28 Şubat üzerine

Abone Ol

Kanal D’nin rahmetli anchourmani Mehmet Ali Birand, 28 Şubat ile ilgili yaptığı belgeselle ilgili kendisiyle yaptığım röportajda, “Bu olayda çoğumuzun yatacak yeri yok” tespitinde bulunmuştu. Birand, 28 Şubat sürecinde militarist iradeye boyun büken, postal temizleyicisi, yağdanlık gazeteciler kimliğinde olmadığı için, çalıştığı kurumda andıçlanan ve işiyle imtihan olmuş bir gazeteciydi. Gür sesle konuşabiliyor, 28 Şubat sürecini eleştirebiliyor ve sözünü sakınmadan söylenmesi gereken her şeyi ifade edebiliyordu. 28 Şubat süreci, bu ülkenin seçilmiş iktidarına yapılan en büyük bühtanlardan birisiydi. İktidarı alaşağı edebilmek için türlü kumpaslar kurulması yönünde medyanın hazırola geçtiği, alavereyle dalavereyle zihinlerin dönüştürülmeye çalışıldığı bir süreçti. Fadime-Müslüm-Emire kumpaslarıyla “irtica paranoyasını” toplumun en derin hücrelerine yerleştirmeye çalışanlar, aslında bir güç yarışının fitilini ateşleyerek kendilerine dokunulmaz kaleler inşa etmeye uğraşıyorlardı. Derin devlet, derin devlet diye yıllarca dillendirilen “devlet içindeki çok başlılığın” faturasını, iktidara yamamaya çalışıyorlar, militarizmin gücüyle yeni bir toplum algısı oluşturulmaya kalkışılıyordu. Türkiye Cumhuriyeti’nin en başarılı hükümeti Refah-Yol’u görevinden etmeye çalışan karanlık irade, aslında devletin kaynaklarını kolayca yiyip bitirerek, semiren, palazlanan emperyalist, kapitalist iradeydi. Militarizmin gücünü sanal olarak kullanan bu irade, sümenaltında kendi menfaatlerine hizmet eden hain karanlık ellerin, haince niyetlerine hizmet eden hazır kıtalar oluşması için tüm toplum üzerine bir korku bombardımanı yaptı. Bu karanlık dönemde bir başka lider olsaydı, belki çok daha kötü senaryolar ortaya çıkabilirdi… Nitekim Mehmet Ali Birand, “Başbakan Necmettin Erbakan dışında başka birisi olsaydı, bu dönem çok daha kanlı bitebilirdi” itirafında bulunmuştu.

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın siyaset dehası, bu dönemin yumuşak bir geçişle sona ermesine yol açmıştı… Ardından gelen Refah Partisi’nin kapatılma süreci, bu karanlık dönemin tüm boğucu yönleriyle toplumun kılcal damarlarına işledi.

Geçtiğimiz günlerde 28 Şubat Davası dolayısıyla Refah-Yol Hükümeti’nin Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller, Çağlayan Adliyesi’nde talimatla ifade verdi…

Tansu Çiller, “28 Şubat döneminde iddia edilen darbe, tam anlamıyla bir darbedir. Bu bir kesit değil, süreçtir. Bu klasik anlamda bir darbe olmasa da özde bir darbedir. Çünkü milli iradeyle meclise yollanmış bir çoğunluk bir başka iradeye teslim edilen bir süreçte milli iradenin meclise yolladığı temsilcilerinin elinden alınmış, bir başka azınlığa milletin iradesi teslim edilmiştir” diye konuştu.

Tarih, 28 Şubat dönemini demokrasinin en karanlık dönemlerinden birisi olarak not almıştır. Bir gün Türkiye Cumhuriyeti’nin demokrasi mazisini araştıracak olanlar, Türkiye’de seçilmiş bir iktidarın medya ile yargı ile sivil toplum kuruluşları ile paranoyakça bir tutum sergilenerek görevinden alaşağı edildiklerini göreceklerdir. Bu süreci, toplumda söz söyleme ehliyetine sahip olduğu halde sözünü esirgeyip, kula kulluk etme makamına düşmeyi göze alanların demokrasiye sahip çıkmadıkları karanlık süreç olarak hatırlayacaklardır.

Bu dönemde manşetleriyle, köşe yazılarıyla militarizmi kutsayan, güce itaat eden, kendi arzuladıkları bir dünyanın kurulması için millet iradesinin tersine evrilmesine müsaade edenler, ne tuhaftır ki bugün “hatırşinas gazeteci” kimlikleriyle, iri tirajlı gazetelerinde masallar anlatmaya devam ediyorlar. Yeri geldiğinde demokrasi güzellemesi yapıp, yeri geldiğinde de siyasetin rengi üzerine kalem sallamayı sürdürüyorlar.

Güler misiniz Ağlar mısınız

Bu münafıklığa rahmetli Mehmet Ali Birand acaba ne yorum yapardı.