YAKINI IRAK BİLDİK
Birkaç yıldır sürekli paylaşılan provokatif bir fıkra var. Orta Doğu’nun değişik şehri ve ülkelerinde faaliyet gösterdi diye anlatılan hayali bir “Topal Hafız” uydurmasını da engellemeye çalışmıştık birkaç yıl önce. Afgan Kralının bir alakasının olmadığını yazdığımız o hikâyenin bir benzeridir, şimdi aşağıya aldığımız paylaşım.
“I. Dünya Savaşı'nda İngilizler Irak'ı işgal edeceği zaman İngiliz general kırsalda bir çobanı yanına çağırmış. Çobana ‘Bu köpek senin mi?’ demiş. ‘Evet’ demiş çoban.
– Onu seviyor musun?
– Evet.
– Seni iyi koruyor mu?
O benim her şeyim, demiş.
– Peki sana 100 sterlin versem köpeği keser misin?
Çoban bir an düşünmüş. Bedava başka bir köpek bulunabilir.100 sterlin çok büyük bir para.
– Peki demiş, keserim.
General uzatmış 100 sterlini. Çoban, köpeği kesmiş, ölünce de kenara atmış.’’
……
Derisini yüz ve parçalara ayır emirlerinin de bedelini ödeyen ‘’General yanındaki askerlere;
– Korkmayın, biz bu halkı çok az para karşılığı birbirleri ile savaştırabiliriz. Orduya söyleyin girsin içeri, demiş.”
Ülkesi İngilizlere işgal ettirilmiş veya ülkesi İngiliz işgaline uğramış bir çoban üstünden, en alçak ve en iğrenç bir üslupla satın alınırlık ya da ihanete gönüllülük vurgulanarak, bir millet aşağılanırken, aşağılık bir millet olan o işgalciler büyük, haklı ve yenilmez diye pazarlanmaktadır.
“O benim her şeyim” dediği koruyucusu köpeğinden, Irak’ın ıssız yazısındaki bir çoban “100 Sterlin” karşılığında vaz geçiyor ve onu öldürüyor.
Dünya para birimlerini ve 100 Sterlinin çok büyük para olduğunu da bilen ekonomist çoban, aldığı Sterlinleri hangi şehrin çarşısında harcayacaksa artık…
Biz de yaşadık o yılları. Kurtuluş Savaşı anılarımızda hiçbir gavur parasının adı olmamasına rağmen ve ancak Özal iktidarına kadar döviz denilen o paralardan taşımamışsak da şimdi inanır olduk böyle maneviyat ve kardeşlik bozucu provokatif hikâyelere. Üstelik zevkle paylaşıyoruz üşenmeden, düşünmeden.
Ne günlere kaldık mı, ne günlere geldik mi? Yoksa getirildik mi?
BİZ SEVERİZ BİRBİRİMİZİ
Kahramanmaraşlı Cuma Tahiroğlu’nun bir anısını, Ankara’dan Ömer Polat gönderdi.
“Afşinli doğal, yerli, samimi, temiz siyasi şahsiyet diye tanımlanan ve rahmetli olan Doğan Bozkurt’u anlatmışlar, anmışlar.
Nedim’in ünlü “Var içinde” redifli gazelinden mülhem biz de siyasi rekabet dışarıdan itici, kırıcı görünse de “Bir başka letafet var içinde” diyerek Maravuz Kasabamızda yaşanmış bu zarif ve latif olaya gülümsüyoruz.
“1987 seçimlerinde bir cuma günü ANAP, SHP ve Refah Partisi teşkilatları birbirlerinden habersiz, tesadüfen Afşin'in Maravuz kasabasına seçim çalışması için gidiyorlar.
Cuma namazı için köylü kasabaya gelmiş, pazarını görecek ve tekrar köye gidecek. Vakit dar olduğundan üç partinin de konuşma yapma şansı yok ama birbirlerine de saygı duyuyorlar.
Rahmetli Doğan Bozkurt karizmatik ve sempatik olduğu için diğer iki partiyi ikna ediyor. "Vekaleti bana verin, sizin adınıza ben konuşayım. Üç partiye de oy isteyeceğim" diyor.
Doğan Bozkurt kürsüye çıkıyor. Üç partiyi ve adaylarını tanıtıyor. Kardeşlikten, dostluktan bahsediyor. Son söz olarak:
‘Sayın Maravuzlular!
Beş vakit abdest alıp namaz kılanlar Refah Partisine versin. Sadece Cuma namazı kılanlar ANAP'a versin. Namaz kılmayalar da bize oy versin.
Kalın sağlıcakla’ diyor ve mitingi bitiriyor.”
KIZLARIMIZA BİZ SÖYLERİZ SÖYLENENLERE HAYIR DERİZ
2025 yılının son aktüel malzemelerinden biri de Meclis Genel Kurulu’nda konuşan MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay’ın söyledikleriydi:
“1992 yılında HEP heyeti MHP’yi ziyaret etmişti. O görüşmede Başbuğumuz Alparslan Türkeş de Leyla Zana’ya ‘Kızım’ diye hitap etmişti. O dönemde çok da konuşulmuştu.”
Bu hatırlatma açıklamasından sonra kendini taraf veya ilgili sayan çok kişi konuştu, yorum yaptı.
Biz sadece bu açıklama dolayısıyla akıllara takılan soruları yazacağız.
1992 yılında çok da konuşulan o hitabı bugün sizden başka kim hatırlıyor?
Size de o gün sürpriz gelen bu hitabı, hitabın muhatabı milletvekili neden hiçbir ortamda insanlarımızla paylaşmadı? Dahası, siz de bir MHP yetkilisi olarak ancak bugün duyuruyorsunuz.
“Kızım” hitabı çok önemli bir yakınlık ilanıdır. Örf ve adabımızda “Kerime” sıfatının haricindekilere, büyüklerimiz “Kızım” diye seslenirlerdi.
Siyasi polemik konusu yapılan “Kızım” hitabının çağrışımından hatırladığımız bir olayı yazmamıza geldi sıra.
Mustafa Özdamar’ın Hacı Veyiszade kitabından… Prof. Dr. Mustafa Tafralı Konya İmam Hatip Okulu’ndaki yıllarından anlatıyor.
“Bir coğrafya öğretmenimiz vardı: Nahide Hanım… Dersinde kuvvetli, talebeye şefkatli, 30-35 yaşlarında şık, temiz, modern bir hanım.
Hoca Efendinin hatır gönül almada üstüne yoktu. Herkese selâm verir, hatırını sorardı. Bu durum coğrafya öğretmenimiz Nahide Hanımın çok hoşuna gidiyor olacak ki, sınıfa girer girmez bunu anlatırdı: Hoca Efendi bugün yine hatırımı sordu: Nasılsın kızım? dedi. Bir ihtiyacın var mı? diye sordu. Sizler de böyle hoca olun, diye imrenerek, hayranlıkla bahsederdi Hoca Efendi’den.