TÜSİAD yöneticileri ile, Başbakan arasında patlak veren tartışma ile ilgili olarak dünkü makâlemizde bir kaç misal vermiştim. Bu yazımızda ise, bazı faizci TÜSİAD çıların, 28 Şubat krizini nasıl sun i (yapay) olarak tetiklediklerini açıklayacağım:

Bir TÜSİAD çının dayatması:

54 üncü hükûmet iş başında iken, bir TÜSİAD mensubu ile BaşbakanNecmettin Erbakan arasında şöyle bir konuşma geçiyor. Hoca:

Sen sahibi olduğun televizyon kanallarında, hükûmetimize karşı gerçek dışı yayınlar yaparak bizi insafsızca yıpratmaya çalışıyorsun. Bunun sebebi nedir TÜSİAD mensubu:

"Hoca sen, iktidara gelir gelmez, bir havuz sistemi kurdun, üstelik bizlerden borç para almayı da yasakladın, bizim her sene hazineden aldığımız katrilyonlarca liralık faiz kazancımıza engel oldun. Bu sebepten bizler seni o makamdan düşürmek için, elimizden gelen her çabayı göstereceğiz."

İşte size bu ve buna benzer rejim buhranı olarak taktim edilen olayların içyüzü... Zira büyük sermâye sâhibi rantiyecilerin, hazineden iç borç faizi olarak tahsil ettikleri meblağ küçümsenmeyecek kadar büyüktür, her sene bu miktar değişmekle beraber, fâizciler ortalama 60 veya 65 katrilyonluk parayı kasalarına indirmektedirler. Bizzat TÜSİAD ın yaptırdığı istatistikler, bazı üyelerin faizden aldığı paraların diğer kazançlarının çok üstünde olduğunu gösterir.

İrtica bahane, soygun şahane.

Halkımız bu sloganı boşuna üretmemiştir. Tabii ki faizciler yattıkları yerde, risk altına girmeden katrilyonları cebe indirme alışkanlığından vazgeçemezler. Böyle bir ihtimal başgösterdiği zaman gözleri dünyâyı görmez. Parti kapattırma dâhil, her türlü desiseyi mübah sayarlar.

28 Şubat krizinde de öyle oldu. Refah Partisi aleyhinde dava açılması için bu sebepten düğmeye basıldı.

Minareye kılıf nasıl bulundu

Önce o zamanın Cumhuriyet Başsavcısı, TBMM ye resmen bir yazı yazdı, Siyasi Partiler Kanunu nda, benim bu davayı açabilmem için, bir değişiklik yapılmasını istiyorum dedi. TBMM Anayasa Komisyonu başkanlığı, kendisinin re sen kanun teklif ve tasarısı veremeyeceğini belirterek teklifi reddetti.

Bunun üzerine başka bir yoldan gidildi. O günkü TÜSİAD yönetimi ile başsavcılık Anayasa Profesörlerinden oluşan bir sempozyum düzenleyerek, hini hacette (yani gerektiğinde, Anayasa Mahkemesi nin, Siyâsi PartilerKanunu nda açık hüküm olmasa bile, içtihad yoluna giderek bir partiyi kapatabileceğine dair başlarında Teziç in de bulunduğu Anayasa Profesörlerinden bir nevi fetva alınarak, keyfiyet Anayasa Mahkemesi çevrelerine müsait vasıtalarla duyuruldu.

Ondan sonra, gelsin Müslüm Gündüz olayı, gitsin Ali Kalkancı şayiası ve dahi ilâveten, aleyhte yazıyı yazan çok sayıda yazarın, kapatma delili olsun diye yazdıkları makaleler ve dahi, Yüksek Yargı Organları mensuplarının katıldığı meşhur birifingler...

Atatürkçülüğün istismarı:

Şu anlattığım olaylar, faizcilerin, Atatürkü alet ve istismar ederek, işlerini nasıl yürüttüklerini gösteriyor. Eğer Atatürk ü Koruma Kanunu yürürlükte kalacaksa, bizce bu kanuna bir madde daha ilâve edilerek, Atatürk ün şahsi çıkarlara alet edilerek, istismarını ağır cezalarla cezalandıran bir hüküm getirilsin.

Yukarıda da beyan ettiğimiz gibi faizci olan TÜSİAD mensuplarının, sanayici olarak elde ettikleri kazanç, devede kulak kabîlinden çok azdır. Bu sebepten paradan para kazanmayı da yasaklayan bir cezai hüküm getirilmesine de ihtiyaç vardır.

AKP iktidarı, önce YÖK ü, demokratik çerçeveler içerisine çekmeye çalışmış, ama Sayın Başbakan bu konuda geri adım attığı için, YÖK etkinlik bakımından üste çıkmıştır. Başbakan şu günlerde de TÜSİAD a da, çatmıştır. Arabulucular bu konuda barış sağlandı diyorlar. TÜSİAD başkanı ise, biz kendi iddia ve görüşlerimizden asla geri adım atmadık meâlinde sözler ediyor. Eğer YÖK gibi TÜSİAD ın da, millet ve memleket için zararlı olan faizci uygulamalarına da dokunulmayacak ise, onlar da, etkinliği de hükümetin üstüne çıkacaktır.

Temennimiz, bu ve buna benzer meselelerde iktidarın etkinliğini göstererek bu oligarşik odaklardan bir an önce milletimizi ve ekonomimizi kurtarmasıdır.