Öyle anlaşılıyor ki, Başbakan Erdoğan AB konusunda derin hayal kırıklığı yaşıyor. Hayal kırıklığını da "AB ye rest çekerek" gösteriyor. Aslında ortada rest çeken falan da yok.. Gazeteler Başbakan Erdoğan ın , "AB bizi yük olarak görüyorsa açıklasın. O zaman kapıyı baştan açmamış olsaydın, niye açtın" sözlerini rest çekme olarak nitelendirmişler. Aslında sözler dikkatlice incelendiğinde ortada bir rest çekme olmadığı, sadece yanıltılmış ya da yanılmış olmanın hayal kırıklığı açıkça görülür. Buna rağmen Başbakan ın kesinlikle AB ye kapıyı kapatmıyor oluşu görülür.
AKP iktidar olur olmaz uzunca bir süre sadece AB ile ilgilendi, Türkiye nin kaplarını AB ye sonuna kadar açtı ve bu kapıdan nasıl istersen öyle gir anlamına gelen teslimiyetçi bir politika izlendi. AB tarafından verilen ev ödevleri eksiksiz yerine getirildi, yasalarımız değiştirildi, daha da değiştirilecek.. Kısacası her alanda AB ye uyum sağlamak, bir diğer ifade ile AB ye benzemek için her istenen yapıldı. Tüm bunlar yapılırken biz bu köşede her fırsatta AB nin Türkiye yi üyeliğe almayacağını, boş yere hayal kurulmaması gerektiğini hatırlatmaya çalıştık. Bu ikazı da kesinlikle AB ye karşı oluşumuzun bir sonucu olarak yapmadık. AB ülkelerinde yapılan bir takım açıklamalar bunu açıkça gösteriyordu. AB nin Türkiye ye biçtiği rol imtiyazlı ortaklık gibi kapının dışında tutan ama kapıdan da uzaklaşmasını engelleyen bir formüldü. Bu arada AB ülkelerinde sıkça yükselen bazı seslerden de Türkiye nin üyeliğe alınmayacağını, Türkiye nin AB üyeliğinin Birliğin kuruluş amacına ters düştüğünü açıkça anlıyorduk.
Bir başka ifade ile AB nin Türkiye ye kapıyı açmadığını, hatta aralamadığını işin başından beri görüyorduk. Bazıları bu gerçeği görmediler, göremediler ya da görmek istemediler, kapı açıkmış gibi davranıp belki de AB yi Türkiye yi üyeliğe almak konusunda sıkıştırmaya çalıştılar. Elbette kalplerdekini bilmemiz mümkün değil. Ancak, açıkça görülenlere bakarak yorumlarda bulunmak mümkün.
Eğer bu ülkenin Başbakanlık koltuğunda oturan kişi hiç aralanmamış kapalı kapıyı açıkmış gibi görüp değerlendirmiş ise çok büyük bir yanılgıdır.. Yok eğer o da kapının kapalı olduğunu bildiği halde zorlama yoluyla kapının açılacağını düşünmüş ise Batı toplumunu hiç tanımamış demektir. Her iki durumda da ortaya hoş olmayan bir durum çıkıyor.
Niçin böyle olduğu sorusuna vereceğim cevap, AB üyeliğinin bir dış politika meselesi değil iç politikanın yeniden tanzimini öngören bir yaklaşım olarak algılamaktan kaynaklanıyor. Bir diğer ifade ile demokratikleşmenin tüm kurum ve kuralları ile yerleşmesinin AB üyeliği ile mümkün olabileceği düşüncesi Türkiye de bazı kesimlerin AB ye sarılmasına yol açtı.
Bu doğru mudur Yani AB üyeliği Türkiye de demokratikleşme sürecinin tamamlanmasını sağlayacak mıdır Bir diğer ifade ile AB yi Türkiye nin demokratikleşmesi ne kadar ilgilendiriyor Türkiye demokrasisi tam olarak yerleşsin diye AB kendi değer yargılarını bir kenara iter mi
Bu sorulara vereceğimiz doğru cevaplar Türkiye nin AB ile yol haritasını belirleyecektir.
Sonuç olarak diyebiliriz ki, Türkiye yi 40 yılı aşkın bir süreden beri kapıda bekletiyor olması AB nin bakışını açıkça gösterir. Hatta,Türkiye Roma anlaşmasına imza attığında devlet olarak ortada bulunmayan, bazı ülkelerin, bugün AB üyesi olduğu ya da olmak üzere bulunduğu, komünist blokun çökmesinin ardından AB ye müracaat eden bazı devletler de AB ye alındığı halde Türkiye ye hâlâ ev ödevi verilmeye devam ediliyor olması AB kapısının Türkiye ye hiç açılmadığının açık delilleridir. Bu bakımdan bugün AB ye "Madem bizi oyalayacak, aranıza almayacaktınız, öyleyse kapıyı baştan açmasaydınız" diye serzenişte bulunmanın bir anlamı yoktur. Çünkü, onlar kapıyı hiç açmadılar, bizde sadece bazı çevreler kapının açıldığı duygusuna kapıldılar.
Kendi yanılgımızdan dolayı AB ye kızmanın mantığı olamaz.