25 yıldır devam eden Saadet geleneği

Abone Ol

Mecidiyeköy kavşağında iftar saati...

Oldukça uzun bir kuyruk...

Çorba ikram edenler, Saadet Partisi Şişli Teşkilatı yetkililerinden başkası değil...

Üstelik bunu yeni de yapmıyorlar; yaklaşık çeyrek asırdır, aynı kavşakta, iftar saatinde bu çorba kaynıyor.

Tam iftar saatinde... Mecidiyeköy kavşağında... Çorba, pide ve su...

İlçe Başkanı Kadri Eres... İlçe yönetim kurulu üyeleri Cemal Şahin... Engin Yılmaz... Muharrem Dinç... Ayhan Kahraman... Eyüp Koç... Osman Erim... Gürsel Güzeller… Mustafa Coşkun ve Saadet Partisi Şişli ilçe teşkilatının diğer mensupları...

Bugünlerde tam da iftar saatinde İstanbul Mecidiyeköy kavşağına yolunuz düşerse Saadet çorbasını içmeden yola devam etmeyin! Bayılacaksınız! Benden söylemesi…

25 yıllık bu Saadet geleneği önemli bir gelenek... Sahip çıkmak, destek olmak şart...

NEREDEN NEREYE! 

İstanbul Camialtı Tersanesi’nde gemi inşaatı mühendisiydi.  

Sonrasında gemi inşaatı alanında şirket ortaklığı... 

Dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ile tanışıncaya kadar... 

1990'ların ikinci yarısıydı... 

Bu tanışmanın ardından birer birer tırmandı siyaset basamaklarını... 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde görevler üstlendi. Sonrasında denizcilik alanında şirket faaliyetlerine devam etti.  

2002 yılından itibaren çok sayıda hükümette Ulaştırma Bakanlığı koltuğundaydı. Duble yollar... Uzun tüneller...  

Zaman geldi TBMM başkanlığı yaptı.  

İki kez, İzmir ve İstanbul’da büyükşehir belediyesi başkan adayı gösterildi. İki seçimi de kaybetti.  

Son başbakandı... 

Türkiye'nin en zor döneminde, 15 Temmuz gibi hain bir darbe kalkışması sürecinde ve sonrasında başbakanlık görevini ifa etti.  

‘Son başbakan’dı, zira, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile başbakanlık tarihe karışmıştı! CV'sindeki bu iki kelime, hakkında anons yapılırken en çok kullanılan titri, unvanı oldu. Memleketine gittiğinde, "Son başbakanımız..." cümleleri ile karşılandı. Halen de öyle... 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerini kaybettikten sonra siyasette nasıl bir yere konumlanacağı çok konuşuldu, tartışıldı. Bakan mı olacaktı? Yoksa cumhurbaşkanı yardımcılığı koltuğuna mı oturacaktı? 

Sonuçta partisinin başkan vekilliği ile görevlendirildi. Ama zaten o makamda bir isim daha vardı! “Çift genel başkan vekili” sistemi getirilmişti, partisinde.  

Bu arada Türk cumhuriyetleri nezdinde Türkiye’nin ‘aksakalı’ olarak atandı.  

Ekim 2022’de Cumhurbaşkanı’nın Azerbaycan’a yaptığı ziyarette kendisi de vardı. Dönüş yolunda ağır bir trafik kazası geçirdi.  

*** 

İzmir milletvekili idi... Trafik kazasından sonra eskisi kadar olmasa bile Cumhurbaşkanı’nın programlarına iştirak ediyordu. Bir keresinde Maliye Bakanı ile ilginç bir görüntüsü kayıtlara geçmişti; Bakan, Cumhurbaşkanı konuşurken kendisinin önüne geçmeye çalışırken görüntülenmişti! 

2023 seçimleri yaklaşıyordu... 

İktidar partisinde 3 dönem kuralı uygulanacak mıydı? Bu tartışmalar arasında milletvekilliği adaylığı için müracaat etti. Ancak listelere giremedi. İki yakın çalışma arkadaşını listelere sokabilmişti.

*** 

Şimdi ne yapacak “Son Başbakan!” 

Bizim basın-medya mesleğinde şöyle bir inanış vardır; bu mesleğin ucundan kıyısından bir yerine bulaştıysanız kolay kolay bırakamazsınız! 

Politika da öyle! Hatta daha fazlası… Bakalım neler olacak?

ÜMMETİN GÖREN GÖZÜ, MAZLUMUN SESİ…

* Ümmetin gören gözü, duyan kulağı, hakkın savunucusu, mazlumun sesi Millî Gazete… Millî Gazete Adana temsilciliğimizin iftar ve istişare toplantısına katıldık. Ev sahibi olarak temsilcimiz Süleyman İnci Beyefendi ve katılımcılara teşekkür ederim. (Cuma Şahin, AGD-MGV, Adana)

SOĞANIN EN SEVİLEN YERİ!

Bugünlerde en çok konuşulan konulardan birisi “soğan”!

Neden bu kadar çok konuşuluyor soğan? Çünkü çok pahalı! Bir kilo soğan 25-30 TL bandında.

Türkiye tarım ülkesi ama her ne hikmetse bir kilo soğan almak bile mesele oldu, artık!

Ben size bugün soğandan yola çıkarak farklı bir anekdot anlatmak istiyorum.

Hiç düşündünüz mü; sahi, soğanın en çok sevilen yeri neresi? İşte sorunun cevabı;

Yıllardır çobanlık yapan iki arkadaş… Ahmet ile Mehmet… Yedikleri, içtikleri ayrı gitmeyen iki çoban. O kadar ki, azıklarını hiç ayrı açmazlar, Allah (c.c.) ne verdiyse yemek vaktinde, bellerinden ya da çantalarından çıkardıkları azıklarını ortaya sererler, ‘seninkinde şu var, benimki bu!’ demeden beraber yemeklerini yerler.

Hani, derler ya; acıda da, kederde de, sevinçte de, yükte de, ödülde de beraberler... İşte öyle bir beraberlik...

Neyse… Artık yaşlanmışlar; bir süre sonra artık çobanlık yapamayacak dereceye gelecekler.

Bir gün yine dağda hayvanlarını otlatırken, çobanın birisi diğerine beklenmedik şu soruyu yöneltir:

- “Yahu Ahmet, biz yıllardır birlikte çobanlık yapıyoruz! Cumartesi-Pazar demeden sabah erkenden geç saatlere kadar meralardayız. Elbette Allah bilir ama artık yolun sonuna doğru geliyoruz. Sahi, senin hayatta en çok sevdiğin şey nedir?

Çoban Ahmet, önce bir afallar! Öyle ya, bugüne kadar sayısız kere sohbet etmişlerdir ama aralarında böylesi bir muhabbet de geçmemiştir. Hemen kendini toplarlar. Derin vadilerden gelen bol oksijenli çiçek kokusunu doyasıya çekerek şu iki kelimeyi eder:

- “Tabii ki soğanın cücüğü!”

- “Anlayamadım, senin hayatta en çok sevdiğin şey soğanın cücüğü mü?”

- “Evet, soğanın o en orta yerinde bulunan cücüğü var ya! Ben hayatta en çok ondan hoşlanırım!”

İki dost çoban, bir an uzaklara doğru bakmaya başlarlar… Aradan 10 saniye kadar geçer. Bu kez çoban Ahmet sorar:

- “Mehmet, ben söyledim, hayatta en çok neyi sevdiğimi! Peki, sen söyle bakayım! Sen hayatta en çok neden hoşlanırsın?”

Çoban Mehmet, sanki bu soruyu bekliyordur ve cevabını hazırlamıştır bile:

- “Geriye ne kaldı ki, ne bıraktın ki!”

Meğerse her ikisinin de hayatta en çok hoşlandıkları soğanın cücüğüymüş…

Soğan fiyatlarının 2-3 TL bandına düşmesi temennisiyle bu bahsi burada noktalıyorum…