Geride bıraktığımız hafta içinde içeride açıklanan ekonomik veriler çelişkili bir görüntü sergiler iken küresel eğilimlerin beklentilerin düzelmesine katkı yapamadığına tanık olduk. Durum böyle olunca 2014 yılına ilişkin belirsizlik ve kırılganlık algılaması yüksek düzeyini korumaya devam etti. Türkiye ekonomisi üzerinde küresel eğilimlerin daha belirleyici olması daha olumlu düşünmeyi engelleyen temel faktör oldu; döviz sepeti bazında Türk Lirası değer kaybetmeye devam ederek yeni rekorlar kırdı... Üretim yöntemi ile hesaplanan Gayrı Safi Yurtiçi Hasıla büyümesinin bu yılın üçüncü çeyrek döneminde yüzde 4.4 olarak gerçekleşmiş ve hedefe yaklaşmış olması piyasaları rahatlatamadı. Zira devamında açıklanan eğilimler söz konusu eğilimin geçici olduğunu ve dördüncü çeyrekle durağanlaşma yönlü eğilimin geri döndüğünü hatırlatarak etkili ve yetkili kesimlerin moralini bozdu. Ekim ayında sınai üretim artışının yüzde 0.7 ile sınırlı kalması, yine aynı döneme ilişkin cari açık rakamının 2.8 milyar dolar olarak gerçekleşmesi sıkıntı yarattı. Evet tek başına cari açığın küçülmesi iyi fakat bunun ancak durgunlaşma sayesinde gerçekleşmesi kötü ve kabul edilebilir bir durum değil. Kasım ayı enflasyon rakamının gıda ve alkolsüzde yüzde 0.1 olarak gerçekleşmesi ve yıllık oranın yüzde 7.31 e gerilemesi de kalıcı bir etki yaratamadı.
Belli ki Moskova halinin kapanması Türkiye de Kasım ayında enflasyonun gerilemesine katkı yapmış; ihraç edilemediği için iç piyasaya sürülen ürünler sebze-meyve gibi bozulabilir ürünlerin fiyatlarını geriletmiş. Bir yandan Rusya ve Irak a yapılan ihracattaki engellere ve diğer yandan Ekim ayındaki sınai üretim durgunluğuna rağmen TİM verilerine göre Kasım ayı ihracatının nasıl olup da yüzde 8.8 oranında arttığı pek anlaşılamadı.
Geçmişi bir kenara bırakıp geleceğe odaklanmaya çalışır isek iki ana eğilim dikkat çekiyor. İç pazarda yaklaşık bir buçuk yıldır etkisi hissedilen durgunlaşma eğilimi dalgalı bir şekilde güçlenmeye devam ediyor. Küresel düzeyde ise ABD nin parasal genişlemeyi yakında kısacağı beklentisinin güçlenmesi ile beraber riskten kaçınma eğiliminin artacağı ve gelişmekte olan ekonomileri sarsacağı endişesi büyüyor. Bu iki eğilim Türk Lirası nın değer kaybetmesinde, bilançoların makyajının akmasında etkili oluyor. İçeride üretilen pazarlama amaçlı hikayelerin belirleyici olmasını engelliyor. Bu tablo 2014 yılı ilk çeyrek dönemine ilişkin endişeleri attırıyor.
Zira Türk Lirası nın değer kaybetmeye devam etmesi hem enflasyon baskısının artması ve faizlerin yükselmesine sebep olacak, hem de ekonomideki durgunlaşma eğilimini daha yıkıcı hale getirebilecek. Elektrik ve doğalgaz gibi temel ürünlere yüklü zamlar yapmak gerekecek, yapılırsa siyasi iktidar seçmen nezdinde hızla güç kaybedecek, yapılmaz ise beklentiler iyice bozulacak ve gelişmeler kontrolden çıkabilecek. Bu olasılığı devre dışı bırakma yönlü çabalar bugüne kadar pek başarılı olamadı...
Türkiye ekonomisinin çok ciddi boyutta bir tasarruf açığı ve yine çok ciddi akım problemleri var. Siyasi iktidar bu konuyu, kalıcı çözüm bulmak için bir şeyler yapıyor gibi görünerek sürekli erteliyor. Gerekli ve yeterli düzeyde yabancı kaynak girişi olduğu sürece gün kurtarılıyor. Fakat küresel düzeyde riskten kaçınma eğiliminin güçlenmesi bu seçeneği ortadan kaldırır, yumuşak iniş yaparak zamana yaygın çözüm mümkün olamayabilir. 2014 yılı ilk çeyrek döneminde, 1994 ve 2001 veya 2008 yılarının aynı döneminde olduğu gibi bir çakılma söz konusu olabilir; son altı ayda yaşananlar bu olasılığı güçlendiriyor... Çoğunluğun bir çakılma olamayacağı varsayımı ile tedbirsiz gitmesi de tatsız sürpriz ihtimalini güçlendiriyor... Orta Vadeli Plan ın arkasındaki hikaye küresel koşulların olumsuzlaştığı bir ortamda pek bir işe yarayamayabilir. Faiz lobisi kendini kurtarmak adına eski ortaklarını kendi kaderleri ile başbaşa bırakabilir!..