Bugün, milletin aslî değerlerine karşı yapılan 28 Şubat sürecinin on birinci yıldönümü. Bu post hamlenin özelliklerini gelecek kuşaklara anlatmak o günleri yaşayanların görevleri arasında olsa gerektir.
Bunun için, söz konusu süreçle özdeşleşmiş bazı kayıtları buraya çıkarmamız yetecektir:
28 Şubat müdahalesi başta, başarılı bir ekonomik ve sosyal programa imza attığı bugün iyice anlaşılan TC Hükümetini (Refah-Yol) yıkmak amacıyla kurgulanmıştır. Bu hükümet, batının yanı sıra doğu ülkeleriyle de sıkı ilişkiler kurmuş, özellikle de rantiyeci seçkin bir kesimin hortumlarını kesmeyi başarabilmiştir.
Şu halde, 28 Şubat, bir avuç zengin hariç, halkın gününü ve geleceğini perişan eden bir sürecin adı olarak anılacaktır.
28 Şubat, sahte "İrtica var, laiklik elden gidiyor." çığlıkları eşliğinde uygulamaya sokulan bir baskı mekanizmasıdır. Zira, kendi arzusu istikametinde bir ortam yarattığında bütün bu çığlıkların yerini sükut almıştır.
Bu dönemin en önemli kelimesi ne bilim, ne de hukuk olmuştur. Bunların yerine "brifing" kelimesi ikame olmuş, hemen her ortamı işgal etmiştir: Otobüslerle brifing merkezlerine getirilen bazı yargı mensupları, gazeteciler, siyasetçiler, işadamları ve sözde sivil toplum örgütü mensupları "brifingleştirilenler" arasında yer almayı "onur" saymışlardır.
Adları 28 Şubatçıların aile albümünde yer alanların "tamsayısı"nı belirlemek mümkün olmamakla beraber, adlarını silelim, içine eski cumhurbaşkanlarından eski başbakanlara, siyasi parti liderlerinden milletvekillerine, kartelleşmiş basın patronlarından onların hizmetindeki yazarlara, üst rütbeli askerlerden yüksek hukuk mevkiindeki yargıç ve savcılara, YÖK ten üniversite rektörlerine kadar geniş bir liste girer
28 Şubat ın yerleşmesine katkı sağlayan meslek gruplarının sayısı az değildir. Mesela "beşli çete" ifadesi onlardan bazıları için kullanılmış olup 28 Şubat ta ortaya çıkan bir söz öbeğidir ve temsil kabiliyeti içine (kapsama alanına) giren dönemin kurumları olarak şunlar sayılmaktadır: TÜRK-İŞ, DİSK, TOBB, TİSK ve TESK Tabii bunlardan önce anılması gereken TÜSİAD vardır. Bir diğeri de KESK
Sürecin sivil toplumu temsil ettiği iddia edilen dernekleri arasında ise şu kısaltma gruplarına rastlıyoruz: ADD, ÇYDD, vb Bunlara fişleme işlerinde bıçak gibi keskin bir kuruluş (BÇG) ise resmen eklenmelidir.
Hürriyet, Milliyet ve Sabah gazeteleri ise dönem içinde yaptıkları servislerle rantiyeci seçkinlerin hizmetinde olmaktan hususiyle "zevk" almış yayın organları olarak tarihe geçmiştir.
28 Şubatçılar sanat dalları arasında özellikle tiyatroya büyük iş gördürmüşlerdir. Fakat tiyatro sanatı tarihinin hiçbir döneminde bu süreçteki kadar ayağa düşmemiş, kötü oynanmamıştır. Bu anlamda, topluma orijinal Müslüman tipi (!) olarak takdim edilen A. Kalkancı, M. Gündüz, F. Şahin gibi aktör ve aktrisler ile farklı bir dünyayı temsilen Sisi ye hayli "iş" gördürülmüştür.
"Brifing"e yukarıda değinmiştik, bununla birlikte "Andıç" kelimesi de 28 Şubat literatürü içinde önemli mevki kaplamıştır. Bu anlamda, seri üretim yapan bir sektör oluşturulmuş; bu sektör, maksadı hâsıl kılmak için, iş ortamlarında ve bazı kurumlar seviyesinde olumsuz raporlarla kendini gündemde tutmuştur
Bütün bunlardan sonra 28 Şubat geride şunları bırakmıştır: Kapatılan partiler, yıkılan ve yerine kurdurulan hükümetler, hortumlanan batık bankalar, ekonomik krizler
İstihdam imkânlarının azaltılması
Kasıtlı ve kısıtlı sebeplere bağlı olarak işten çıkarmaların artması
Eğitim öğretim haklarının keyfi şekilde çiğnenmesi
Kişi hak ve özgürlüklerinin, insan haklarının ayaklar altına alınması
Çeşitli alanlarda yargısız hükümlerin verilmesi
Düşünce veya kılık kıyafet gibi farklı sebeplere bağlı olarak fişlemeler yapılması
Tanklarla topluma gözdağı verilmesi
PKK nın devlet için birinci tehdit olmaktan çıkarılması, yerine dindarlığın konulması
Ve bunlara benzer nice olumsuz gelişme Sonuç olarak, güya Cumhuriyet i koruma amacıyla ortaya konulan ve "bin yıl süreceği" iddia edilen bu süreç, Türkiye nin itibarını hem içerde hem de dışarıda zedelemiştir. Aziz milletimizin benzeri ortamları bir daha yaşamamasını temenni ediyorum.
Bu sayfanın okurları için, o döneme tepki olarak yazdığım Mahzun Çoban Şiiri ni, "Sen Bir Sevda Ağacısın Türküler Çağırır Yüzün" adlı kitabımdan buraya aktarıp bitiriyorum: "taze otlar kaynatırız dağlarda/ ardıç kabuğundan cuğaralar sararız// yararız karnını soğanların da/kaşıklar yaparız yoğurtlara// atlarız terleyen bedenle ah/ ha ırmağa ha ırmağa ırmağa//bakarız kaybolmuş kuzularımız/ nasıl da koşarız dağ yamaçlarına// yani tırmanırız kanar parmaklarımız/ sularız kan revan terimizle ağaçları// aşktır sonsuz bir destandır hayatımız/ olur elbet bir gün bizim de bir tankımız" (1998