçın, 01.11.2017 tarihinde yine Konya’da yaptığı açıklamada da şu cümleleri sarf etti. Bunlar çok önemli satırlar:
“ABD, Türkiye eğitim sistemiyle yakından ilgileniyor. Fulbright anlaşması, 27 Aralık 1949 tarihli Türkiye ve ABD Hükümetleri Arasında Eğitim Komisyonu Kurulması hakkında anlaşmadır. En önemli özelliği; Türkiye’de kazanılacak Amerikan yanlısı kadroların eğitilme biçiminin saptanması ve bu iş için gerekli giderleri karşılama yöntemlerinin belirlenmesidir. Belirlemeler aynı zamanda, Amerika’nın Türkiye’ye göndereceği uzman, araştırmacı, öğretim üyesi adı altındaki personel için de yapılmaktadır. ABD’ye, Türkiye’de “yardım” edip “işbirliği” yapacak, geleceğin “Türk” yöneticilerini yetiştirmek üzere, Amerika’ya götürülecek Türk öğrenci, öğretim üyesi ve kamu görevlilerinin konumları da bu anlaşmayla belirlenmektedir. Bu antlaşma Türk Milli Eğitimi’ne yön verecek iradeye, ABD’nin önce ortak edilmesi, daha sonra belirleyici olmasını sağlayacak koşulları yaratan bir antlaşmadır.”
“Tek Parti Dönemi, Millete Rağmen Millet İçin anlayışında bir dönemdi. Bu dönem, eğitimin ideoloji yükü altında ezildiği, hak yerine ödevlendirmenin ön plana çıktığı, Batılı vatandaş imali hedefinin ön plana çıktığı bir dönemdir. Bu amaçla da gelenekle olan bağ radikal bir şekilde koparılmak istenmiştir. Latin alfabesine de bu bağlamda geçilmiştir. Cumhuriyet’in yeni insan ve yeni toplum projesi uygulanmıştır. Ders kitaplarında rol model olarak başı açık Batı tipi kadın resimleri tercih edilerek veya başörtülüler hizmetçi olarak gösterilerek mühendislik yapılmış ve subliminal mesajlarla bilinçaltı şekillendirilmeye çalışılmıştır. Bu dönemden sonra gelen bütün dönemlerde de bu devam etmiştir. Toplumsal ve kültürel değerlerimiz yerine, Batı merkezli bir değer sentezlemesi yapılmıştır. Ders kitaplarında ve okulda totaliter bir söylem hakimdir. Eğitim öğretmenin aracı olduğu kadar, unutturmanın da aracıdır.”
Bu cümleler, eğitim sistemimizin “kara delikleri”nin tespiti açısından son derece ehemmiyet arz eden ifadelerdir…
***
Daha ne olması gerekir ki!
Peki, bu anekdotu ve bu konuşmayı neden hatırlattım?
“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”nin ilk Milli Eğitim Bakanı olan Prof. Dr. Ziya Selçuk, eğitime ilişkin çok önemli değişiklikler yapılacağını aktardı, geçtiğimiz günlerde düzenlediği ilk basın toplantısında.
Uzun süredir ABD Ankara Büyükelçiliği koltuğu boşta.
Hatırlayınız lütfen, Amerika’nın başkent Ankara’daki son büyükelçisi John Bass, geçen ekim ayında, tam da iki ülke arasındaki vize krizinin ortasında Türkiye’ye veda etmiş, Afganistan’a yine büyükelçi sıfatıyla atanmıştı.
Tamam, ABD büyükelçisi yok ama, acaba diyorum, acaba; bugünlerde Amerikan Büyükelçiliği’nden birileri Bakan Ziya Selçuk’un kapısını aşındırdı mı, aşındırmadı mı?
Ne dersiniz…
SARIGÜL-İNÖNÜ SAVAŞI KIZIŞIYOR
Hayri İnönü’nün Şişli Belediye Başkanlığı’na seçilmesinin akabinde neler yaşandı, neler! Hatırlayacaksınız…
Tehdit iddiaları, kavgalar, tartışmalar, mahkemeler, görevden el çektirmeler…
Bunları ayrı ayrı yazsak herhalde buraya sığmaz… Her neyse…
Şimdilerde bu kapsamda yeni bir gelişme var. Gelen haberlere ve iddialara göre, Mustafa Sarıgül’ün giderayak kendi vakfına devrettiği dokuz mülk hakkında mahkeme iptal kararı verdi. İddialara göre, 500 milyon dolar değerindeki binaları Sarıgül, 1 TL’ye kendi vakfına devretmişti.
Son durumu haber veriyorum:
- İstanbul’da CHP’li Şişli Belediyesi’nde ipler bir kez daha gerildi.
Yerel seçimlere az bir zaman kala, Şişli’de yeniden belediye başkanlığına hazırlanan Mustafa Sarıgül ile mevcut Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü arasındaki tartışmalar alttan alttan kızışacağa benziyor…
DİKKATİMİ ÇEKEN İKİ ÖNEMLİ NOKTA…
Dün İstanbul Beyoğlu’nda 4 katlı bir bina canlı yayında, hepimizin gözü önünde çöktü.
Bina, aşırı yağış sonucu altındaki toprağın kayması, boşalması sebebiyle yerle bir oldu.
İki husus dikkatimi çekti:
1) Bina temeli neredeyse yok gibiydi! Yumuşak bir zemin üzerine atılan temel böyle olabilir mi, hiç! Sigara kâğıdı gibi ince bir beton üzerine inşa edilen 4 katlı binada hemen herkesin de dikkatini çeken bir nokta oldu.
2) Yıkıldığı an gördünüz; sağlam bir bina yıkılırken en azından yan yatar, komple-bütünlüklü bir görüntü arz eder. Oysa bu bina yıkılırken un ufak oldu. Sanki her her katının kolonlarına onlarca dinamit yerleştirilmiş gibi idi…
Bu iki husus da ayrıca soruşturmaya muhtaç gibi…
Elbette, en büyük teselli, can kaybının olmaması… Allah (c.c.) korudu…
MESAJ PANOSU
Selamün aleyküm Adnan Bey. İlk önce saygı ve muhabbetlerimi sunarım.
Diyanet İşleri Başkanı, 20 Haziran 2018 günü, Şehzade Camii’nde, “4-B İmam-Hatip, Müezzin-Kayyım ve Kur’an Kursu öğretici 9.500 kişi alacağız” dedi. Seçime dört gün kala. Sonra seçime iki gün kala, 22 Haziran 2018 günü de Diyanet duyurular bölümüne listeye çıktı; ileride bilgiler gelecek diye. Maalesef, seçim bitti, söz konusu olan o duyuru, ilan Diyanet sayfasından kaldırıldı. İnsan kaynakları telefonlara bakmıyor. Bakan da dalga geçer gibi cevap veriyor. Seçimi kazanana kadar mı? Duyuruyu, insan kaynakları sitesinde de göremedim.
Sizlerden ricam, bunu köşenizde duyurmanız. Saygılarımla… (HANİFİ SELAMET)