Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimize âline ve sahabelerine olsun.
Erzurumlu İbrahim Hakkı: “Kendimi arıyorum, gören var mı?” diye sormuş. Türkiye’de insaf ve şuur sahibi insanlar ise: “Biz bir Milli Eğitim arıyoruz, gören var mı?” diye soruyorlar. 2017-2018 eğitim öğretim zili, 18 Eylül 2017 Pazartesi günü, yine materyalist bir eğitim için çaldı. Bu yıl, yaklaşık 63 bin okulda 18 milyon öğrenci okuyacak ve 1 milyon öğretmen görev yapacaktır. Eğitim, temel itibariyle “muhteva” yani içerik demektir. Okullarda birçok ders var, bu dersler için hazırlanmış kitaplar var. Ve bu kitaplar devlet tarafından temin ediliyor ve okullarda öğrencilere ücretsiz olarak veriliyor. Okullarda Matematik, Fizik ve Kimya, Coğrafya, Hayat Bilgisi, Sosyal Bilgiler, Tarih, Felsefe, Türkçe, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, Temel Dini Bilgiler gibi dersler okutuluyor. Üzülerek ifade edelim ki bu derslerin hiçbirisi, Kur’an, Sünnet ve salim fıkıh kuralları esas alınarak okutulmuyor. Bu dersler, batının kabul ettiği cahili müktesebat esas alınarak okutuluyor, ders kitapları buna göre hazırlanıyor.
MATERYALİST EĞİTİM
Herkesin bilmesi ve görmesi gereken gerçek şudur ki, ülkemizde materyalist bir eğitim ve öğretim benimsenmiştir. Materyalist eğitim ne demektir? Materyalist eğitim demek, ABD ve İsrail’i stratejik müttefik sayan, AB’yi bir medeniyet projesi olarak benimseyen, faizci kapitalist, liberal bir ekonomik modele uyumlu, üretmeyen, tüketen, israf eden, manevi değerlerden habersiz, emperyalistlerin kölesi olmayı ilericilik sayan idealsiz bir nesil yetiştirmek demektir. Materyalist eğitimin temel hedeflerinden birisi de, İslam’a “din ve düzen” olarak kindar bir eğitim inşa etmektir. Bu eğitimin varlık nedeni, İslam’a ve bilgisine düşman olmaktır. Bu bakımdan materyalist eğitim, İslam ve bilgisini, insanlık için zararlı bir hurafe ve dogma olarak takdim eder. Bu takdim, batıda ve bütün dünyada İslam düşmanlığını körüklemekte, Müslümanlar aleyhinde İslam dışı dünyada büyük bir nefretin oluşmasına sebep olmaktadır. Materyalist eğitimin bilinen üç referansı vardır. Bunlar 1. Tahrif edilmiş Tevrat, Telmut ve sihir kitabı Kabbala, 2. Tahrif edilmiş İncil, 3. İnkârcı eski Yunan ve batılı filozofların öğretileridir. Bu referanslara dayanan bir eğitimi, Müslüman Türkiye’nin benimsemiş olması ve bunu inatla sürdürmesi, üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Bu materyalist eğitim, “AB eğitim komisyonunun” koruması altındadır. AB’yi bir medeniyet projesi olarak gören ve AB Bakanlığı’nı kurup, bu konudaki sadakatini ortaya koyan kadroların bu muhtevaya dokunup değiştirmeleri de mümkün olmuyor. Denilebilir ki MEB müfredatları değiştirdi, bu yeni müfredatı Başbakan, Milli Eğitim Bakanı açıkladı. On beş yıllık AK Parti iktidarında müfredatta bu kaçıncı değişiklik, bilenimiz var mı? Müfredat değişikliği diye milletin önüne konulan şey, milletin gazını almak için kelimeler ile onamak, mikrobu pudra şekeri ile sunmaktan ibaret bir göz boyamadır. Aldatılıyor ve aldanıyoruz. Dayatılan materyalist eğitim bizim “Milli bir Eğitimimiz” olamaz. Aksine bu eğitim, işbirlikçi, yıkıcı ve zararlı bir eğitim olur. Böyle bir eğitimi, maneviyatçı bir eğitim ile değiştirmek ancak Milli Görüş-Saadet Partisi iktidarı ile mümkün olur. Buda kabul etmemiz gereken başka bir gerçektir.
KİN VE NEFRET
Materyalist eğitim, “kin ve nefreti” esas alan bir eğitimdir. Bu eğitim, “tevhid” inanışına kin ve nefretle yaklaşır. Bunun için “çoklu ilah” anlayışını benimser ve telkin eder. Yani bu eğitim, tek bir ilahın varlığını kabul etmez. Hâşâ Allah’ın ilahlardan bir ilah olduğunu söyler. Bu kabul, Hıristiyanlık dininin ilah anlayışının bir yansımasıdır. Bu eğitimin benimsediği insan kabulü de sakattır. Materyalist eğitim, yaratılışı baştan reddettiği için, insanı ırkçı bir yaklaşımla ele alır. Materyalist eğitimin bir “üstün insan” kabulü vardır. Diğer insanlar, bu üstün insanın köleleridir ve günahkârdırlar. Günahtan kurtulmaları, üstün insana köle olarak hizmet etmeyi kabul etmelerine bağlıdır. Batının aydınlanmacı liderlerinden Luther, bu “üstün insanın” kimliği hakkında şunları söyler: “Yahudiler, dünyadaki en üstün kanı taşımaktadırlar. Kutsal Ruh, onların eliyle Kutsal Kitabı dünyaya yaymıştır. Onlar Tanrı’nın çocuklarıdır, biz ise yabancılarız. Aslında, Kenanlı kadının hikâyesinde anlatıldığı gibi, bizler (onlar karşısında) sahiplerinin masasından düşen ekmek kırıntıları ile yetinen köpekler gibi olmalıyız.” Bunun için materyalist eğitim, insanı Allah’a kul olarak yetiştirmez, üstün insana köle olarak yetiştirir. Materyalist eğitim, “temizliğe” de kin ve nefretle yaklaşır. Bunun için bu eğitimde abdest, gusül abdesti ve taharet gibi esaslar yer almaz. Materyalist eğitim, aynı zamanda doğal ahlaka, helal ve harama da kin ve nefretle yaklaşır. Bu eğitim ahlaksız, helal ve haramı tanımayan ve ahirete imanı reddeden bir eğitimdir. Hayatı, dünya hayatından ibaret sayar ve “yaşarız ve ölürüz, başka bir hayat yoktur” der. Materyalist eğitimin bir parçası olarak okutulan dini içerikli dersler ise, yüne bu eğitimin benimsediği faize fetva veren, Hıristiyanlığı ve Yahudiliği hak din sayan “Ilımlı İslam’ı” esas almaktadır. Bu İslam’ın, Allah’ın bildirdiği, Peygamberimizin de bize tebliğ ettiği gerçek İslam ile hiçbir ilgisi yoktur. Kısacası materyalist eğitim, İslam bilgisine kapalı, şeytan bilimine açık cahili bir eğitimdir. Böyle bir eğitimi, Müslüman milletimizin evlatlarına reva görmek, bu batıl, cahil ve zalim eğitimde ısrar etmek, inancımıza göre büyük bir nasipsizliktir ve bir hidayet kararması olayıdır. Ziller materyalist bir eğitim için çalmıştır ve işin garibi bundan kimse de rahatsızlı duymamaktadır. Selam hidayete tabi olanlara…