İskilipli Muhammed Atıf Hoca, Sebilürreşat mecmuasında Mehmet Akif, Bediuzzaman ve Eşref Edip‘le birlikte yazardı. Bu arada Çorum‘dan aday olup mebus seçileceği sırada bir kere daha İttihatçıların hıyanetine maruz kalarak, 31 Mart Vak‘ası‘nda yazdığı bir makale yüzünden bir hafta tutuklandı ve cezaevine kapatıldı.
Çok okunan ve İstanbul‘da basılıp bütün Osmanlı vatanına dağıtılan değişik gazete ve mecmualarda makaleler yazmayı sürdürür. En çok yazıları da "Beyanül‘l-Hak", "Sebilürreşat", "Mahfel" mecmuaları ile "Alemdar" gazetesinde çıkmıştır.
Sebilürreşat mecmuasında Mehmet Akif, Bediuzzaman ve Eşref Edip‘le birlikte yazardı.
Bu arada Çorum‘dan aday olup mebus seçileceği sırada bir kere daha İttihatçıların hıyanetine maruz kalarak, 31 Mart Vak‘ası‘nda yazdığı bir makale yüzünden bir hafta tutuklanır ve cezaevine kapatılır. Suçsuzluğu tebeyyün edince-ortaya çıkınca, anlaşılınca- serbest bırakılır. Mahmut Şevket Paşa‘nın katlinde dahli olduğu- parmağı olduğu, azmettirdiği- ileri sürülür. Onu siyasi hayattan ve Meclis-i Mebusan‘dan uzak tutmak isterler. Bir buçuk yıl sürgün cezasıyla İstanbul‘dan uzaklaştırılır
Bir yük gemisinin ambarında kendisi gibi elleri kelepçeli yüzlerce ilim adamı ve din âlimiyle birlikte Sinop kalesindeki zindanlara sürgüne gönderilir. Çorum, Sungurlu ve Boğazlayan‘da tam bir buçuk sene sürgün hayatı yaşar.
Sinop sürgünü canlı şahitlerinden emekli imam Cevdet Soydanses anlatıyor: " İskilipli Atıf Hoca‘yı ilk defa Sinop‘ta gördüm. İttihatçılar takriben altı yüz kişiyi Sinop sürgününe gönderiyordu. Aralarında babamla Atıf hocanın da bulunduğu bu sürgün grubunun ekseriyeti sarıklı hocalardandı. Din adamlarıydı. Atıf hoca sakin, heybetli ve efendi bir insandı. Çok etkili konuşan ve eli kalem tutan münevver bir adamdı. Bu sürgünden sonra da tekrar İstanbul‘a dönmüştü."
Yaşanan her iki sürgünden sonra da resmi makamlar Atıf hocaya, olayın bir adli hatadan kaynaklandığını, bir yanlışın kurbanı olduklarını özür dileyerek ifade etmişlerdi. Amma bade harabul Basra!
Asırlık geleneğe son veriliyor
İttihatçıların devleti batırmaları sonucu İstanbul‘a dönmüş ve Şeyhülislamlığa verdiği dilekçe ile 1 Ocak 1919"da Darü‘l-Hilafeti‘l-Aliyye Medreseleri İbtidai Dahil Medresesi Umum Müdürü olmuştur. Bu arada Medresetü‘l-Kuzat‘ta "Hikmet-i Teşriiyye" müderrisliği de yapmıştır.
1920‘de devrin ulema ve müderrislerinin haklarını korumak üzere kurulan ve içinde Mustafa Sabri, Mustafa Saffet ve Said-i Nursi gibi zevat-ı kiramın-büyük şahsiyetlerin de bulunduğu "Müderrisler Cemiyeti"ni kurar.
Son yılında, yani 1922‘de Huzur Derslerine muhatap olarak iştirak etmiştir.
Huzur dersleri Ramazan aylarında, sarayda ve padişahın huzurunda memleketin seçkin âlimlerinin katıldığı ilmi sohbetlerdir. Zaten bu asırlık gelenek de 1922 yılında sona erdirilmiştir.
Atıf hocanın da yazılarının yayınlandığı Alemdar gazetesinde İngilizlerin baskısıyla ve sadrazam Ferit Paşa‘nın ağzından Mustafa Kemal‘in idam kararı yayınlanmıştı. Atıf hoca ile arkadaşı Tahirul Mevlevi karşı çıktılar. Katılmadılar ve Vakit adlı günlük ceridede tekzip ettiler. Atıf hoca, toplumsal ihtiyaçlara duyarlıydı. Nerede bir hayır hizmeti varsa Atıf ona omuz verirdi.
Zayıf düşen Donanma cemiyeti için açılan bağış kampanyasını destekledi. Bir kitap yazıp gelirini Donanma cemiyetine bağışladı. "Nazar-ı Şeriatta Kuvve-i Berriye ve Bahriyenin ehemmiyeti ve vücubu" Eserin orijinal adı böyle. Günümüz açılımı:"Şeriatta Deniz ve Kara kuvvetlerinin önemi ve gerekliliği." Atıf hocaya bu eseri için teşekkür edildi ve ödül verildi.
Mustafa Sabri ve Bediuzzaman Sait Nursi ile birlikte "Teali-i İslam" -İslamı Yüceltme- cemiyetini kurdu ve halka açıldı.
Atıf Efendi‘nin sütunlara yansıyan sert münakaşaları
Teali-i İslam cemiyetinin ilk beyannamesi, İzmir‘in Yunanlılar tarafından işgali üzerine halkı düşmana karşı kıyama teşvik eden sert bir protesto niteliğindeydi.
Ancak yine işgalci İngilizlerin baskısıyla İstanbul hükümeti Anadolu‘da parlayan Kuvayı milliye hareketine karşı bir fetva yayınlandı. Fakat Anadolu âlimlerinin karşı fetvaları bu etkinliği boşa çıkarttı. Yine İngiliz istihbaratının baskısıyla Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi‘ye zorla Teali-i İslam cemiyeti adına bastırılmıştı ve yönetim kurulu üyelerine imzalamaları için baskı yapılıyordu.
İskilipli Atıf Hoca ile arkadaşı Tahirul Mevlevi bu eyleme şiddetle karşı çıktılar. Ancak itiraz edip dağıtılmasına engel olmaya çalıştılarsa da, imzasız ve mühürsüz olarak da olsa Yunan uçakları tarafından işgal altındaki Anadolu coğrafyasına atılmasına engel olamadılar. Atıf hoca yayınlanan Vakit gazetesinde bir tekzibname-yalanlama yayınladı.
Tahirul Mevlevi, Ankara İstiklal mahkemesinde berat ettiği halde, mahkeme zabıtları arasında yer alan İskilpli Atıf‘ın tekzibnamesi yok farzedilmiştir.
Atıf efendi gazetedeki yazılarıyla, karşı fikirde olduğu Süleyman Nazif, Cenap Şehabettin ve Ömer Rıza Doğrul ile sütunlara yansıyan sert münakaşalar yaptı.
Sonun başlangıcı
"Atıf Efendi Kütüphanesi Neşriyatından" adıyla yeni bir seri kitap yazıp yayınlamaya başladı. Bu kitap satışlarıyla aynı zamanda evin ihtiyaçları da karşılanıyordu.
1923 yılında bir kitap yazdı. Kitabın adı "Tesettür-ü Şer‘i" yani dini örtünme veya şeriata uygun örtünme. Kapışıldı.
1924 ilkbaharında serinin ikinci kitabı yayınlandı. "Din-i İslam‘da Men‘i Müskirat" yani İslam dininde içki yasağı. Halk sağlığını korumak ve sağlıklı nesiller yetiştirmek için gençleri aydınlatan ve çözüm üreten bir eser. Büyük rağbet görür ve kitapçılarda yok satar, kısa zamanda tüketilir.
12 Temmuz 1924 tarihinde ise hayatına mal olan Frenk Mukallitliği ve Şapka adlı küçük boy, iki forma yani otuz iki sayfa ve Kader matbaasında basılmış bir kitapçığı daha yayınlanır. İskilipli Atıf Efendi bu seriyi on yılda elli eserle tamamlamak umudundadır. Bu on yıllık uzun vadeli bir yayın programıydı. Tarihlere bakınca görülecektir, bu kitap, şapkayla ilgili kanunun kabulünden bir buçuk yıl önce yayınlanıyor. Evrensel hukuk kuralıdır: Her kanun kabul edildiği andan itibaren geçerli olur, işlerlik kazanır. Atıf hoca örneği hariç. Bu kitapçık aşağılık kompleksi ve özentiyle başlayan Avrupa taklitçiliğini eleştiren bir eser hüviyetindedir. İlim ve fen kabulü caizdir. Bilinçsizce Avrupalı taklit edilmektedir. Onun kılık kıyafeti ve yaşam tarzı. Oysa ilim müminin yitik malıdır nerde ve kimde olsa almalıdır.
Kılık kıyafette onlara benzemenin ruhsal zaafa ve bozulmaya yani psikasteni ve psikopatolojiye sebep olacağına ve insanın davranışlarına yansıyacağına, bunun da bağımsız bir şahsiyet inşa eden İslam ilkelerine ters düşeceğini söylüyor. Kütübü Sittede-altı hadis kitabında "Bir millete benzemeye çalışan onlardandır!" vurgusu yapılır. Atıf efendi bu hadise dayanarak simge-sembol ve küfür alameti sayılan bir giysiyi zaruret dışı giymek veya takınmak suretiyle Müslüman olmayanları taklit etmesi ve kendini onlara benzetmeye çalışması dinen yasaktır.
Atıf Efendinin bu görüşünü Bediuzzaman daha keskin cümlelerle desteklemiştir.
Kitaba ağır bir eleştiriyle yüklenen yazarlardan Süleyman Nazif beye de lisan-ı münasiple cevap verir.