Günümüz dünyasında ülke olarak takılıp kaldığımız, adeta bir pranga gibi ayaklarımızdan bağlandığımız ve her nasılsa bir türlü kurtulamadığımız en büyük sorunlardan biri, eğitimden ziyade öğretime odaklanmış bir anlayışla idare ediliyor olmamız. Hâlbuki içerik aktarımına dayalı eğitim-öğretim sistemi biteli uzun zaman oldu. Bu sistemi bizim terk etmiş olmamamız bitmediği anlamına gelmiyor maalesef. Özellikle Google denilen mecra dünyamıza girdiğinden beri artık içeriğe ulaşma sorunu ortadan kalktı.
İnternetin ve sonrasında Google’ın yaygınlaştığı dönemlerde belki veri ve bilgi kargaşası problemi vardı. Yani her veri bir bilgi olmadığı halde araştırma yapanlar karşılaştıkları her veriyi adeta gerçek bir bilgiymiş gibi kullanıyorlardı. Ama artık internet dünyasında güvenilir bilgi kaynakları o kadar çoğaldı ki, gerçek bilgiye ulaşma diye bir problem kalmadı. Ivan Illich’in bahsettiği okulsuz toplumu isterseniz yarın oluşturabilirsiniz. Mesela YouTube dediğimiz mecradan istediğiniz tüm eğitimleri alabilirsiniz.
Bugün dünyada YouTube’tan daha büyük ve özgün bir okul yok. Okul ve toplum meselesi ayrı bir tartışma konusu elbette. Konumuza dönecek olursak, anaokulundan itibaren bilgi merkezli eğitim anlayışından artık dönmemiz gerekiyor.
Bilgi merkezli çocuk yetiştirme probleminin yanında yetkinlik yoksunu çocuk yetiştirme problemi var ki bu durum çok daha tehlikeli. Üniversite 3. sınıfa gelmiş bir tekstil mühendisliği öğrencisinin, üniversitenin düzenlediği bir fabrika gezisinde işletme sahibine dokuma tezgâhının başına geçerek, “Bu nedir?” diye sorması bu tehlikeye verilecek en acı örneklerdendir herhalde. Artık işletme sahipleri işe alacağı kişilerin bilgisi ya da diplomasından ziyade yetkinliklerine bakıyor. Arazide ihtiyaç olan şey yetkinlikken, okullarımızda bu sorunun tam tersi bir eğitim sisteminin olması işi daha da içinden çıkılmaz bir hale getiriyor. Maalesef öğrencilerimiz aile ortamından ya da anaokulundan eksik yetkinliklerle ilkokula, oradan eksik yetkinliklerle ortaokula, yine ortadan eksik yetkinliklerle liseye ve aynı şekilde yine eksik yetkinliklerle üniversiteye geçiyor. Sürekli eksik yetkinliklerle 18 yaşına gelmiş bir genci o saatten sonra istenilen kalitede bir birey haline getirmek pek mümkün olamıyor. Hâl böyle olunca da mezun olan üniversitelilerle işletme sahiplerinin beklentileri örtüşmüyor. Bu durum da ülke olarak ihtiyacımızın karşılanması anlamında içinden çıkılmaz bir kargaşa olarak karşımıza çıkıyor.
21. yüzyılda kariyer ve yaşam başarısı için gerçekten ihtiyacımız olan şeylerin neler olduğunu iyi tespit etmek lazım ve inanın bu ihtiyaçların önemli bir kısmı, ister bakkal olun, ister avukat, ister kimya sanayisinde çalışın, ister mobilya hiç fark etmiyor. Artık eskisinden çok daha zor dönemlerde yaşıyoruz. Bu zorluğu belirtmek için eskiler “ekmek aslanın ağzında” derlerdi. Sonraları “ekmek aslanın boğazında, midesinde” diye daha abartılı tanımlar yapıldı. Bugün ise inanın ekmeğin nerede olduğu belli değil. Gençlerimizi günümüz şartlarına uygun yetiştirmezsek, başarıya ulaşma ihtimalimiz sıfır.
Bu bağlamda 21. yüzyıl yetkinlikleri gerçekten çok önemli. Konu sadece 21. yüzyıl yetkinlikleri ile de bitmiyor. Bir de bu yetkinlikler içerisinde bazı maddeler var ki, onlara sahip olmak sizi tekrar diğerlerinden öne çıkarıyor. Önümüzdeki yazılarda bu detaylardan bahsedeceğiz.