Araştırmalar son alta ayda öldürülen kadın sayısının 139
olduğunu gösteriyor. Şiddete maruz kalıp, evinden uzaklaşan kadınlar ise
yakınlarının yanında ya da sığınma evlerinde çare arıyorlar. Tuzağa düşürülüp,
aileden koparılan ve türlü türlü tehlikelerin içine sürüklenen genç kızlar ise
toplumun bir başka yarası. Siyasiler,
sivil kurum ve kuruluşlar kadına yönelen şiddetin sona ermesi için yeni
projeler üretiyorlar. Erkeğe caydırıcı nitelikte cezalar veriliyor fakat yine
de şiddetin önüne geçilemiyor. Zira şiddete eğilim, ancak bu kişilerin şefkat
ve merhamet duygularının canlandırılması ile önlenebilir ki, bu da manevi
eğitimi gündeme getirmeden mümkün olamaz. Ayaklarına kelepçeler takılıp evden
uzaklaştırılan erkeklerin öncelikle yüreklerine seslenmek ve vicdanlarını
uyandırmak gerekir. Şiddet yanlısı koca önce insan olduğunun farkına varmalı ve
ahiret inancını kuvvetlendirmelidir.
Kadına yönelik
sorunlar gündeme gelirken, çalışan kadın hep göz ardı ediliyor.
Herhalde insanlarımız, Para kazanacağı bir iş bulmuş ve
evine ekmek parası götürebiliyor diye düşünüp sorunların üstünü örtüyorlar.
Oysa ülkemizde kadınların ekseriyeti, ağır şartlarda ve çok düşük ücretler
karşılığı çalışıp evine ekmek parası götürüyor. Çalışan kadının çocuğu ile
ilişkileri zayıflıyor çünkü evin yükü de tek başına annenin sorumluluğuna
veriliyor.
Uzmanlar çocukların hiç olmaza belli bir yaşa gelinceye
kadar anne ile vakit geçirmesinin daha uygun olacağını söylüyorlar. Ancak
günümüzde kadınların bir kısmı, mecburi olarak bebeğini bırakıp çalışmak
zorunda kalıyor.
Çocuğu ile geçireceği vakitleri dışarıda geçiriyor.
İşverenlerin çoğu ise aynı işi yaptıkları halde kadınları daha düşük ücretle
çalıştırıyorlar. Kadına yapılan negatif ayrımcılık çeşitli şekillerde gündeme
gelse de toplumumuzdaki kadın algısı hâlâ değişmiş değil.
Kadını sadece cinsel bir obje olarak gören bir kesim de
var. Kapitalizme uşaklık yapan bu kesim kadının bedeni üzerinden çıkar elde
etmeye çalışıyor. Bu zümreler kadının sadece güzelliğine vurgu yapıyor ve bu
yolla ticari çarklarını işletebiliyorlar. Ne yazık ki, bu sloganlar genç
kızlarımızın ilgisini çekip, zihin bulanıklığına sebebiyet veriyor.
8. Mart Dünya Kadınlar Günü bütün dünyada olduğu gibi
ülkemizde de kutlanıyor. Lakin kadının içine düştüğü sorunların hiçbiri çözüm
bulamıyor. Unutmamalıyız ki, sorunlar, bugünün hatırına bir demet çiçek alıp
yola düşmekle çözülemez. Başımızın tacı dediğimiz kadınlara biçtiğimiz değeri
yılın bir gününe zaten hiç indirgeyemeyiz. O nedenle, dışarıdan ithal aldığımız
bu suni gündemlerle onlara yapay vaatlerde bulunup, hayallerini yıkmayalım.
Yılın her günü onlara hak ettikleri değeri verelim ve vermeye devam edelim.