40. Yılında Kıbrıs Barış Harekâtı

Abone Ol

Kıbrıs, tarih boyunca stratejik öneminden hiçbir şey kaybetmemiştir. Dünyanın ortasına denk geldiğini söyleyen görüşler de vardır.

Müslümanlar, Hz. Osman (R.A.) döneminde Kıbrıs’ı fethettiler. O sefere Allah Resulünün (S.A.V.) halası Ümmü Haram (R.A.) da katılmıştı. Fakat Müslümanların adaya yerleşimi Emevîler döneminde oldu. Kıbrıs, İslâm ülkelerinin orta yerinde bulunmasıyla Müslümanlar için de ayrıca stratejik bir öneme sahiptir.

Venedikliler ve Cenevizliler denizcilikte ileri gitmişlerdi. 13–16. yüzyıllarda korsanlık yöntemiyle Kıbrıs üzerinden Akdeniz’e hâkim oldular. O dönemde Kıbrıs’ın yerli halkı durumundaki Ortodoksların, söz konusu Katolik korsanların elinden çekmedikleri kalmadı.

Osmanlı Devleti bu zulme göz yummadı. Lala Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu, 40 bin şehit vermek pahasına da olsa 1570’te Kıbrıs’ı fethetti. 1878 yılına kadar adaya huzur ve barış hâkim oldu.

Siyonistler Arz-ı Mev’ûd planları çerçevesinde, çeşitli bahaneler ileri sürerek Osmanlı’yı yıpratmaya çalıştılar. İngiltere, Osmanlı’nın savaş yıllarından istifade ederek mülkiyeti Osmanlı Devleti’nde kalmak şartıyla, Kıbrıs’ın yönetimini ele geçirdi (1878).

İngilizler, bu tarihten sonra Kıbrıs’ın nüfus yapısını değiştirmeye başladılar. Benî İsrail ırkına mensup insanları bir ideal uğruna Kıbrıs’a yerleştirmeye çalıştılar. Adada Rumlar belirli bir çoğunluğa ulaştıktan sonra, soydaşlarımıza ve Müslümanlara zulüm yapmaya giriştiler. Kıbrıs’ı çatışma ve katliamların merkezi haline getirdiler.

1960’ta, Kıbrıs’ta karma bir Cumhuriyet kuruldu. Fakat Rumlar devlet olma vasfını taşıyamadıkları için, terör ve şiddeti ideallerine ulaşma yöntemi olarak seçtiler.

BARIŞ HAREKÂTI’NA DOĞRU

1963 ve 1967 yıllarında, soydaşlarımıza yapılan katliamların şiddeti iyice arttı. İnönü Hükümeti, uçaklarımızı Kıbrıs üzerinde dolaştırmakla yetindi. Daha sonra gelen Süleyman Demirel Hükümeti ise, harekât için yola çıkmış olan gemilerimizi İskenderun’dan geri döndürdü. Çünkü ABD, Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesini istemiyordu.

1974’te, Büyük Yunanistan idealini gerçekleştirmek isteyen EOKA Lideri Sampson, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios’a karşı bir darbe yaptı. Adayı Yunanistan’a bağlayacağını açıkladı. Tam bir terör havası estirdi. Çocuk, kadın, yaşlı demeden acımasızca soydaşlarımızı katletmeye başladı.

Bu dönemde, Türkiye’de CHP-MSP Hükümeti iş başındaydı. Ecevit Başbakan, Erbakan ise Başbakan Yardımcısı idi. Ecevit, problemin diplomatik yöntemlerle çözülmesi taraftarıydı. Erbakan Hoca, Rumların gözünü kan bürüdüğünü görüyor, müdahale için kaybedecek zamanın bulunmadığını düşünüyordu.

Nitekim katliamlar hızla devam ederken Ecevit diplomatik temaslar için İngiltere’ye gitti. Erbakan Hoca, Başbakan Vekili sıfatıyla Ecevit’i yolcu ettikten sonra havaalanında hemen kuvvet komutanlarıyla görüştü. Ordumuzun böyle bir harekâta hazır olup olmadığını sordu. Ordumuzun bu harekâtı başarıyla gerçekleştirebilecek güçte olduğunu öğrendikten sonra Bakanlar Kurulu’nu topladı. Ayrıca, asker de müdahalenin bir an önce yapılmasından yanaydı. Bakanlar Kurulu, Türkiye’nin Kıbrıs’ta garantörlük hakkı olduğunu dikkate alarak çoğunlukla Kıbrıs’a müdahale etme kararı aldı.

Bazı CHP’liler, “ABD ne der” düşüncesiyle Kıbrıs’a müdahaleye karşı çıktılar. “Bu macera olur, sakın böyle bir şey yapmayın. Bu bütün dünyaya savaş açmak olur” diyorlardı (Davam, Necmettin Erbakan, MGV Yay. Sh. 159).

Hatta “Amerika’dan yazılı muvafakat almadan bu harekâta kalkışmayın” diyecek kadar işi ileri götüren muhalefet liderleri bile vardı (A.g.e. Sh. 161).

BARIŞ HAREKÂTI BAŞLIYOR

Asker de Erbakan Hoca gibi düşünüyordu ama bazı tereddütleri vardı. Daha önce yaşananların tekrarlanmasından endişe ediyorlardı. Kuvvet komutanları düşüncelerini şöyle açıkladılar:

“Bize kesin emir verilmesi lâzım. Çünkü bizim askerimiz iki defa, bir nevi düş kırıklığına uğramıştır. Bize, `Gemileri yükleyin’ dendi. Biz de yükledik. Arkasından ABD Başkanı Johnson’un mektubu üzerine,`Hayır geri dönün’ dediler. Biz, askeri İskenderun’a geri indirdik. Ve böylece bir geri manevra görüntüsüne büründü yaptığımız iş. Sonra ikinci kez Demirel zamanında yine `Gemileri yükleyin’ dendi, yükledik. Ancak, ikinci kez askerimizi Kıbrıs yerine, geri dönüp kendi topraklarımıza çıkardık. Bugün siz bize yükleyin ve yola çıkın’ derseniz ve ondan sonra da yoldan geri çevirirseniz, biz artık bu askeri hiçbir zaman hakiki harekâtın yapılacağına inandıramayız. Bunun önemini dikkate alarak talimatınızı verin” (A.g.e, Sh. 159).

Erbakan Hoca, yapılan müzakereler sonucunda askere kesin güvence vererek talimatını açıkladı: “Yükleyin ve bu harekâta başlayın” (A.g.e, Sh. 159).

GKB Org. Semih Sancar, Kıbrıs Barış Harekâtı’nı başarıyla yönetti. Ordumuzun efsanevî gücünden bir şey kaybetmediği bir kez daha görüldü. Askerimiz 5 günde ulaşılması plânlanan noktalara 3 günde ulaşmayı başardı.

Bu zafer, Kıbrıs’taki katliamları durdurdu. Dünya Türkiye’nin gücüne bir kere daha şahit oldu. Millî Görüş’ümüzle her türlü engelin aşılabileceği ortaya çıktı. Nitekim Millî Görüş’ün temsilcisi MSP öncülüğünde verilen karar 14 senedir devam eden zulme 20 Temmuz 1974’te son verdi.

Büyük Kıbrıs Zaferi’yle Türkiye, Karlofça Antlaşması’ndan (1699) sonra ilk defa -hem de stratejik- bir toprak elde ediyordu.