'80'de çekilen ayarlar?

Abone Ol

1980 deki iki olay, Türkiye nin hem siyasi hem de

toplumsal yapısını kökünden etkiledi. İlki 24 Ocak Kararları, ikincisi de 12

Eylül darbesidir bu olayların. 24 Ocak Kararları, ekonomik manada küresel

sisteme entegrasyonun ilk adımları olup gereken ekonomik altyapıyı sağlamaya

yönelik ilk adımdı. 12 Eylül darbesi ise toplumun siyasi ve toplumsal manada

hizaya gelmesinin , tam anlamıyla küresel sistemin dümensuyuna girmesinin

yolunu açtı.

24 Ocak Kararları, neoliberal ekonomik sistemin yani

popüler adıyla serbest piyasa ekonomisinin önünü açarken, bu ekonomik

uygulamanın toplumsal hayata ve insan ilişkilerine de etkisi oldu ister

istemez. Misal, köşe dönmeci bir zihniyet, kamu yararı yerine kişisel

çıkarın, rantın ön plana geçtiği bir iklim yıllar geçtikçe oluştu. Bir toplumun

değişmesi birden bire değil, onyıllara yayılan bir süreçte gerçekleşir malum.

Bizim toplumumuzun insan erdemlerini, inancı ve ahlakı esas alan geçmişten

gelen bu yapısı da, geçen onyıllarda açıkça erozyona uğradı, uğratıldı.

Hak-hukuk bilmek, kul hakkı gözetmek, mazlumun yanında

olmak, suçlu ise utanmak veya pişmanlık duymak, mütecaviz değil de mütevazi

olmak, insaflı ve vicdanlı olmaya çalışmak, haddini bilmek gibi hasletler ciddi

şekilde aşındı. Köşe dönmecilik le başlayıp giderek benerkezciliğe ve haddi

bilmezliğe, patavatsızlığa, saldırgan ve kibirli olmaya doğru evrilen bu

süreçte, toplumun yapısı da önemli şekilde değişime uğradı. İnsanların

birbirine güveni azaldı, şan-şöhret, gösteriş, şatafat arttı ve kabul görür

oldu, edepli olmak değil de terbiyesiz olmak, utanmak değil de arsız olmak prim

yapmaya başladı. Dürüst ve namuslu olmak, işbitirici ve kaypak olmaya yenik

düştü.

İnsani hasletlerin erimesi toplumun reflekslerini yerli

yerinde göstermesine de engel olur hale geldi. Ahlaksızlık da, kuralsızlık da,

patavatsızlık da normalleşirken, tepkisizlik sıradan hale geldi. Ortaya çıkan

büyük rezaletler de, başka ülkede olsa ortalığı yıkacak siyasi skandallar da neredeyse

toplumun bazı kesimlerini hiç ilgilendirmez bir hale geldi. Savunulan ilkeler

güce, otoriteye, gösterişe kurban edilince, suçluya veya şaibeliye hesap

sorabilmek bile anormal karşılanır oldu.

Doğrunun tek olduğu ve hakkın her şartta ve durumda savunulması

gerektiği unutuldu, unutturuldu. Herkesin doğrusu veya meselelerdeki doğruluk

ölçütü bir partiye, bir cemaate veya bir gruba aidiyetine göre belirlenir hale

geldi. Haksızlık karşısında susup susmamanın ölçütü kişisel yakınlık, çıkar,

aidiyete endekslendi.

1980 den bugüne geçen yaklaşık 35 yıllık süre, toplumun

değişimi için yeterli olmuş gibi görünüyor. Artık kendisine Müslüman diyenler

bile alternatif olmak yerine eklemlenmeyi konuşuyor, düşünüyor. Küresel

zalim ekonomik ve siyasi düzene bir alternatif geliştirmek veya olabilmek

gerçekçi bulunmuyor, bunu dillendirenler fazla idealist olarak

suçlanıyor . Devir pragmatik olmak, sonuca endeskli olmak, amaca ulaşmak için

her yolu mübah görmek devri ve ilke, prensip, ideal, iddia, dava gibi kelimeler

de birilerinin lügatinden çıkalı çok oluyor.

Düşünce yapısı, davası, idealler elinden alınan kitleler

neyle avunacak Elbette ki, bugün olduğu gibi, güçle, güce tapmakla, maddi

menfaatle, gösterişle, kibirle, dünyevi zevklerle Herhangi bir idealin, bir

davanın peşinden koşmak hem zor, hem yorucu, hem sabır isteyen ve uzun soluklu

bir süreç. Sonuç değil de harcanan emek daha önemli. Kendini ortaya koymak,

inancından zerre taviz vermemek, bu uğurda menfaatleri, dünyevi nimetleri bile

yeri geldiğinde tersleyebilmek meselesi bir anlamda. Artık büyük bir kitle

yanaşmıyor doğrunun, hakkın, davanın yolundan zerre dahi sapmamaya. Bir milim

sapmanın 35 senede kaç km sapmaya denk geleceğini tahayyül edemeyenler çok

maalesef.

Küresel zulüm düzenine öyle bir entegre olma hali ki

bu, ekonomi denince tek anladığı borsa, faiz, döviz Üreten yok, tüccar, esnaf,

zanaatkar, çiftçi yok, memur, işçi yok; ille de parayla oynayan, ille de paralı

olan var. Gelinen noktanın çok küçük bir özeti, ama tam da anlatıyor.

1980 de Türkiye ye siyasi ve ekonomik anlamda çekilen

ayarlar, bugün meyvelerini tam da istendiği gibi veriyor. Oyunu kuranlar, her

zamanki gibi turnayı gözünden vurmuşlar.