Bugünlerde benim gibi kültür ve sanat adamlarını çok sevindiren bir haberin önemi üzerinde durarak söze başlamak istiyorum. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından her yıl verilen Kültür ve Sanat Büyük Ödülü nün bu yıl Sezai Karakoç a verilmesi gerçekten önemlidir. Kimlik kaybının her alanda görüldüğü ülkemizde, yıllardır böyle bir ödülü hak eden şair ve düşünürümüzün hatırlanması gerçekten sevindirici. Bu ödül daha önce Necip Fazıl ve Turgut Cansever gibi şahsiyetlere verildiği için itibarlı ve önemlidir. Genç kuşaklar bu ödül vesilesiyle Sezai Karakoç un eserlerine tekrar yönelir de kendilerini orijinal bir şair ve düşünürün eserleriyle yenilemeye başlarsa, yüceldiklerini hissederler.
Bu arada, geçen yılın başında haberdar olduğumuz ve İstanbul un suriçi, Topkapı, Sultanahmet ve çevresinin Kent Müzesi ne dönüşeceği projesinden henüz bir sonuç çıkmadığını ifade edelim. AB hayalleri çevresinde istanbul un Avrupa nın Kültür Başkentleri arasına katılması da önemliydi tabii.
Bazı yazarlarla sanatçıların 60. - 70. yaş ve 40. - 50. sanat yılları münasebetiyle çeşitli toplantılar düzenlendi. Münevver Ayaşlı ile Sait Faik in 100. ve Cemil Meriç in 90. yaşları da kutlandı. Bunların yanında İbn Haldun 600. ölüm yıldönümünde ve Muhammed Hamidullah ın da beşinci ölüm yıldönümünde anılması önemliydi. Bunlar da vefalı bir toplum olduğumuzu ve kültürel değerlerimize sahip çıktığımızı gösterir. AB yolunda kendimizi kaybetmemek için bunlar çok gerekli.
Bir kültür ancak onu benimseyerek sahip çıkan ve yaşatmaya çalışanlarca varlığını koruyabilir.
Son ayların önemli kültür olayları
Bence son ayların en önemli kültür olayları şunlar ve üzerinde behemehal durulmalıdır:
İstanbul Belediyesi ne ait çeşitli kültür merkezlerinde sürekli seminerler düzenleniyor. Bu arada, Atatürk Kitaplığı nda iki haftada bir düzenlediğimiz Türk Romanı Seminerleri de bu dönemin önemli faaliyetleri arasındaydı. Belediye Kültür İşleri sorumluları, "Din-Sanat Buluşmasi" adlı bir dizi oturum yaptı. Bu da üzerinde durulması gerektiğine inandığım önemli bir gelişme oldu. Ayrıca pek çok belediyenin düzenlediği, her seviyeden öğrenciye yönelik kültür ve sanat konulu yarışmalar da teşvik edilmeli, üzerinde durulmalı...
2007 yılı Mevlânâ nın 800. doğum yıldönümü... Bu vesilesiyle Mevlana ile ilgili olarak komşumuz İran yurt çapında çalışmalara başladığı halde, bizim resmî ve özel kurumlarımızın gerekli çalışmalara başlamamasını anlamanın imkanı yok. Dünyanın süper güçleri insanlığı Ortaçağ ın karanlık dehlizlerine sürüklemeye çalışırken, biz Mevlana ile dünyaya yeni şeyler söyleyebiliriz. Mevlana nın mesajıyla yeniden uluslararası gündeme gelme imkanı, maalesef basınımızın olduğu kadar kamu kuruluşlarıyla kültür çevrelerinin meselesi de olmuyor. Böylece kültürümüz adına bir imkan daha kaybedilmiş gibi görünüyor maalesef. Halbuki Konya belediyelerinin desteğiyle Mesnevi nin dünya dillerine yeni tercümeleri yapılıyor. Milli Eğitim Bakanlığı nın 100 Büyük Eser listesinde yer aldığı için Mesneviden seçme hikayeler konulu kitaplar da hemen her yayınevinden yayınlanıyor. Önemli olan Mevlana hazretlerinin mesajıyla ülke gündemine gelmesi ve her yaştan insanın onu iyi anlamasıdır. Gerçi böyle hizmetler Dede Korkut, Yunus Emre, Nasreddin Hoca, Mimar Sinan, Namık Kemal, Yahya Kemal ve Necip Fazıl için de sarfedilmesİ gerekli. Çünkü kendi klasiklerim okuyamayan aydınlar yalnız bizde var...
Aralık 2006, merhum Mehmet Akif in ölümünün 70. yıl dönümü idi. Bunun önemini ve üzerinde her türlü çalışmanın rahatlıkla yapılabileceği eserleriyle birlikte artık tamamen millî kültürümüze ait olan İstiklal Marşı şairimizi hakkıyla gençlere anlatmanın zamanı gelmiştir. Artık telif hakkı meselesi önümüzdeki yıldan itibaren ortadan kalktığı için eser gençlerin daha rahat anlayabileceği bir dille yeniden yayınlanabilir, nazım diliyle sadeleştirilebilir ve mesajı bütün ülkenin gündemine getirilebilir. (Sanıyorum böyle bir çalışmayı A. Vahap Akbaş yaptı). Özellikle 18 Mart -25 Nisan 2007 arası Çanakkale Savaşı İçin yapılacak toplantılarda da Akİf in sözcülüğünü yaptığı ruh yeniden gündeme getirilebilir.
İhsan Işık ın 25 yıl gibi bir zaman içinde, iğneyle kuyu kazarcasına hazırladığı devasa ansiklopedinin yeni baskisi yapıldı: Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi" adıyla 10 cild ve 4.500 sayfa olarak yayınlandı. Bu çalışma, gerçekten bir kütüphane değerinde. 15 yıldan beri her baskısında gelişip zenginleşen ve geçen yıl da üç cilt halinde İngilizceye çevrilerek yayınlanan ve bizi dünyaya tanıtan dostumuzun çalışmalarıyla öncelikle kültür ve sanat adamları ilgilenmeli, kütüphanelerinde yer vermeli diye düşünüyorum. Sonra belediyelerle bakanlıklar desteğini sağlamalıdır. Çünkü devletin yapmak zorunda olduğu böyle dünya çapında bir işi üstlenen aziz dostumuz ihsan Işık ı kutluyor, dostlara tavsiye ediyorum. (Tel: 0312.229 88 84)...
İlkine davet edildiğimiz Erzincan Kültür ve Sanat Günleri başka beldeler için de örnek olacak önemde önemli bir kültür olayıdır. Belediye Başkanı Mehmet Buyruk ve yardımcılarının üç gün boyunca yanımızdan ayrılmadıkları bu toplantılarının bir benzerini de Eskişehir de yaşamıştık. Necip Fazıl la ilgili ilk önemli anma toplantılarından birini Erzincan da yaptığımızı ve tekrarını hatırlatalım.
Sait Faik in doğumunun 100. yıldönümü için konuşmacı olarak panele davet edildiğimiz Adapazarı nda Belediye Başkanı Aziz Duran ile yardımcılarının da misafirleriyle sürekli birlikte olması gerçekten az bulunur nezaket örnekleridir. Bazı belediye başkanlarının davet ettikleri misafirleri rutin bir karşılama ile geçiştirdiklerini görmüş ve oralarda gönül dostlarıyla sohbet etmeyi resmî ilişkilere tercih etmiş bir insan olarak bunu önemli bulduğumu belirtmek istiyorum. Aziz başkanların bu toplantıları başka vesilelerle ve o bölgede yetişmiş şahsiyetler çevresinde sürdürmelerini bekliyoruz.
Nobel almak için yazmadığı, "bu armağan bir yalandan ibarettir" dediği günlerde, İslâm dünyasında bu ödülü alan ilk yazar olarak tanınan Necip Mahfuz un ölümünden kısa bir süre sonra Orhan Pamuk a da bu ödül verildi. Onun Batı Avrupa tarafindan ödüllendirilmesi, gerçekten uzun süren tartışmalara sebep oldu. Ermeni Meselesi gibi anlamadığı konularda batılıların hoşuna giden sözler söylediği için ödüllendirildiğini söyleyenler yanında, bu ödülü eserleriyle hak ettiğini savunan da vardı. Halbuki eserlerinin ruhen yerli olması önemlidir. Orhan Pamuk un aldığı bu ödülü hak ettiğini ispat etmek için eleştirmenliğe soyunan köşe kadıları bile görüldü. O da genellikle politika yazıları yazan bu gazetecileri ödüllendirmek için edebiyat adamları yerine onları Nobel törenine davet etti. Fakat nedense renkli kartel medyasında bunların garabeti yaninda Orhan Pamuk un eserlerinin hemen hepsinin ciddî birer intihal iddiasıyla tartışıldığı hiç konuşulmadı. Burada ben konuyla ilgili olarak son aylarda Ümran dergisinde yayınlanan bir yazımın başlığını hatırlatmakla yetinmek istiyorum: "Orhan Pamuk Niçin Ödüllendirildi"... Bu ödül politik değilse, neden hep bu konuşuldu
Dost mektupları ve ruh akrabalıkları
Mevlana gibi ben de asıl akrabalığın kan bağıyla değil, ruh ve zihin yakınlıklarıyla kurulabileceğine inanıyorum. O yüzden ülkemizde ve yurtdışındaki dostlarla haberleşmeliyiz. Bizim görüşlerimizi hakkıyla temsil ederek kültürümüzü yaşatan dostlar birbiriyle görüşmeli.
Aslında e-posta yoluyla yazışmalardan önce kağıt ve zarflarla yazışıp mektuplaştığımız pek çok dostumuz vardı. Necmettin Turinay, M. Atilla Maraş ve şimdi yazı hayatını çoktan bırakan Osman Görgüz bunlardan bir kısmıydı. Birkaç tomar mektuplarımız olmalı... Sonraki yıllarda en çok e-posta yoluyla yazıştığımız okuyucular dışında, A. Vahap Akbaş, Muhsin İlyas Subaşı, Mustafa Özçelik, rahmetli Nazir Akalın, Hüzeyme Koçak ile "Yollar ve İzler" adlı romanımı İngilizceye çeviren Masud Akhtar Shaikh, internet dosyasında mail notları bulunan isimler. Bu türden mektuplaşmaların önemli bir kısmı artık bana sanal göründüğü İçin doğrusu heyecanımı kaybettim. Telefon daha kolay ve daha az yorucu. Mesaj çekmek bile bazen yeterli oluyor. Bazı mektuplaşmaların insanların ölümünden sonra kullanılmasının tuhaflığı bir yana, e-mailden gönderdiklerini herkese okutmaya çalışanlar da var.
Eski öğrencilerim ve ruh akrabalarım olan Hayri Bostan ile Ali Murat Güven i bu türden yazışmalarda farklı muhataplar olarak görüyorum. Bunların mektuplarıyla Pakistan daki Türk Sefiri Sayın Kemal Gür ün Zügüdar adlı kitabımdaki Pakistan la ilgili tespitlere dair görüşlerini ifade eden mektubunu okuyucularımla paylaşmak istediğim için Sarmaşık Kültür ün son sayısında yayınladım.
Esasen bu türden mektupların yayınlanması fikri, aziz dostum Necmettin Turinay dan çıktı ve kendisindeki mektuplardan bir kısmını bulup göndereceğini söyledi, ama galiba bulamadı. Ben de onun bana yazdıklarını onca koli arasından nasıl bulurum, doğrusu pek kestiremiyorum. Ama bunları yeniden gözden geçirerek yayınlamayı düşünmeliyiz.
Öğretmenlerle öğrencilerinin dertleşmeleri, sınıfta başlayıp hayatta sürüp giden bir diyaloğa dönüştüğü için farklı bir dostluğun da başlangıcı olmaktadır. Bu dostlukların da öteki dostluklar gibi ebedi olmasını temenni ederek, bütün sevgilerin söylenmesi gerektiğini bir kere daha belirteyim.
Sarmaşık Kültür ün 10. sayısında benim için hazırlanan özel bir bölümde, bugüne kadar yazılarıma taşımadığım dost mektuplarından iktibaslara da yer verdim, bunu da hatırlatmak istiyorum.