Bu sistemin özü, Anadolu‘daki elbirliği ve imece sistemidir. Ama bugünkü şartlarda bu sistemin daha da revize edilmesi ve geliştirilmesi gerekiyor. Ben sürekli söylüyorum, Türkiye‘de 40 bin köye 40 bin çiftlik kurulmalı. Türkiye‘de her köyde bir çiftlik olmalı, insanımız bu çiftliklerde günün şartlarına göre hem çalışmalı hem de geçinmeli.
Siz, Emin Otomotiv ve Eminevim olarak farklı sektörlerde 20 senedir farklı çalışmalar yapan, binlerce aileyi otomobil ve ev sahibi yapan bir sistemin kurucususunuz. Çok özel organizasyonlar yapmaktasınız. Bunun yanında farklı projeleriniz olduğunu da biliyoruz. Türkiye‘nin bu tür projelere ihtiyacı var. Özellikle tarım ve hayvancılık alanında yatırım yapacak insanlar gerekiyor. Son yıllarda tarım ve hayvancılık çok zor durumda. Bu bağlamda bu sektörlerimizin durumunu değerlendirir misiniz?
Biz Eminevim ve Eminotomotiv olarak stratejimiz el birliği sistemidir. Problemleri çözebilmek için elbirliği sistemini geliştirmemiz, her yere ulaştırmamız gerekiyor. Bu sistemin özü, Anadolu‘daki elbirliği ve imece sistemidir. Ama bugünkü şartlarda bu sistemin daha da revize edilmesi ve geliştirilmesi gerekiyor. Ben sürekli söylüyorum, Türkiye‘de 40 bin köye 40 bin çiftlik kurulmalı. Türkiye‘de her köyde bir çiftlik olmalı, insanımız bu çiftliklerde günün şartlarına göre hem çalışmalı hem de geçinmeli.
Köylülerimizi çalıştırmak lazım
Bütün köylülerimizin içinde olacağı bir projeden bahsediyoruz.
Evet. Bunu nasıl yapabiliriz? Bu projenin iki ayağı var. Birisi millet ayağı, ikincisi devlet ayağı. Buradaki devlet ayağında, devlet kredi veriyor, ama teminat istiyor. Köylümüz bu teminatı gösteremediği için köylümüzün krediyi alması zorlaşıyor. Çünkü, köylünün teminatı alacağı rakamı karşılamıyor. Bu aşamada bu köylerin bulunduğu köylerden, vilayetlerden, kasabalardan olan işadamlarına görev düşüyor. Burada müşterek proje yapılması lazım, buradaki projelerin ortaklaşa yapılması lazım. Bugün köylerimizde birer hane varsa, her hanede 3 hayvan var, her aileye bu kadar hayvan bağlanmış oluyor. Bu rantabl değil. Son on yılda her ailede 3 hayvan vardı, hayvancılık problemi bu şekilde çözülmeye çalışılıyordu. Aileler 3-5 hayvan için kendilerini bağlamamaya başladı. "Yeşilkartım var, emekliliğim var, Almanya‘daki oğlumdan destek alıyorum" diyerek köylülerimiz tembelleşti. Aslında tek ahırda hayvanlara tek kişinin bakması gerekiyor. Köylülerin 200 tane hayvanı varsa, 200 hayvanın bakımı tek çiftlikten, tek ahırdan yapılmalı. Köylünün organizasyonuyla, şehirlinin kültürü birleştirilmeli, müşterek organizasyonlar yapılmalı. Bu organizasyon ne tür kolaylıklar sağlar? Öncelikle veteriner ayağı kolay olur. Hayvanların yem alımı toptan olur, ucuz olur. Hayvanların süt üretmişse, sütlerinin pazarlanması, teknik olarak depolarla soğutma depolarıyla, soğutma silolarıyla daha kolay olur. Bugün süt alıcıları, köylerde ev ev dolaşıyor, her evin önüne bir ibrik asıyorlar. Bunun için milleti siyasetle kalkındıralım diyen ve proje üretenlerin topluma katkıda bulunması gerekir. Biz bu noktada köylerde müşterek organizasyon yapabileceğimiz yerler arıyoruz. Ama burada yüzde 20 veya yüzde 50 ortak olabiliriz. Bu köylüyü ortak etmek suretiyle, hem köye dağılmasını sağlamak, bürokratik hizmetler vermek, hem de bu işin içinde onları istihdam etmek. Belli bir sürece ihtiyaç var ama, bu süreç Hollanda‘da, Almanya‘da, ABD‘de olduğu gibi çözülecektir.
Bu projelerinizi uyguladığınız prototip bir köy oldu mu? Bu projelerinizi geliştirebileceğiniz bir alan önünüze çıktı mı?
Hayvancılık Türkiye‘de iki senedir değerli hale geldi. İki sene önce insanlar ellerindeki hayvanları maliyetlerinin altına satmışlardı. İnekler 1000 dolar civarında satıldı, şimdi 3 bin dolara yeniden alınıyor. Benim elimde de vardı, fuzuli bir yok getiriyordu. Hayvancılık Türkiye‘de iki senedir gündeme geldi.
Peki öngörünüz nedir? 40 bin köye 40 bin çiftlik projesiyle ilgili olarak.
Bu bir slogan oluyor. İnsanlar şehirlerde memleketlerini kalkındırmakla ilgili çalışmalar yapabilirler. Büyükşehirlerde Anadolu‘dan milyonlarca insan var.
İmece sistemiyle hayvancılık
Bu etin stratejik öneminin anlaşıldığı iki dönemi mi kuşatıyor?
Doğru. Etin öneminin anlaşıldığı ve fiyatının katlandığı dönemi kastediyoruz. Bu dönemde biz Adapazarı‘nın Kaynarca, Ferizli ve Söğütlü kazalarında takriben 500-600 dönüm bir yer aldık. Bu yerlerde şimdi teknik olarak açık ahır hayvancılık için müracaatlarımızı yaptık. Tabi bunun ruhsat alma dönemleri de çok süre alıyor, yavaş gidiyor. Ruhsatı aldık, inşaata başlama aşamasındayız. Ayrıca bu civarda bir besi tavuk çiftliği yaparak bir deneme yapacağız. 80 bin tavuk ve 550 tosun besisi için deneme yapacağız bu alanda. Burada müşterek bir avantaj sağladığımızda elbirliğiyle halka açacağız. Bunun bir ayağı olacak. Bir memur bir sene sonra Kurban Bayramı‘nda kurban kesecek. Diyeceğiz ki, "Gel kurbanını al buraya koy, besleyelim, maliyetini üzerine koyup sana normal yüzde 60-70 oranında kurbanını maledelim" diyeceğiz. Bu şekilde sipariş alacağız, ismini yazacağız. Elbirliğiyle 100 bin hayvanın bu tür ahırlarda bakılması mümkün. İnsanlar bir sene önce kurbanını ucuz bir şekilde almış olacak. Burada nedir mesele? Hem hayvanın sahibi belli, piyasada bir düşme yok, hem önceden satılmış olacak. Diğer yandan isteyen insanlar bu ahırlara süt inekleri koymak suretiyle buradaki sisteme ortak olacaklar. Diyecek ki vatandaş, "Ben dövize, borsaya, altına sonu belli olmayan yerlere değil de bu şekilde bir yatırım yapayım, siz de benim ineklerime burada bakın. Sütü satın, masrafları düşün, param kalırsa alayım". Burada çok cüzi bir organizasyon ücreti alarak böyle bir yapılanmayı gerçekleştirmiş olacağız.
Çok stratejik bir proje sunuyorsunuz hayvancılığımız için. Peki son dönemdeki hayvancılık politikamızla ilgili neler düşünüyorsunuz? Bildiğiniz gibi et fiyatlarındaki artış dolayısıyla ithal hayvancılık serbest bırakıldı. Hayvancılık sektöründeki aktörlerimiz sıkıntılı.
Geçmişten gelen sıkıntılarımız var. Bu sebeple devlet geç kalıyor. Geç kaldığı zaman da acil çözüm politikasıyla ithalata yöneliyor. Bu durumu 5 yıl önce 10 yıl önce öngörebilseler, Türkiye‘nin hayvan ihtiyacıyla ilgili olarak stratejik planlamalar 5 yıllık 10 yıllık periyotlarla yapılabilse, bu durumlar ortaya çıkmayacak. Bu sıkıntı daha da büyümemesi için, pansuman tedbirleri alıyorlar. Bunun kapısını açtığınızda bir çok hayvan Türkiye‘ye girmiş oluyor. Hiç olmazsa, gebe hayvanlar girebilse onların katma değeriyle bir şeyler yapılabilir. Ama, bu ithalat sadece et fiyatlarındaki artışa yönelik, ateşin alevini almaya yönelik. Maalesef, dövizimiz dışarıya akıyor, kendi insanlarımızın hayvan yetiştiriciliğine darbe vuruyoruz. Bir de bizim devletimizin yapması gereken bir şey daha var. Köylerimizde araziler çok taksim edilmiş durumda. Buna bir an evvel çözüm üretilmesi gerekiyor. Herkesin elinde 10 dönüm, 20 dönüm, 50 dönüm yer var. Halbuki köylerimizdeki bu kullanılmayan arazilerle ilgili bir yönetmelik getirilmiş olsa, kanun çıkarılsa çok daha stratejik bir karar alınmış olur. Bunlar milli servettir, 10 yıl boş kalmamalı, ya ekilmeli, ya biçilmeli ya da eken birine verilmeli.
Şehirlere göç engellenebilir
Bu projenin aynı zamanda şişme noktasına gelen büyükşehirlerin göç problemiyle ilgili bir çözüm getireceğine inanıyor musunuz?
Elbette. Bu çiftliklerin başına bir müdür lazım, çalışan lazım, veteriner lazım. Buradaki insanlara iş ürettiğinizde, hiç olmazsa onlar büyükşehirlere gelmemiş olurlar. Büyükşehirlerdekileri gönderemezsek bile bari yeni göçlerinin önünü almış oluruz.
Peki bu projenin maliyetini yaptınız mı? Bu projeler hayvancılığımıza neler kazandıracak?
Devlet, vergi üretmek, kredi vermek yerine insanlara istihdam üretecek kanalları açarsa, belki 50 kişiye 200 tane tosun veriyorum der. Böylelikle 50 kişi birbirine müteselsil kefil de olmuş olurlar. 50 haneye 200 hayvan, her haneye 4 tane hayvan düşmüş olur. 100 hayvanı da o işi istihdam edecek şehirli kişi koyarsa, 300 hayvan olur. Fevkalade bir yönetmelik ortaya konularak bu problemler kısa sürede çözülür. Kooperatifçilik aslında Türkiye‘ye uydurulamadı. Biz bunu herkesi kuşatacak şekilde yapabilseydik, çok farklı şeyler ortaya çıkardı. Bu işe köyün imamını, köyün öğretmenini, muhtarını katacak projeler üretmiş olsak, devlet de bunlara katkı sağlasa, vergi muafiyeti, çalışanların sigortasıyla ilgili imkan, sigortaları devletin karşılaması gibi kolaylıklarla bir çok şey çözülmüş olur, büyükşehirlere yığılma önlenmiş olur. Orada ahırda çalışan 5 kişi sigortalı olur, belli bir yüzdesini devlet karşılar. Şehirde bir insana hizmet vermek devletin maliyetlerini katbekat yükseltiyor. İstanbul‘da bir insanın yaşama maliyeti, o yaşam kadar daha maliyet içeriyor. Yol, su, elektrik. Halbuki bunları köylerde çözmek çok kolay. Bundan sonra zaten dünyanın gündeminde gıda olacak.
Emin Üstün: Refahı tabana yaymalıyız
Bölgesel olarak da stratejik planlama bağlamında bir gıda politikasının ortaya konulması gerekmiyor mu?
Bu konuda devlet halkın önüne geçemedi. Hep vatandaşın arkasından geliyor. Mesela, insanlar büyükşehirlerde gecekondularını yaparlar, arkasından yol, su, elektrik gelir. Evvela altyapı yapılsa, üzerine binalar yapılsa, maliyet düşük olur, hem de iş kolay olur. Bu bir kader. Gelişmekte olan ülkelerin kaderi, biz bunu zamanla çözeceğiz. Biz hayvancılık noktasında çok önemli çalışmalar yapıyoruz. Bir yumurtanın bile maliyetini hesaplamaya, gelecekte ne olur konusunu çözmeye çalışıyoruz. Bugünkü yumurtanın maliyeti çok düşük. Satış fiyatları çok yüksek. Bu fiyat aralığı devam etmeyebilir. Maliyeti mesela söylüyorum 10 kuruş, bunun altından üretici kalkamaz, tavuğunu keser, kesince yumurta çıkar 50 kuruşa. Burada denge politikaları lazım. Köylünün, toplumun yumurta tüketmesi lazım. Yumurta tüketmesi için gelirin topluma yayılması lazım. Milli gelir bir yerlerde toplanmış durumda. Tabanda insanlar, yumurta tüketemiyor, et tüketemiyor, süt tüketemiyor. Yabancılar yılda 100 litre süt tüketiyor, biz 10 litre bile tüketemiyoruz. Bu şekilde de bir dengesizlik var. Devletin burada bir organizasyonla refahı tabana yayması gerekiyor.
Bankaların kredi sistemi değiştirilmeli
Büyükşehirlerde birikmiş kent sermayesini de köylere yeniden döndürmenin hesabını yapmak lazım diyorsunuz?
DevHer gün et yiyen insanla, yılda bir kez et yiyen insan arasında fark var tabii ki. İnsanların, çoluk çocuğun yetişmesi için her hafta protein alması gerekir. O halde, tabanda da sosyal adaleti sağlamak lazım. Bunun ölçüsü, elbirliği, imece kültürü, dayanışma. Buna bir ibadet, hizmet gözüyle bakılacak. Bir çok insana iş sağlanacağı, istihdam sağlanacağı düşünülecek. Biz bunun yanında Burhaniye‘de zeytin topluyoruz. Zeytin bahçeleri satın alıyoruz. İnsanların 100 yılda ürettiği zeytin ağaçları bedava şekilde satılıyor. İleride insanlarımız ellerindeki zeytin ağaçlarını satarsa, imara açarsa, o bölgelerde zeytin ve zeytinyağı konusunda da aynı sıkıntılar yaşanabilir. Her şeyde devletin milletle elele vermesi lazım. Burada iş girişimcilere iş düşüyor. Şu anda dünyada rant ekonomisi var. En çok para nerden kazanılır? Var. En çok parayı bankalar kazanıyor. Çünkü faizle para satıyor. Buna bir sosyal adalet üretecek projeler ortaya konabilse, bankalar bunun yanında 100 lira satıyorsa, 20 de köylüye kredi verme şartı konulsa. Hayvan üreticilerine çok düşük faizsiz krediler. İslamda buna karz-ı hasen deniliyor. O zaman bankalara da bir yük getirmek lazım. Bankalar kredi kartından yüzde 3 faiz alıyor. Bankalara da bir sorumluluk yüklemek lazım. Bir çok bankanın karı milyar dolarları aşıyor. Ama hayvancılıkla uğraşan insanlarımız milyonlarca lira zarar ediyor. Burada sosyal adaleti sağlamak lazım. Ne komünizme gitmek lazım ne tam kapitalizm. Orta bir nokta bulup, bu noktayı işlemek lazım. Bu da bizim vicdanımızla aklımızı birleştirmemizle ortaya çıkacak. Vicdan da ancak din kültürüyle elde edilebilir. Sorunu kapitalizm de çözmüyor, bir yere gelecek tıkanacak, Avrupa‘da, Amerika‘da tıkandığı gibi. Tamam ticarete döküyorlar işi. Bizim Peygamberi düsturumuz bellidir. "Komşumuz açken biz tok yaşamayacağız". İstanbul‘a gelenler, İzmir‘e, Ankara‘a gelen işadamları mesuliyetten kurtulmuyorlar. Geldikleri yeri kalkındırmaları gerekiyor. Toplumsal vicdanı harekete geçirmek lazım.
Son olarak başka mesajınız var mı?
Eminevim olarak bizim toplu konut projelerimiz var. Elbirliği projesiyle olacak. Devlet bunu yapıyor, ama yetişmiyor tabii ki. Beylikdüzü‘nde bir yer aldık bununla ilgili, Aydınlı‘da almıştık. Kurtköy‘de bir yer almıştık. Buralarla ilgili toplu konut projelerimiz var. Daha ziyade ağırlıklı olarak, müşterek olarak neler yapabilirizi ortaya koyuyoruz. Müşterek çalışmayı öğreneceğiz. Toplumun gözü yılıyor müşterek çalışmaktan. İnsanlar binlerce savaş yapıyor, kazanamıyor, sonra bir tanesini kazanabiliyor. Geçmişte holdinglerin kurulması da bir iktisadi savaştı. Başarılı olduk olamadık, ama buna devam etmek lazım. İktisadi başarıyı elde edemezsek, bu ülkeyi iktisaden kim ele geçirirse, onlar başarılı olacaklar demektir. Bizler küçük sermayelerimizi biriktirip bir araya getiremezsek, Türkiye 100 milyar dolarlık şirketlerin siyaseten baskısı altında olmaya devam edecektir. O şirketler dünyayı yönetecek, silah satmak için savaş çıkaracak, dünyaya hastalık icat edecekler ilaç satmak için, insanların genetik yapısını bozmak için ilaç satacaklar, gıda satacaklar. Namuslu insanlar parayı kontrol ederlerse, bu işlerin hiç birisi olmaz.
Dünyanın önceliği gıda olacak
Dünyanın birinci problemi petrol ama, daha sonra gıdaya dönecek. Önümüzdeki 10 yılın, 20 yılın problemi gıda olacak. Özellikle genetik yapısı bozulmamış gıdalara ihtiyacımız var. Köylerimizde temiz havayla bu gıdalar üretilecek. Hiç olmazsa köylünün kendi imkanlarıyla yetiştirdiği buğday, arpa, çavdarla, yoncayla bu iş halledilmiş olacak. Fabrikasyon üretimden doğala geçiş, gıdadaki en büyük problem. Amerika‘da bunları çok büyük fabrikalasyon üretim yapan çiftliklerle hallediyorlar. İnsanların genetik yapısı bozuluyor, nesiller mahvoluyor. Amerika‘da herkes obez olmuş durumda.
Türkiye‘de de bunlar var aslında. Hayvanlara mısır tükettiriliyor. Mısırı fazla üretimini sağlamak için genetik yapısı değiştiriliyor. Tabi Amerika‘da insanların maliyeti çok yüksek, sigorta primleri çok yüksek. Ama biz tüm bu problemleri Anadolu‘da 600-700 dolara halletmiş olacağız. Bir adam yerine 10 adam çalıştırmış olacağız.