Bir haftadır telefon yağmuruna tutuldum. Sadece telefon
mu; mail gönderen okuyucuların haddi hesabı yok. Bir dokun bin ah işit misali;
YURTKUR Yurt Dışında mı (30 Mart 2013) başlıklı yazıma hiç beklemediğim kadar
ilgi gösterildi. Meğer bu yapılandırılan borçların ödendiği halde kaynağından
silinmemesi olayı sadece benim değil birçok insanın canını sıkıyormuş.
Okuyucularım başlarından geçen öyle olaylar anlattılar ki bunlar ancak Türkiye de
olur diyecek cinsten. İlgili vergi dairesine borcunu ödeyip bitirdikten sonra
evine tekrar borç kâğıdı geleni mi dersiniz, borcunu tamamen ödeyip bitirdikten
sonra ev alırken borcun karşısına çıkması ve o borcu ödediğini ispat edene
kadar alacağı evin başkasına satılmasını mı dersiniz, normal borcunu ödeyip
bitirdikten sonra internetten kontrol ettiğinde neredeyse ödediği borç kadar
alacaklı olduğunu görüp şaşıranı mı dersiniz hangi birini söyleyelim. Böyle
komik işleri bizim devletimizin memurları sağlıyor çok şükür. Şu devlet işleri
de olmasa hayatta hiç gülemeyeceğiz
Geçmiş yıllarda bir gün, basın kartı başvurumdan dolayı
polis karakoluna çağrılmış, karakola gitmiştim. Ankara ya gönderecekleri
evrakları eksik göndermişler, eksik evraklar istenmiş, o evrakları tamamlayıp
benim de imzalamam için çağırmışlar beni. Evraklar ilgili birimlerden gelene
kadar komiser bana çay ısmarladı, oturduk sohbet ediyoruz; komiser bir ara
aynen şunu anlatmıştı; Şu karşıdaki vergi dairesine bir evrak gönderiyoruz onbeş
günde gidiyor, onlar bize gönderiyorlar yirmi günde geliyor, şuradan bakın,
yürüyerek kaç dakika sürer, on dakika. İşte devlet işlerini bu özetliyor, ben
şahsen bu durumdan başlarda çok sıkılıyordum ama sonra rölantiye aldım, hatta
evrakı gönderen polis arkadaşa git vergi dairesine size şu evrakı gönderdik
onbeş gün sonra gelir de, diyorum. Komiserle kahkaha atmıştık, devlet
dairelerinin işleyişi üzerine!
Devlet memurluğu böyle bir şey; bir işi zamanında
yaparsan olmaz! İlla zaman geçecek; vatandaş bıkacak, isyan edecek, etmiyorsa
ettireceksin hacı! Her yıl memurluk sınavına bunca insanın girmesi boşuna
değil; al maaşı yapma işi! İş yaparsan memur olamazsın birader! Memur dediğin
iş yapmaz! Soru soran vatandaşa daima asık suratlı olacaksın! Sakın gülümseme;
sonra memurluğun elinden alınır. Abi ben biraz gülümsesem olur mu ya, memur
musun, değilim, tamam sana serbest sen gülümse. Yani bir insan devlet memuru
olduğu zaman Türkiye vatandaşı olmaktan çıkıyor, diyelim İngiliz vatandaşı
oluyor! Bir İngiliz in bir Türk e davranışları nasılsa öyle bir hâl alıyor. Bir
farkla; İngiliz İngilizce konuşurken bu bizimki Türkçe konuşuyor! Ama o nasıl
Türkçe öyle; adeta sorunuza cevap vermiyor da kafanızı gözünüzü yarıyor.
İçinizden, alacaksın eline meşe odununu yer misin yemez misin, diye
geçiriyorsunuz.
Devlet memurları niçin böyle Ben devlet memuru olsam ben
de aynen böyle olurum. Çalışmam hacı! Niye çalışayım ki! Devlet memuru niye
çalışsın ki! Ben ilkokulu bitireceğim, devlet olarak sen beni sınava
sokacaksın, sınavı kazanıp ortaokulu bitireceğim, yine sınava sokacaksın,
sınavı kazanıp liseyi bitireceğim, yine sınava sokacaksın, sınavı kazanıp
üniversiteyi bitireceğim, yine sınava sokacaksın, sonra Ben üniversiteyi
bitirmişim sen beni daha bin bir türlü sınava sokuyorsun devlet memuru
olabilmem için. Sınava çalışmam yetmiyor bir de torpil bulmam lazım, atanmak
için! Torpil de öyle eskisi gibi değil, hem sınavda başarılı olacaksın hem de
torpilin olacak! Ben devlet memuru olduğumda daha çalışır mıyım, kesinlikle çalışmam!
Bu yüzden devlet memurlarına suç bulmayalım, devletin memurluk sistemini
sorgulayalım. Devlet memurlarına değil bu sistemi böyle kurup böyle sürmesini
sağlayanlara sormak lazım; bu köhne ve adaletsiz sistem ne zaman değişecek
Okuyucularımdan bazıları, YURTKUR dan beni arayıp
aramadıklarını, yetkililerin bana cevap verip vermediğini soruyordu. Cevaplamak
isterim; biliyorsunuz ben bu köşede Cumartesi günleri yazıyorum. Hafta sonu
olduğu için Cumartesi ve Pazar günleri okurlarımdan başka arayan olmadı. Ama
Pazartesi günü YURTKUR dan Leyla Hanım aradı ve çok nazik bir şekilde; Cafer
Bey yaşamış olduğunuz problemlere çok üzüldük. Kurum adına özür diliyorum.
Sabahtan beri kuruma telefon geliyor. Sorununuzu halletmek için sabahtan beri
vergi dairesini arıyoruz. Bunu resmi bir cevap olarak algılamayın lütfen,
işinizin bugün halledileceğini bildirmek için aradım. Sorunu bugün akşama kadar
çözeceğiz, size şu gün çözeceğiz demek istemiyorum, sorunu çözüp yani işinizi
halledip sonra resmi cevap vereceğiz, borcunuz bugün ya da en geç yarın sabah
silinecek, biz saat altıya kadar çalışıyoruz, yarına kalırsa en geç sabahleyin
borcunuz silinmiş olacak. Size bugün ya da yarın borcunuzun silindiğine dair
resmi yazıyı mail yoluyla göndereceğiz, sadece mail atmayacağız postayla da
göndereceğiz dedi. Leyla Hanım telefonda aşağı yukarı yarım saat konuştu;
santraldeki Türkçe olmayışını da, telefonları Türk Telekom un bağladığını
söyleyip Türk Telekom u adres gösterdi. Türk Telekom un resmi dili İngilizce mi
acaba Demek ki İngilizceymiş; YURTKUR un santraline özür dileme cümlesi olarak
kendi dilini koymuş Türk Telekom. Ne diyelim; Türk Telekom özelleştirilmişti
değil mi, Türkçenin özelleşmiş dili olarak İngilizce! Ne güzel bir uygulama!
Sevdim ben bu Türkçenin özelleşmişi İngilizceyi! Böyle bir uygulamayı ancak
adında Türk kelimesi geçen kurum yapar! Ne bekleyeceğiz ki!
Geçtiğimiz Salı günü YURTKUR un internet sitesinde
Öğrenim/Katkı Kredisi Borç Sorgulama sekmesinden baktığımda borcumun
silindiğini gördüm. Salı günü yani benim yazımdan sonraki 2 mesai gününde 24
ayda girilmeyen hesaplar girildi ve borcum silindi. 24 ayda yapılmayan 2 günde
yapıldı. YURTKUR la aynı sorunu yaşayan okurlarıma iki yol gösterebilirim; ya
benim gibi köşe yazarı olacaksınız sorunu köşenizde yazarak sesinizi en
yukarıdakilere duyuracaksınız ya da ömrünüzün sonuna kadar bekleyeceksiniz!
Alın size akil devlet işleyişi; 24 ayda yapılmayan 2
günde şipşak!