23 Nisan, Yeşilçam, Deprem…

Abone Ol

Nisan’ın 23’ünde depremle sarsıldık.
O sabah çok heyecanlıydım,
Küçük torunlarımın çocuk bayramı etkinliklerini izleyecektim.
Hayal kırıklığı içerisinde kaldım.
Tören boyunca Yeşilçam filmlerinin büyükler için yazılmış aşk şarkıları eşliğinde minikler dans gösterileri sundular.
Eskiden folklor kıyafetleri içerisinde emek vererek hazırlanmış Kafkas ekipleri, Diyarbakır türküleri, halaylar, horonlarla kutlanırdı çocuk bayramı.
Bu nasıl bir geriye gidiş ki, çocuk şarkıları ile çocukların oynamasına izin verilmedi.
Büyüklerin her gün dinlediği bayat şarkılarla dans etmeleri çocuk psikolojisine de ters.
Onlar önce çocukluklarını yaşasınlar, nasıl olsa büyüyecekler.
Diye düşünürken Kurtuluş Savaşı’nda çocuk yaştaki şehitlerimizle ölümüne direniş verdiğimiz İngiliz’in, Fransız’ın şarkıları ile valsleri ve tangolarını da çocuklarımıza yaptırdılar. Kim bilir Yunan’ın Sirtakisi’ni de sergileyen okullar çıktı belki de.
Duyarlı bir öğretmen çıkıp, Gazze’de ölen çocukların anısına, özgürlük dansı Dabke’yi yaptırırlar sandım.
Bırakın Filistin’in özgürlük dansını, Balıkesir de Altıeylül Belediyesi çocuk bayramında striptizci getirip, çok çirkin bir çıplaklıkla, çocuklara direk dansı izlettirdi.
Çocuklar umurlarında değil akıllarına gelen sadece kötülük.
Eve dönüp minik torunlarıma yemek hazırlarken, depremle sarsıldık.
Avrupa yakasına göre daha dingin olan Anadolu yakamız derinden sarsıldı.
Sadece apartmanlar değil, arazileri üzerinde tek katlı rahvan evlerinde oturan arkadaşlarım bile, “Bomba atıldı sandık” diyecek kadar dehşeti yaşadılar.
Bahçedeki kedilerimin korkudan tüyleri kabardı nefes almadan donup kaldılar.
Mahallenin bütün çocukları boş arsalarda toplandılar.
1999 depremini yaşayan çocukların çocuklarıydı onlar.
Apartman sakinleri çadır derdine düştü, parklarda, arabalarında sabahladılar.
Artçılardan korkan torunlarım bizde kalmaktalar.
2019’daki deprem nispeten küçüktü, 5.8 ile Anadolu yakasını daha hafif sarsmıştı.
O günü anımsıyorum da gökdelenler hızla boşaltılmış, işyerleri tatil edilmiş, çalışanlar evlerine gönderilmişti.
Fakat 6.2 oldukça etkin bir depremdi.
Camilerde hocalar, sarsıntılar ile sükûnetle tesbihata devam edip cemaatlerini sakinleştirdiler.
Okulların da tatil edilmesiyle insanlar, arabalarına atlayıp büyük bir trafik oluşturarak kaçmaya başladı.
Yakın yerlerdeki yazlıklarına, köylerine gittiler.
Karadeniz kökenli İstanbulluların birçoğunun Kocaeli ve Sakarya köylerinde fındık bahçelerinde evleri bulunmakta.
Nereye kaçılacak, işleri İstanbul’da yine dönecekler.
İnsanın evi gibi yok.
Fakat yaşam alanı, yemek pişirdiği, uyuduğu yerin güvensizliği panik oluşturmakta.
Lakin insanoğlu hiç düşünmeden, anlamadan, bilmeden evlerini dere yataklarına kurmakta.
Dahası tarım alanlarını yapılaşmaya açıp dev binaları marifet bilmekteler.
Yan yana bitişik binalarla deprem anında kaçacak yer bırakmamaktalar.
Bağcılar, Zeytinburnu sakinleri, “deprem olduğunda sığınacak el kadar arsa bulamamanın” sıkıntısını anlatmakta haberlerde.
Sonraki günlerde spor salonları, restoranlar yine doldu, artçılarla kaçışmalar olsa da.Ölüm korkusu gençleri daha fazla etkilese de, hayat devam etmekte.
Bir haberde, genç kız, “Deprem sayesinde ailecek pikniğe gittik yoksa evden çıkmaya üşeniyorduk” demekte.
Teknolojik masalların devleri televizyonlar, tabletler, diziler, sosyal medyalar insanları öylesine esir almış ki,
Nisanın en görkemli bahar resitalinde, hani Mayıs’ta bile geç kalınabilecek ezgileri dinleme fırsatları oldu.
Çocuklar, gençler, yaşlılar; yeni filizlenen ağaçları gördüler, üzerindeki bülbüllerin konserlerini dinlediler.
Depremin ölümle dans eden korkunç yüzü, parklara çıkan insanlara baharın tatlı, yeşil, munis simasını da sundu.