15 Temmuz’un sebebi hukuk dışılık

Abone Ol

Bismillâhirrahmânirrahîm;

SOSYAL olaylarda, hukuk egemen kılınmaz, kurallar işlemezse mutlaka bir yere toslarsınız. İnsan, haksızlığı vicdanına sindiremeyen bir varlık. Tabiî ve insanın yapısına uygun olanı yapmak zorundasınız. Suyu sıkıştıramadığınız gibi, insanı da baskı ve tahakküm altında tutarak sağlıklı bir yapı ortaya koyamazsınız. 15 Temmuz’a giden süreçteki hukuk ve kural dışılıklar bunun en açık örneği.

     Batı dünyası Hıristiyanlığı insanlığa dayatmaya çalıştı. Hıristiyanlığın birinci bin yılında Avrupa ve Amerika’yı Hıristiyanlaştırdılar. İkinci bin yılında ise Afrika’yı. 1960’lı yıllarda Vatikan, üçüncü bin yılda tüm Asya’yı Hıristiyanlaştırmayı planladı. Kiliseler Birliği, İslâm ülkelerinde ancak “Dinler arası diyalog” yöntemiyle sonuç alabileceklerini düşündüler. 1966’da başlatılan planın uygulanması görevi FETÖ’ye verildi.

     Dinler arası diyalog çalışmasının start almasından 15 Temmuz’a kadar, tam yarım asırlık süreç yaşandı. Bu dönem iyi analiz edilmelidir. Bu süreçte, Millî Görüş partileri dışındaki bütün siyasi partiler farklı seviyelerde FETÖ’ye siyasi destek verdiler. Erbakan Hoca bu hareketi bir ABD projesi olarak gördü. Kadrolarını bu tehlikeden uzak tutmakta titizlik gösterdi.

     Devlet içinde, FETÖ gibi hukuk dışı bir yapıya izin vermek büyük gafletti. FETÖ, AKP döneminde varlığını artırarak sürdürdü. AKP’nin üst düzey yöneticileri, FETÖ’nün ABD’de oluşundan duydukları üzüntülerini ağlama seanslarıyla gösterdiler. Saadet Partisi Sözcüsü Birol Aydın bunu, “Hükümet, insanları FETÖ’ye âşık etti” (09.03.2018) sözüyle anlattı.

KURALLAR BIRAKILDI

     KURALSIZLIK toplumu felâkete götürür. İlkokul mezunu bir kişiye bütün kapıların açılması düşündürücüdür. FETÖ, İzmir Hisar Camii’ndeki bir konuşmasında cemaate, “Siz Kur’an’ın hükmünü attınız, ben de şeklini atıyorum” diyerek Kur’an nüshasını kendisi ve cemaatin hıçkırıklarla ağlaması eşliğinde kürsüden yere attı.

     FETÖ, başörtüsü mücadelesini kırmak için, “Başörtüsü fürûattır” demiş; daha sonra da, “Cebrail parti kursa oy vermem” sözünü etmişti. Bütün bunlar yaşanırken Diyanet susmuş, FETÖ’ye bir şey denilmemişti. Hâlbuki bunlar kural dışı, ölçüsüz konuşmalardı. Dini istismar etmekti.

     28 Şubat öncesi, asker içinde bir cunta, adalet mekanizması içinde bir grup, bazı etkili çevreler halkın oylarıyla iş başına gelmiş meşru bir hükümeti düşürmek için seferber oldu. FETÖ de koroya katıldı. “Beceremediniz, gidin artık!” deme cüretini gösterdi. Vaiz statüsündeki bir kişi bu cesareti nereden alıyordu? Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın’ın değerlendirmesi yerindeydi: “28 Şubat FETÖ’nün yolunu açtı.” (12.02.2018)

     AKP de 28 Şubat ürünüdür. 15 Temmuz kalkışmasını ortaya çıkarmıştır. Bu parti FETÖ’cülere “her istediklerini” vermiştir. Dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala, “72 emniyet müdürü, 7.000 emniyet istihbaratçısı ve 6.500 polisin FETÖ’cü olduğunu” (Yeni Şafak, 20.08.2016) açıklamıştı. Öğretmen, asker, polis, hukukçu, sağlıkçı gibi farklı mesleklerden yüz binleri geçen kişi görevlerinden alındı. Ama darbenin siyasi ve dış ayakları konusunda aynı kararlılık gösterilemedi.

HUKUKSUZ OLMAZ

     SAADET Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Hükümet’in FETÖ’ye tanıdığı ayrıcalığı şöyle anlatır: “Şunu unutmayın! Bu adamları 10 sene bağrınızda siz beslediniz. Bu devletin sinir uçlarına girene kadar nüfuz etmelerini siz sağladınız. Bunlardan referans almadan kimse ne askeri okula, ne bir makama gelebildi.”

     Kalkışma sonrası da hukuksuzluk sürdü. ABD’nin organize edip FETÖ’nün kukla olarak kullanıldığı darbeye katılanlar, teşvik edenler elbette cezasını çekmeli. Ama gizli tuzağı göremediği için, bu kişilerin okuluna gidip yurtlarında kalanları peşin hükümle suçlamamak gerekir. İstihbarat ağı ellerinde olan yöneticiler bile aldandıklarını söylediler; halkın aldanması gayet tabiidir.

     FETÖ’cülükle suçlandığı halde, bağımsız mahkemelerce aklanarak suçsuz görülenler, mesleğine geri dönmelidir. Hukukun tanıdığı hakkı gasbetmek de ayrı bir haksızlıktır.

     En yüksek hukuk kurumunun başında bulunan Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, hukuksuzluğun 15 Temmuz’la sonuçlandığını anlattı:

     “Vesayet altındaki yargısal akıl adaleti tesis edemez. Bunun en yıkıcı örneğini ülkemizi 15 Temmuz darbe girişimine götüren süreçte yaşadık. Akıllarını ve vicdanlarını başkalarına teslim edenlerin yaptıkları ve yaşattıkları hukuksuzluklara hep birlikte şahit olduk. Hukuk devletinde uzaktan kumandalı yargı da, yargıç da düşünülemez.” (28.06.2021)

     Atlattığımız tehlikenin büyüklüğünü, TBMM Darbe Komisyonu Başkanı Reşat Petek şöyle açıkladı: “Eğer FETÖ’cüler o gece darbeye kalkışmasaydılar, 2-3 sene sonra, darbeye gerek kalmadan devleti ele geçireceklerdi.”