5+5 formülü, Ecevit’in sağlığı, 3 Kasım seçim süreci

Abone Ol

Beş artı beş formülü; 2000 yılında cumhurbaşkanlığında görev süresi dolan Süleyman Demirel’in bir beş yıl daha görevine devam etmesi için Bülent Ecevit tarafından gündeme getirilen ve Erbakan Hoca’nın da destek verdiği bilinen politik hamlelerden birisidir.
Ne var ki, bu hamle Refah Partisi’ni kapatma kararını açıklayan Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer isminin ciddi bir propaganda sonucu Fazilet Partililere dahi pazarlanmasıyla boşa çıkarılmıştı.

Peki, Ecevit ve Erbakan esasında yönetim tarzından memnun olmadıkları Demirel’in Cumhurbaşkanlığı’nın devam etmesini niçin istemişti?
Muhtemelen Başbakan Bülent Ecevit, kendisinin ekonomik enkazın altında bırakılacağını öngörürken Erbakan Hoca ise Demirel’den yeniden seçilmesi durumunda Fazilet Partisi’nin kapatılmasını engelleyeceğine yönelik işaret almıştı. Sonuçta siyaset uzlaşma sanatı. Ama esas olarak bu durum, deneyimli siyasetçilerin siyasete dışarından birilerince ayar verildiğini görmeleri ve buna engel olmak için bir araya gelmeleri olarak okunduğunda daha anlaşılır olmaktadır.

Ne var ki, siyasetin görece yeni sayılacak simaları Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller liderliğindeki ANAP ve DYP ile Fazilet Partisi’nde öne çıkan Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan’ın öncülük ettiği yenilikçi kanat medya ve sermayenin de desteğiyle öyle bir propaganda yürüttüler ki, Demirel’in devamını istemek adeta şeytanlaştırıldı.
Sezer’in Refah Partisi’nin antidemokratik bir şekilde kapatılması sürecinde Anayasa Mahkemesi’nin başında olmasından ise hiç bahsedilmedi.

Halbuki belki de Demirel merkezli uzlaşma sonucunda Fazilet Partisi hiç kapanmayacak ve Erbakan Hoca hakkındaki siyasi yasak kendiliğinden ortadan kalkacaktı.
Raporlara da yansıdığı şekliyle, yapılacak ilk seçimlerde de Erbakan liderliğindeki Fazilet Partisi yine önemli oy oranlarına ulaşarak ülke yönetiminde söz sahibi olacaktı. Ne var ki, Fazilet içindeki yenilikçi kanat bile cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kendi adayları olan Nevzat Yalçıntaş yerine Sezer’e oy vermeyi tercih etti.

Sonuç ne oldu, peki?

Demokrat kimliği öne çıkartılan Sezer Köşk’e seçildikten bir yıl sonra Fazilet Partisi kapatıldı. Böylece yenilikçi kanadın “kurduğumuz partiler kapatılıyor, siyaset anlayışımız değişmeli, Erbakan Hoca şimdilik köşeye çekilmeli” fısıltısı yaygınlık kazandı ve Millî Görüş’ün içinden bir grup ayrılarak AK Parti’yi kurdu.
Kısacası Millî Görüş bölündü, Erbakan Hoca siyaset dışına itildi.

Bu arada Kasım 2000 ve Şubat 2001 mali krizleri, Kemal Derviş’in ithal bakan olarak getirilmesi, Sezer ve Ecevit arasında yaşanan Anayasa kitapçığı krizi, ABD’nin Irak işgaline Ecevit’in karşı çıkışı, kısa süre sonra Ecevit’in hastaneye kaldırılması ve zehirlendiği yönündeki iddialar, Ecevit’in şüpheli şekilde artan sağlık sorunları, Kemal Derviş’in ABD’de 12 gün boyunca gözden kayboluşu, Türkiye’ye döner dönmez erken seçimi dillendirmesi, Bahçeli’nin bir anda 3 Kasım’ı erken seçim tarihi olarak ilan etmesi gibi gelişmeler yaşandı. Bütün bunlar, Türkiye’nin 2001 yılında nasıl bir cendereye sokulduğunu net bir şekilde göstermeye yetiyor aslında.
Netice itibarıyla Türkiye böyle bir atmosferde 3 Kasım seçimlerine yöneldi. Bu arada hiç hesapta olmayan yeni bir parti daha seçimlere katıldı: Cem Uzan liderliğindeki Genç Parti.

3 Kasım’dan yalnızca iki buçuk ay önce kurulan ve hülle yoluyla seçimlere girme hakkı kazanan Genç Parti, aldığı oy oranı ile öyle bir denge ortaya çıkardı ki, 3 Kasım mühendisliğinin bir eseri olduğu izlenimi ister istemez belirdi. Çünkü seçimlerde yüzde 7,5 nispetinde oy alan Genç Parti’nin baraja sınırlarda takılan MHP, ANAP ve DYP tabanlarından oy aldığını unutmamak gerekiyor. Böylece Genç Parti hamlesi, AK Parti ve CHP’den oluşan bir Meclis aritmetiğine ve yüzde 34 oy oranıyla AK Parti’nin yüzde 65’lik temsiline giden yolu açtı.

Bu seçimlerde Erbakan Hoca’nın son çare olarak Konya’dan bağımsız aday olma başvurusunun reddedildiğini de eklemiş olalım. 3 Kasım’ın üzerinden geçen 20 yılın ardından bugün siyasette yeni mühendislik kulisleri sıkça duyulmaya başlandı. Kahvehane sohbetlerinde dahi iktidarın “gidici” olduğuna karar verildiği imaları açıktan dillendirilir oldu. Ama ne acıdır ki, gidecek olanın yerine talip olanların meşruiyet aradığı yer halen aynı adres. “Onu alma, beni al” kabilinden malum yerlere mesajlar veren siyasetçiler, acaba hiç partiler ve vekiller mezarlığına dönüp bakmazlar mı? Kendi oyununu kuramayanların ancak başkasının oyununa figüran olduğu gerçeği apaçık ortada duruyor. Bu figüranlar arasında tercih yapmaya çalışan seçmenin durumu da bundan farksız. Halbuki ihtiyacımız olan tek şey; olası toplum mühendislikleri karşısında samimi bir niyetle meşruiyetini bu milletin değerlerinden, inancından ve kültüründen alan bir siyaset ortaya koymaktır. İşte o vakit, bir daha yeni 3 Kasım’lar yaşanmayacaktır!