2015e Giden Yol Bu Mükemmel Şölende...

Abone Ol

Dün, Saadet Partisi’nin Ankara Arena’da Aday Tanıtım Şöleni vardı. Baştan sona takip ettim. Tek kelime ile “kusursuz” bir programdı. Heyecan, atraksiyon, tutku, aşk, şevk, organizasyon, birlik ve beraberlik, dayanışma mükemmeldi. Salonu dolduran gençler ve hanımefendiler her zamanki gibi bu heyecan ve aşkın lokomotifi oldu.

 Salon tıklım tıklım doluydu. Atılan sloganlar Türkiye’nin bütününü kapsıyordu, kucaklayıcı idi ve biran olsun heyecan eksilmedi.

 Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak’ın konuşması özelden genele ulaşan, öz ve altı çizilmesi gereken hususları içeriyordu. Kamalak, “Vurgundan, talandan” söz etti,  Mart mahalli seçimlerinin büyük ehemmiyetine değindi. Konuşmasında “mezar taşı” argümanı çok alkış aldı. Kamalak’ın “Saadet Kazanacak..” la başlayan cümleleri tribünlerde coşkulu bir karşılık buldu. Konuşmasının sonunda Milli Görüş Yemini ettirmesi bu coşkuyu tavan yaptı.

 “Hak yemedik, yemeyiz… İyi insanlar için, iyiler kazanacak…” nakaratlı Saadet Marşı, tanıtım şöleninde  büyük beğeniyle karşılandı.  Sözleri de, müziği de Tanıtım Şöleni ile çok iyi bir uyum gösterdi.

 Konuşmacıların 2014 Mart Mahalli seçimlerinden yola çıkarak 2015 seçimlerine vurgu yapmaları da yerindeydi. “Milli Görüş belediyeciliği “ticarethane değil İsmethanedir” vurgusu herkesin takdirini kazandı.

 Bolu Yeniçağa Belediye Başkanı ve Başkan adayı Ahmet Kızıltan’ın kısa konuşmasını şiirsel ifadelerle süslemesi ilgiyle karşılandı. 

 TV5 Saadet Tanıtım Şöleni’ni baştan sona canlı verdi, izleyicilerine. milligazete.com.tr de bu sırada canlı yayındaydı, o heyecana ortak oldu.

 “Kırmızı kitap” yeniden devrede mi

Önce, gazeteci-yazar Can Dündar’ın 27 Ekim 2005 tarihinde Milliyet’teki yazısından bir alıntı yapmak istiyorum. Sonrasında küçük bir sorum olacak… Önce Dündar’ın o yazısı;

“Türkiye yıllardır “gizli bir anayasa”yla yönetiliyor. Ona “kırmızı kitap” da deniliyor.

Bir başka adı, “Milli Güvenlik Siyaset Belgesi”...

Bu anayasada ne yazdığını bilmiyoruz. Bizim temsilcilerimizden oluşan Meclis de bilmiyor.

Belge, Türkiye’nin “ulusal savunma stratejisi”ni belirliyor. İç tehdit unsurlarından dış politika kararlarına, ekonomi politikalarından kültürel önceliklere kadar pek çok konuda net bir çerçeve çiziliyor.

Belgeyi Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreteri’nin “Milli Güvenlik Siyaseti Başkanı” hazırlıyor. Önce MGK, sonra Bakanlar Kurulu onaylıyor.

Diyelim siz bir parti kurdunuz, programını halka sunup seçime girdiniz, kazanıp iktidara geldiniz; aslında “iktidara gelmediğinizi” sadece “hükümet olduğunuzu” hemen anlıyorsunuz.

Çünkü koltuğa oturduktan sonraki 3 ay içinde MGK, “devlette devamlılığı temin için” size bir brifing verip çerçeveyi çiziyor; size de programınızdaki vaatleri “kırmızı kitap”a göre düzeltmek kalıyor.

Mesut Yılmaz bir ara “ulusal güvenlik sendromu”na değinmiş ve “Belgenin üzerindeki perdeyi açmalıyız” demişti.

Kendi gitti, belge, hâlâ perde ardında...

***

Son MGK toplantısında işte bu “kırmızı kitap” elden geçirildi.

Kimi düzeltmeler yapılıp yenilendi.

Mesela son dönem Türk-Yunan ilişkilerindeki yumuşama alametlerine rağmen “Yunanistan’ın karasularını 12 mile çıkarması halinde Türkiye’nin savaş ilan edeceği” hükmü aynen kaldı.

Bu konuda “atanmışlar”ın iradesi, “seçilmişler”inkine üstün geldi.

Asıl ilginç değişiklik ise “tehdit unsurları” listesinde gerçekleşti.

Irkçılığa dönüşen milliyetçiliğin, ülkücü mafyanın, aşırı sağın artık tehdit olarak kabul edilmediği açıklandı.

***

Ben kendimi bildim bileli devletin bir “Tehdit Top-10” listesi vardır.

Burada yarışan tehditler bazen yer değiştirir ama hiç değişmezler. Mesela “bölücülük” listenin gediklisidir. “İrtica” da öyle... “Aşırı sol”, duvar yıkıldıktan sonra biraz gerilese de listenin vazgeçilmez klasiklerindendir.

Ama mesela, “Ne gelişme oldu da ülkücü mafya tehdit olmaktan çıktı” diye soramazsınız.

Ya da “Aşırı sol, bugün nasıl bir somut, yakın tehdit oluşturuyor” diyemezsiniz.

Onu yalnız derin devlet bilir.

Arada “El Kaide” gibi yeni örgüt isimleri listeye dahil olur ama toplumun başına bela olan kimi çağdaş tehditler listede pek görülmez:

Kapkaççı sokak çeteleri yoktur mesela; yoksulluk ve gelir dağılımındaki dengesizliğin yarattığı isyan hissi öncelikli tehdit sayılmaz. Holiganizm, yaygınlaşan linç psikozu, bireysel silahlanma kaale alınmaz.

Ya da “atanmışların seçilmişler üzerinde tahakkümünü tesis”, demokrasiye yönelik bir tehdit olarak görülmez.

***

Devletin bir güvenlik siyaseti olması elbet elzem ve önemlidir.

Buradaki sıkıntı, MGK’nın kimi, neden tehdit sayıp, kimi, neden saymadığını kimsenin bilememesi...

Hepimizin geleceğini etkileyen politikalar belirlerken buna kamuoyunu, Meclis’i dahil etmemesi...

Genel sekreterini sivilleştirerek demokratikleşme sürecine giren MGK, buradaki şeffaflaşma ihtiyacını da görmeli ve “kırmızı kitap”ı bir gizli iktidar belgesi olmaktan çıkarmalıdır.”

***

Can Dündar’ın yazısı böyle…

Şimdi bu bilgileri ışığında sormak istiyorum;

 Düşünün, bir Genel Başkan 3 dönem sözü vermiş, yani gelecek seçimlerde artık milletvekili olmayacağına dair bir vaatte bulunmuş, gözünü köşk seçimlerine çevirmiş, birkaç ay sonra mahalli seçimler, hemen sonrasında da Köşk seçimleri gerçekleştirilecek, yani oya ihtiyacı var… Ama böylesine kritik ortamda bir camiayı direk karşısına alıyor. Acaba, bu tutumunun kaynağı bir “Kırmızı Kitap” mıdır

 İlginçtir; çok ses getiren 2004 Yılı’nda imzalanan o ünlü MGK Belgesi… Ne vardı o belgede Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK), 25 Ağustos 2004 tarihli toplantısında, dini cemaat, vakıf ve derneklerin faaliyetlerinin engellenmesi için bir eylem planı hazırlanmasını kararlaştırdığı ortaya çıktı. Acaba o belge de böyle bir “Kırmızı Kitap”ın eseri mi

 Son soru: Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, 2014 yılı faaliyetleri kapsamında “kırmızı kitap” olarak nitelendirilen Terörle Mücadele Strateji Belgesi’ni yenileyecekti. Sahi, bu “Devlet içinde devlet” olan “Kırmızı Kitap”ın en son güncellemesi ne zaman yapıldı Ve de “Kırmızı Kitap”a hangi yeni hükümler kondu Bilen var mı

 NOT: Bugün 3 Şubat 2014 Pazartesi... 1) İşte geldi 2014 ve ilk ay da bitti… Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011 seçimleri öncesinde yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi, sınıfta kaldı, çuvalladı. 2) Yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları, 28 Şubat darbesi döneminde kapatıldı. “Vakıf” olan bu yurtların asıl sahiplerine iadesi noktasında şu ana kadar “tık” yok. Dubakali n’olacak

adnan.oksuz1964@hotmail.com