2015 Seçimlerinin psikolojisi -1-

Abone Ol

İlginç ve çarpıcı bir seçim süreci yaşandı. Bu seçimin

sonuçlarını duygusallığa kapılmadan gerçekçi ve nesnel bir değerlendirmeye tabi

tutmak gerekiyor.

AK Parti politikaları ve bakışı, Sayın Cumhurbaşkanı nın

müdahale ve üslubu bu seçimin belirleyicisi oldu.

AK Parti, öteden beri sık kamuoyu yoklamaları yaptırır,

politikalarını da ona göre belirler.

Bu seçimler Sayın Cumhurbaşkanı ile diğer partiler

arasında geçti. Başbakan Sayın Davutoğlu onun gölgesinde kaldı. Kendi üslup ve

kişiliğini yansıtamadı. Entelektüel kimliği ve kişiliği gölgede kaldı.

Cumhurbaşkanı nın üslubuna büründü. Bu da onu tam anlamıyla yansıtmadı.

Sayın Cumhurbaşkanı yola çıktığında yol arkadaşları

vardı, birlikte hareket ediyorlardı. Ortak akıl diye bir bakışları vardı. Zaman

içinde bunlar tasfiye oldu. Zaman içinde giderek tek adamlığa büründü. Birlikte

olduğu arkadaşlarını yanındaki danışmanlar ile ezdi. Örneğin Yiğit Bulut un

Başbakan yardımcılarına ayar çekmesi, onları azarlar gibi bir tutuma bürünmesi

kamuoyunun dikkatinden kaçmadı. Ali Babacan ile Bülent Arınç buna örnek

gösterilebilir.

Partisinde çalışma arkadaşlarını üç yıl ile sınırlarken,

kendisi Cumhurbaşkanlığı makamına geçiş yaptı. Onların siyasal hayatını

bitirdi, kendisi yola devam etti. Kaldı ki nitelikli siyasa adamı zor

yetişiyor. Bunlar bir siyasal partinin belkemiğini oluştururlar, dengedirler.

Onlar devre dışı bırakıldı. Erbakan Hoca yol arkadaşlarıyla son nefesine kadar

birlikte oldu. Bu bir vefa örneğiydi. AK Parti nin Ali Babacan, Abdullah Gül ve

Bülent Arınç gibi ağır başlı devlet adamlarına ihtiyacı vardı. Tamamını

küstürdü ve uzaklaştırdı.

Partisi ve hükümeti içindeki yolsuzlukların üzerini

örttü. Onları feda edemedi. Belki de nedenleri vardı ama bu aleyhine oldu.

Bir bakanının Bakara makara dediği, Kur an ı ve İslâm ı

tiye alması ciddi bir rahatsızlık oldu.

Sayın Cumhurbaşkanı nın hemen herkese ayar çekmesi,

hötlemesi, öfkelenmesi ciddî bir sorundu. Muhalefete hiç mi hiç tahammül

etmedi, geçiştirmedi. Sosyal medya üzerindeki hemen her gönderiye karşılık

verdi, mahkemelere verdi, insanlar üzerinde ağır bir baskı oluşturdu. Baskı

daima tepki doğurur. Mizahı bile hiç kaldıramadı.

İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı ndan beri dik

durma rolüne sıkı sadık kaldı, hiç esnemedi, sürekli sert ve katı durdu.

Muhaliflerini ısındırma yerine onları öteledi, itti.

Muhafazakâr demokrat bir burjuva oluşturdu. Bunlar

çıkarcılardı, asla dava sahibi insanlar değildi. Zaten kendisi de Milli

Görüş ten koptuğu andan itibaren üslubunu, bakış ve tutumunu tamamen

değiştirdi.

Milli Görüş geleneğinden birlikte götürdüğü bürokratlar

sistem içinde eridi, yok oldu, özgünlüklerini yitirdi. Çıkarcı gruplar egemen

oldu, onlar da onlara uyum sağladı. Rüşvet ve kayırmalar başını aldı gitti.

Sayın Cumhurbaşkanı makama geçtikten sonra kendisini

başkanlığa kilitledi. 80 milyon insanın cumhurbaşkanı olmak, kucaklamak yerine

sadece AK Parti tabanının Cumhurbaşkanı olmayı tercih etti.

Muhataplarını küçümsedi, aşağıladı. Ana muhalefet

liderine: Genel Müdür yakıştırması ve bunu sürekli gündemde tutması iyi bir

üslup değildi. Sonuçta bir partinin genel başkanı ve milyonları bulan seçmeni

olan biri vardı karşısında.

Seçim kampanyasını da bunun üzerine yürüttü. Kampanyaya

katılması, mütedeyyin kesimin oylarının bir bölümünü kemikleştirirken ve Saadet

Partisi ne gitmeyi engellerken kaçan milyonlarca seçmeni dikkate almadı. Kaçan

seçmen ise Saadet Partisi nin barajı aşamayacağı düşüncesiyle özellikle başta

HDP olmak üzere diğer partilere kaydı.

Parti gençliği ideal bir gençlik olmadı, çıkarcı ve yer

kapma telaşında oldu.