ABD-AB arasında "Ukrayna Çatlağı" mı?

Abone Ol

ABD-Almanya eksenli yaşanan son gelişmeler, Ukrayna

krizinde yeni bir boyutu daha gözler önüne seriyor. Yeni kriz alanı sadece

Washington ve Berlin le sınırlı değil. Buna başta Paris, Atina ve Madrid olmak

üzere AB üyesi birçok ülkeyi de dâhil edebilirsiniz.

ABD ile AB arasında kendisini gösteren krizin altında

yatan en önemli sebep, hiç kuşkusuz Rusya nın çektiği nükleer savaş kartı.

Gorbaçov üzerinden Ukrayna için gerekirse savaşırız türünden çıkışlar ve bu

noktada Rus kaba gücü nün şakasının olmadığını bilen Avrupalı liderler

şimdilerde kara kara düşünüyorlar.

Kırım la başlayan süreçte gerginliğin bu noktaya

varacağını, en azından kendi güvenliklerini bu derece etkileyebileceğini

öngöremeyen Avrupa, öyle görünüyor ki Rusya nın bu kadar dirençli ve kararlı

çıkacağını da hesap etmiyorlardı.

Zorun oyunu bir kez daha bozduğu bu süreçte Avrupa nın

geldiği nokta, amiyane tabirle tam bir sakal-bıyık hikayesi . Bir tarafta ABD

baskısı, diğer tarafta ise köşeye sıkıştıkça her geçen gün daha da agresifleşen

bir Rusya.

Avrupa açısından sorun sadece yükselen Rusya tehdidi

değil. Krizin ekonomik etkisi de önemli bir sorun olmaya başlamış durumda.

Özellikle de kriz içerisindeki AB üyesi ülkeler açısından. Bu koroya son olarak

İspanya da katıldı.

İspanya Dışişleri Bakanı Garcia-Margallo nun ifadesi

aynen şöyle: Yaptırımların bedeli hepimiz için ağır oldu. AB şimdiye kadar 21

milyar Euro kaybetti. Biz İspanya da tarım ve turizm alanında çok büyük zarara

uğradık.

İspanyol Bakan Garcia-Margallo bu açıklamayı Rusya ya

yönelik yeni yaptırım olasılıklarının görüşüleceği toplantıya katılmak üzere

gittiği Brüksel de yapmıştı. Toplantının sonucu mu Rusya ya yönelik yeni

yaptırımlar süren müzakerelere şans verilmesi amacıyla ertelendi.

İspanya ve Yunanistan bağlamında yaşanan son çıkışlar

öncesi AB içindeki Ukrayna bölünmüşlüğü şu şekilde ifade ediliyordu: Rusya ya

yönelik yaptırımların-cezalandırmanın artırılmasını savunan ülkeler (Baltık

ülkeleri, Polonya, İngiltere) ve bunların hafifletilmesini, hatta

kaldırılmasını savunan ülkeler (İtalya, Macaristan, Bulgaristan, Kıbrıs).

Şimdilerde bu listenin daha da kabarık bir hal aldığı

görülüyor. En azından ikinci gruba Almanya yı, hatta Fransa yı bile eklemek

mümkün.

Daha önceleri perde önünde Rusya ya karşı ABD ile ele

ele pozları veren ve yaptırımlar noktasında tavize yanaşmayan, arka planda ise

farklı düşünen Almanya-Fransa ikilisi gelinen aşamada ABD nin açık tepkisini

bile göze almış görünüyorlar.

Fransa, Ukrayna noktasında Rusya nın kırmızı çizgisinin

farkında olduğunu Ukrayna nın NATO üyeliğine karşıyız şeklindeki

açıklamasıyla ortaya koymuş durumda. Almanya da benzer bir tutum içerisinde.

Hatta ABD nin son dönemde ısrarla üzerinde durduğu

Ukrayna nın silahlandırılması fikrine bile sıcak bakmıyor. Silahlandırılmış bir

Ukrayna nın Rusya karşısında hiç bir varlık gösteremeyeceğini net bir şekilde

ifade ediyor.

Merkel-Hollande ikilisinin önce Kiev, akabinde ise

Moskova da yürüttükleri diplomasiyi bir de bu açıdan değerlendirmekte fayda

var. Elbette buna Merkel in Obama ile yaptığı son görüşmeyi de eklemek

gerekiyor. Bu görüşmeye, ABD-Almanya arasındaki Rusya krizindeki

yöntem-araçlar noktasındaki görüş ayrılıkları damgasını vurmuş vaziyette.

Bu arada Merkel, Washington da yalnız olmadığı mesajını

da Hollande ile sürdükleri çabaların devam edeceği ifadesiyle Obama ya

iletmiş durumda.

Almanya-Fransa ikilisine, hatta AB üyesi ülkelerin önemli

bir kısmına göre bu krizde ABD nin tuzu kuru ve bu kriz ABD nin Avrupa ve NATO

üzerindeki etkisini daha da arttırmasına hizmet ediyor.

ABD nin fazlasıyla kazançlı olduğu, Avrupa nın ise her

geçen gün kan kaybettiği bir ortamda Rusya nın ortaya koyacağı direncin Batı da

iki önemli sonuca yol açacağa görünüyor: AB içerisinde bölünme ve Batı

içerisinde ABD-Avrupa ayrılığı.

Muhtemelen Washington da bu iki olası gelişmeyi öngörüyor

ve buna göre bir takım senaryolar geliştiriyordur. Sizce de öyle değil mi