Muhterem Müslümanlar!
Hepimizin bildiği gibi İslam’ın 4 ana kaynağı vardır. Bunlara fıkıh dilince edille-i şeriyye deniyor. Bunlar:
1. Kur’an
2. Sünnet
3. İcma
4. Kıyas
Kur’an, Cenab-ı Hakk’ın 23 yıllık zaman zarfı içinde Peygamber Efendimiz aleyhisselât-u vesselama Cebrail aleyhisselam vasıtasıyla vahyedilmiş kitabımızdır. Bunda şüphe yok ve buna itiraz da yok. Kur’an’ın İslam’ın temel kaynağı olduğunu herkes biliyor ve inananlar da iman ediyor.
Sünnete gelince:
Peygamber Efendimizin söz, fiil ve davranışları genel anlamda Resulûllah’ın sünneti olarak tarif edilir. Bunları nakleden haberlere de hadis-i şerif denmektedir.
Sünnet, İslam dininin ikinci temel kaynağıdır. Sünnet, Kur’an-ı Azim’i açıkladığı gibi hakkında hüküm konmayan konularda yeni hükümler getirmiş, mahiyeti Kur’an-ı Kerim’de ayrıntılı olarak bildirilmeyen meseleleri ise teferruatıyla açıklamıştır. Hiçbir aklı başında mümin Peygamberimiz Efendimizin (S.A.V.) sünnetine ihtiyaç duymadan İslam’ı hakkıyla öğrendiğini, yaşadığını ve hakikatlere ulaştığını iddia edemez.
Kur’an-ı Kerim’de, Rabbimiz Teala Hazretleri Peygamber Efendimizin Kur’an-ı Azim’i açıklamakla görevli olduğunu beyan ediyor. Buyuruyor ki:
“Sana Kur’an’ı indirdik ki, kendileri için indirilenleri onlara açıklayasın. Umulur ki, onlar düşünürler.” (Nahl Suresi, ayet: 44).
Muhterem Müslümanlar!
19’uncu asırda, yabancı devletlerin sömürgesi altında bulunmuş bazı İslam ülkelerinde hadis-i şeriflere ve Peygamber Efendimizin sünnetine ihtiyaç duymadan İslam’ı anlamak ve dini hayatı yaşamak tarzındaki iddiaların/anlayışların son yıllarda ülkemizde de ortaya çıktığı hepimizce ibretle görülmektedir. En sağlam rivayetler muteber eserlerde toplanarak gelen hadis-i şerifler, İslam ve ilim dünyasında kabul görmüş ve benimsenmiştir. İhanet odakları bunu bildiklerinden, şimdilerde hadisler yerine, bizzat sünnetin kendisine yönelerek, onun bağlayıcı ve belirleyici kaynak oluşuna itiraz etmektedirler. Bu ihaneti iyi tanımak lazım…
Muhterem Müslümanlar
Mütevatır bir sünneti inkâr edene kaynaklarda kâfir deniyor. (Molla Hüsrev, Mirat’ül-Usul, C/2, Sf: 8-9, İstanbul – 1307).
Bazı kişiler arasında sünnet dar kalıplar içinde anlaşılıyor: “Yapıldığında sevap, yapılmadığında cezası olmayan şeylerdir” deniliyor. Bu son derece yanlış bir kanaattir. Sünneti önemsememek felakettir. Sünnet dışlanınca sapıklık ve zındıklık başlıyor.
Muhterem Müslümanlar!
Zamanımızda Müslümanlık iddiasında bulunup da dini önemsemeyenlerin sayısı bir hayli kabarıktır. Bunlar inanıyoruz dedikleri halde neden dini önemsemiyorlar Bunun birinci sebebi, sünnet ile amelin terk edilmesidir.
Kur’an-ı Kerim’de Peygamberimiz tanıtılırken buyruluyor ki:
“O, kendi arzu ve hevasından konuşmaz. O’nun her konuştuğu, Allah tarafından vahiyden başka bir şey değildir.” (Necm Suresi, ayet: 3–4).
Resulûllah Efendimiz de buyurdu ki:
“Size iki şey bıraktım. Onlara sımsıkı yapıştıkça asla yolunuzu şaşırmazsınız. Bunlar, Allah’ın kitabı ve Resulünün sünnetidir.”
Kur’an ve sünnete göre yaşayalım Muhterem Müslümanlar!