Yerel seçimler artık geride kaldı ama özellikle İstanbul seçim sonuçları üzerinden yapılan tartışmalar birinci gündem maddesi olarak varlığını muhafaza etmeye devam ediyor. Öncelikle ülkemizin tamamında nihai sonuçlar ne olursa olsun milletimiz için hayırlı olmasını temenni ediyorum. Ancak üzülerek ifade etmek isterim ki, İstanbul özelinde yapılan tartışmalarda da görüldüğü gibi akl-ı selim bazıları için hiç dönmeyecek yerlere tatile çıkmış gibi. Özellikle sosyal medya denilen dipsiz kuyu klavyelerini silah olarak kullananlardan tutunuz da, dilleri ile zehir akıtarak toplumu ifsat edenlere kadar birçok hastalıklı kişiliği bünyesinde barındırıyor. Hatta bu mecra doymak bilmeyen bir canavar gibi her türlü manipülasyona ve provokasyona yataklık yapıyor. İşin acı tarafı ise kimileri de kendileri adına tetikçilik yapan bu güruha karşı çok da rahatsızlarmış gibi bir görüntü vermiyorlar. Ne kadar kirli bilgi dolaşırsa dolaşsın onlar için önemli değil herhalde. Ne de olsa kamuoyunda mutlaka inananlar bulunur da, baskı unsuru olarak kullanılır diye mi düşünüyorlar onu da bilmiyorum. Her şeyin başında, herkesin kulağına küpe olması gereken arı-duru bir gerçek var. O da hangi yapı, grup, parti, mezhep, meşrepten olursak olalım hepimiz “Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin.” ilahi uyarısının muhatapları olduğumuzdur. Herkesin vicdan terazisi bu uyarıya göre ayarlanırsa sorunların çözümü için ancak o zaman bizi kuşatan badireleri atlatma imkânı bulabiliriz. Malatya örneği aklımızı başımıza almamız için yeterli olmadı mı ki, hâlâ kin ve nefret dolu dilde ısrar edenlerimiz var? Bunun yanında hatırlarsınız bir önceki yazımızda “Kaynayan kazan kapak tutar mı?” diye sormuştuk. Bu seçim sonuçları gösterdi ki, kaynayan kazan kapak tutmamıştır. Millet iktidara önemli bir uyarıda bulunmuştur. Bir bakıma sarı kart göstermiştir. Beka problemi söylemine itibar etmemiştir. Zillet, çete gibi ithamları onaylamamıştır. Ekonomideki sorunları öncelediğini net bir şekilde ortaya koymuştur. Tanzim satışlarının pansuman tedbir olduğunu hatta seçimlere dönük bir göz boyama operasyonu olduğunu anlamıştır. Ayrıca millet artık yorulduğunu ve sükûnet istediğini belli etmiştir. Nobran siyasi dil ve üsluba yeter artık durun demiştir. Yalan, iftira ve hakaretin siyasette yerinin olmadığını göstermiş ve kamplaşma-ayrışma-ötekileştirmeye karşı birlik ve beraberlik istediğini açıkça hissettirmiştir.
Diğer taraftan şurası da bir gerçek ki, genel seçimler 24 Haziran’da değil de, zamanında yani Kasım 2019’da yapılsaydı, yereldeki bu sonuçları gördükten sonra hükümetin bile değişme ihtimali olabilirdi. İktidar gelinen durumu fırsat bilerek bir an önce ülkemizin temel sorunlarına kalıcı çözümler üretmelidir. Yerel seçimlerdeki stratejisinin seçmen tarafından kabul görmemesinin gerekçelerini iyi okumalıdır. Hem de bütün tanıtım mecralarını kafalara vurur gibi orantısız bir şekilde kullandıkları halde ortaya bu seçim sonuçları çıkmıştır. İktidar kanadı gelinen durumu doğru analiz etmez ve hâlâ yukarıdan bakan o eski tahakküm edici anlayışıyla hareket etmeye devam ederse, yapılacak ilk genel seçimlerde daha büyük kayıplar onları bekliyor demektir. Suçu başkalarında, suçluyu da dışarıda aramalarının kendileri için doğru bir yaklaşım olmayacağını bilmeleri gerekir. Çünkü 17 yıldan beri iktidar olup da, hâlâ aynaya bakabilme cesareti gösteremiyorlarsa boşuna sağa sola sataşıp da kendilerini temize çıkarmaya çalışmasınlar. Eğer eski tas eski hamam anlayışında ısrarcı olurlarsa bilsinler ki, yolun sonu bu zamana kadar hiç olmadık kadar yakın görünüyor.