AB değişmediğine göre bu atak niye?

Abone Ol

Bir AB Reform Eylem Grubu varmış ama 3 yıldır toplanmıyormuş. Vardı da niçin toplanmadığı, cevabı verilmesi gereken bir soru olarak ortada duruyor. Böyle bir grubun toplanmayış sebebi eğer AB ülkelerinin Türkiye’ye karşı dışlayıcı, hatta düşmanca tavrı idiyse bu tavrın değiştiğini gösteren ortada ciddi bir gelişme var da bizim mi haberimiz yok? AB ile ilişkileri geliştirmeye yönelik böyle bir grubun oluşturulmuş olmasından haberimizin olmayışı galiba üç yıldır toplanmıyor oluşuyla ilgili olabilir. Kaldı ki, AB ile ilişkilere iktidar verdiği önemi göstermek için bir AB Bakanlığı bile kurdu. Buna rağmen AB ülkelerinin Türkiye’ye karşı tavrında iyi yönde bir gelişme olmadığı gibi, düşmanlıklar her gün biraz daha arttı/artıyor. Bunları tek tek sıralayacak değilim. Ama bir bakanımızın toplantı yapmasına izin verilmediği gibi polis refakatinde sınır dışı edildiğini unutmadık.

Hâlâ 15 Temmuz darbecilerinin bir kısmının AB ülkelerinde bulunduğu, terör örgütü militanlarına bu ülkelerde kol kanat gerildiği, bunun yanında başta Türkler olmak üzere AB ülkelerinde yabancı düşmanlığının her gün yeni bir boyut kazanıyor olması gibi hususlar hatırlandığında durduk yerde iktidarın “AB için kararlı adım” atmasının sebebini birilerinin izah etmesi gerekiyor. Bunun da ötesinde AB ile ilişkilerimiz tüm çabalarımıza rağmen düzelmiyorsa hâlâ niçin “AB atağı” yapmaya ihtiyaç duyuyoruz? sorusunun cevabını milletin bilmeye hakkı vardır. Bunun da ötesinde AB’den gelen bunca dışlayıcı tavra rağmen tüm bu gelişmeler sineye çekilerek adeta ilişkilerin bozulmasında suçlu taraf bizmişiz gibi hareket edilmesi kafalarda çeşitli sorular oluşturuyor.

Bu son hamlenin bizim bilmediğimiz ama bilmeye hakkımız olan bir takım sebepleri olabilir. Ancak, halkın oyuna büyük önem verdiğini bildiğimiz iktidar AB’den gelen bunca düşmanca tavra rağmen ille de bu birliğe girmede kararlı ise vakit geçirilmeden konunun halkın oyuna sunulması gerekir. Halkımızın oyu sistemin değiştirilmesini bile sağlayacak kadar güçlü olduğuna göre daha fazla vakit geçirilmemelidir. İktidarı oyları ile halkımız belirler ama bu belirleyiş sınırsız değildir.

Denebilir ki, ABD’nin her alanda saldırılarına maruz kalıyoruz. Bunun içinde yeni müttefiklere ihtiyaç var. Bu yeni müttefikler ise geniş ilişki içinde olduğumuz AB olabilir. Bu bir yaklaşımdır. Ancak, yaklaşık 60 yıldır beklediğimiz ama bir türlü açılmayan kapının önünde içeri gireceğiz diye ısrar etmek insanı rencide ediyor. Çünkü biliyoruz ki, AB bir Hıristiyan ittifakıdır ve bizi aralarına almalarının ilk ve temel şartı asli kimliğimizi bir kenara bırakarak onlara benzememizi, benzemenin de ötesinde kimliksizleşmemizi istiyorlar. Bunu görmek için AB ilişkileri üzerine uzun araştırmalar yapmaya hiç ihtiyaç yok.

Sadece, Suriye’den ülkemize 3,5 milyon mültecinin gelmesinin ardından bu mültecilerin bir kısmının kendilerini AB ülkelerine atmak için yollara düşmesi ve AB kapılarına dayanmasının ardından soluğu Türkiye’de alan AB liderleri verdikleri sözü ve attıkları imzayı unutmuş görünüyorlar. Yani, bize karşı kesinlikle samimi davranmıyorlar. Böyle bir durumun onlara duyduğumuz güveni yok etmesi gerekir. Hâlbuki sözünde durmayan, attıkları imzayı yok sayanlar onlar olduğu halde bir de bizi güvenilmez ilan ediyorlar. Yargımızı yargılıyor, nasıl olmamız gerektiği hususunda talimatlar yağdırıyorlar. Onların güvenliğini biz sağlıyoruz ama güvenilmez olan biz ilan ediliyoruz. Tüm bu gerçekler ışığında AB için atılacak her adım aleyhimize yeni gelişmelere zemin hazırlayacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu ise yanlıştır, yanlışın da ötesinde endişe vericidir.