1960-1980 Dönemi Ortadoğu İlişkileri

Abone Ol

1960-1980 döneminde Türk Dış Politikası, 1950’lerdeki aktif ama başarısız, Batı’nın Ortadoğu’daki sözcüsü konumundan sıyrılmış, Arap ülkeleriyle eşitlik ve karşılıklı saygı çerçevesinde ikili ilişkileri geliştirmeye yönelik küçük adımların atıldığı, geçmişteki hataların -yine denge politikasıyla- telafi edilmeye çalışıldığı bir yöne doğru kaymıştır.

Bu politika değişiminde;
“-Türkiye’nin Yunanistan’la Kıbrıs sorununun yaşanması ve Arap ülkelerinin bu konudaki desteğine ihtiyaç duyulması,
-27 Mayıs darbecilerinin Demokrat Parti iktidarının her türlü politikasını eleştirme refleksi,
-Arap devletlerindeki yapısal değişimler,
-Dünyada Soğuk Savaş’ın yerini yumuşamaya bırakması” etkili olmuştur.

27 Mayıs Darbesi Dönemi Ortadoğu İlişkileri
Arap devletlerindeki yapısal değişimler, özellikle Suriye, Irak ve Mısır’da kendini göstermişti. Irak ve Suriye’de genç subaylar tarafından ülkeyi geri kalmışlıktan kurtarmak amacıyla gerçekleştirdikleri darbe ile aynı dönemdeki Türkiye’deki 27 Mayıs darbecilerinin iktidarı ele geçirmiş olması bu politika değişiminde etkili değilse, ilginç bir tesadüftür demek zor olsa gerektir.

Rum Ortodoks Mişel Eflak ile Sünni Müslüman Salahaddin Bitar tarafından 1950 yılında kurulan Baas Partisi, “Birlik, hürriyet, sosyalizm” sloganlarıyla Arap milliyetçiliğini önceleyen bir yapıda kurulmuştu. Baas Partisiyle birlikte Mısır’ın, Irak ve Suriye’deki etkisi de azalmıştı. 1952’den beri Nasır’ın etkisiyle Mısır, Arap âleminin hamisi rolünü, yine Arap milliyetçiliğiyle temayüz etmiş Baas Partisine kaptırmış oldu. En azından Irak ve Suriye üzerindeki etkisi azaldı.

Türkiye’deki 27 Mayıs darbeci subayları, ABD’nin darbeyi yanlış anlamasının önüne geçmek ve NATO’nun 1959 anlaşmasına dayanarak Türkiye’ye müdahale etme ihtimalini de önlemek için NATO ve CENTO’ya bağlılıklarını bildirdi. Bir taraftan NATO ve CENTO’ya bağlılık bildirilirken diğer yandan bağımsızlık mücadelesi veren ülkeler, bağlantısızlar ve üçüncü dünya ülkeleriyle ilişkileri güçlendirmek için adımlar atmaya başladı.

11 Temmuz 1960 tarihli hükümet programında Ortadoğu ile ilişkilerin geliştirileceği belirtilen ilişkilerin belli bir seviyeye gelmesi zaman aldı. Bu arada Cezayir bağımsızlık savaşına karşı Milli Birlik Komitesi bir bildiri yayınlayarak, ulusal bağımsızlık savaşlarını ve özellikle Cezayir’in işgalci Fransızlara karşı açtığı savaşı desteklemeye yönelik irade bildirildi. Bu tavır açıkça Cezayir’in yanında yer almak şeklinde değildi. Çünkü: Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in Fransa ile Cezayirli milliyetçiler arasında arabulucu olma teklifi bunun göstergesiydi. Cezayir’den olumlu yanıt gelirken, Fransa resmi bir cevap vermedi.

Türk hükümetinin bu tutumu Arap dünyasında olumlu karşılandı. Türkiye, Cezayir konusunda bir taraftan Cezayir’deki bağımsızlık hareketini desteklerden diğer yandan Dışişleri nezdinde NATO’daki müttefikimiz Fransa ile ilişkilerin zarar görmemesi için diplomatik girişimlerde bulundu.

Ancak bütün bunlara rağmen, Ortadoğu ile ilişkiler bir anda düzelme eğiliminde değildi. Yıllardır ihmal edilen bu coğrafyada karşılıklı güven ortamını oluşturmak zaman alacaktı. Türkiye’nin Mısır’ın önderliğinde kurulan Birleşmiş Arap Cumhuriyeti’nin dağılma sürecinde müdahil olmaması ancak buradan ayrılmak isteyen Suriye ve Ürdün’ün bu tavırlarını saygıyla karşıladığı mesajını verdi. Aslında bu bölgede söz sahibi olan Mısır’ın elinin zayıflaması Türkiye’nin işine geliyordu.

Bu arada Irak’taki gelişmeler de Türkiye’nin buraya ihtiyatla yaklaşmasıyla sonuçlanacak şekilde hareket etmesini gerektiriyordu. Zira Irak’ta iktidara gelen General Kasım’ın SSCB ile ilişkilerini güçlendirmesi, iktidara gelirken Kürtlerden ve komünistlerden destek alması ise Türkiye içinde etnik sorun yaşaması muhtemel Kürtler için sert politikalar geliştirildiği bir dönem oldu. 1962-1975 Kuzey Irak Kürt Ayaklanması karşısında olayları uzaktan izlemeyle yetinen Türkiye, Bağdat yönetiminin ayaklanmadan kaçan Kürtlerin Türkiye sınırına yığılması ve burada yaşanan olaylardan sonra Irak ve Türkiye ile ilişkileri gerildi. 8 Temmuz 1962 yılında Irak savaş uçaklarının sınırı geçerek Hakkâri yakınlarındaki Gerür kasabasını bombalaması ve bunun iki defa tekrarlanmış olması Türk savaş uçaklarının sınır ihlali yapan Irak savaş uçaklarına ateş açmasından sonra ilişkiler iyice tırmandı. Irak hükümeti bunun yanlışlıkla olduğu ve bir daha tekrarlanmayacağı teminatı üzerine gerginlik sona erdi.

Türkiye’nin Arap/İslam dünyasıyla ilişkilerini geliştirmeye başladığı bu yıllar, geçmişten beri ihmal ettiği ilişkilerden olsa gerek istenilen neticeyi vermedi. Zira 16 Aralık 1965’te BM toplantısında Arap ülkeleri Kıbrıs konusunda Türkiye’nin yanında yer almadı. Gerçi BM oylamasından önce Türkiye, Cezayir, Fas, Irak, Kuveyt, Libya, Lübnan, Suriye, Tunus ve Ürdün gibi ülkelere heyetler göndererek derdini anlatmaya çalıştı ancak bu kadar kısa sürede ilişkilerin istenilen düzeye gelmesi aşırı iyi niyetli bir yaklaşım olurdu.