15 Temmuz’un efsanevî kahramanları

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim;

Dünya egemenliği idealine ulaşmak isteyen ABD, 1964’te Graham Fuller’e Türkiye Masası görevi verdi. 1965’te toplanan Vatikan Konsili 3. bin yılda tüm Asya’nın Hıristiyanlaştırılmasını planladı. Müslümanların inançlarını ılımlılaştırmak için Dinlerarası Diyalog Konseyi çalışmalarına başladı. Çalışmanın Türkiye ayağını yürütme görevi 1966’da 25 yaşında olan Fethullah Gülen’e verildi. Gülen İzmir’i merkez edinerek örgütünü faaliyete geçirdi.

Gülen, ABD ve Türkiye’deki uzantılarının himayesinde, aklı aşan hızla itibarlılaştırıldı. Yurtlar, dershaneler, okullar, yayınlar, medya üzerinden devletin her kademesine sızdı. Sinsi planlarla sinir uçlarına kadar girmeyi başardı. Kuşatmanın ulaştığı noktayı anlamak için dönemin İç İşleri Bakanı Efkan Ala’yı dinleyelim: “74 ilin emniyet müdürü; Emniyet İstihbarat’taki 7.000 polisten 6.500’ü FÖTÜ’cüydü.” (Yeni Şafak, 20. 8. 2016)

TSK’da yuvalanan cunta, efendilerinden emir almış olmalı ki, 15 Temmuz’da darbeye girişti. Çok tehlikeli kalkışma TSK’nın 2’ye bölünmesi demekti. Halk tehlikeyi gördü. Görevin kendilerine düştüğünü anladı ve birleşti. Tankların karşısına dikildi. Bölünmeyi önledi.

15 Temmuz’un asıl kahramanları fedai misali kendilerini tankların önüne atan halktır. Ankara Gölbaşı’ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın, 47 şehit verme pahasına darbecilere direnişi destanlık çaptaydı. Başçavuş Ömer Halisdemir’-

in cuntacı Tuğgeneral Semih Terzi’yi alnından vurması efsaneleşti. Ertesi gün şehitlerin adları yazılarak boydan boya binalarına yerleştirilen afişteki beyit her şeyi anlatıyordu: “Kim demiş her şeyin bitişi ölüm, / Destanlar yayılır mezarımızdan.”

HALK İHANETİ ÖNLEDİ

15 TEMMUZ’DA millet, 7’den 70’e ihanet şebekesine karşı tek vücut oldu. Sömürgeci güçleri arkasına alan darbecibaşının Türkiye’yi iç çatışmaya sürüklemesine izin vermedi. Kadını, erkeği, askeri, sivili birleşti.

Yıldız teknik Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. İlhan Varank’ın, “Arkadaşlar, biz de korkarsak herkes korkar, ben dışarı çıkıyorum” diyerek darbecilere karşı koyuşu; özel harekâtçı hanımlardan Demet Sezen, Sevda Güngör, Gülşah Güler’in fedakârlıkları; 17 yaşındaki Sağlık Meslek Lisesi Öğrencisi Uhut Işık’ın yaralılara yardım ederken şehit oluşu gibi nice destanlık örneklere şahit olduk. Acıbadem Mahalle Muhtarı Mete Sertbaş, darbecilerin Türk Telekom’a girişlerini engellerken; özel harekâtçı 28 yaşındaki Hakan Yorulmaz, F-16 uçaklarından atılan bombayla doğum gününde şehit oldu.

Kalkışmadaki 246 şehitten 25 kadarı Milli Görüş kadroları arasında yer alıyordu; bir o kadar da yaralı vardı. Saadet Partisi Tuzla yönetim Kurulu Üyesi Üzeyir Civan kalkışma sırasında bir kolunu kaybetti. Başbakanın 28. 11. 2016’daki gazilerle buluştuğu toplantıda şöyle demişti: “Keşke bin kolum olsa da vatan uğrunda feda etsem! Kolumu kaybettim ama vatanımı kaybetmedim!”

Şehitlerimizin efsanevi hatıraları var. Darbenin seyrini değiştiren sembol insan Ömer Halisdemir unutulur mu? Özel harekât komutanı, darbeci tuğgeneral için “vur emri” verirken, “Bak, bu işin sonunda şehadet var. Hakkını helal et.” deyince Ömer Başçavuş’un hiç tereddütsüz söylediği son sözler yüreğimizi burkuyordu: “Başüstüne komutanım, hakkım helal olsun! Siz de hakkınızı helal edin!” DARBEYİ İSTİSMAR

ETMEYİN!

DİYANET işleri eski başkanımız Prof. Dr. Ali Bardakoğlu’nun uyarısı, siyasilere, hepimize ders olacak değerdeydi: “FETÖ’cülük herkesin kendi konumunu güçlendirmek için ötekine doğrulttuğu bir silah oldu.” (Hürriyet, 28.5. 2017)

Lütfen, kimse delilsiz, belgesiz, uluorta siyasi rakip olarak gördüklerini, çekemediklerini FETÖ’cülükle suçlamaya kalkışmasın! Bu, vatandaşlarımızın birbirine şüpheyle yaklaşmasına yol açıyor. Türkiye’yi yok etmek isteyen emperyal Batılıların işini kolaylaştırıyor. Bildiği olanlar güvenlik ve yargı kurumlarıyla paylaşsın. Kimse darbeyi siyasi amaçlarına alet etmeye, darbe üzerinden prim toplamaya kalkışmasın.

Yaşadıklarımız ve 2019’a yönelik bazı işaretler, siyasi hırsı zirvede olanların yenemediği rakiplerine karşı, “FETÖ’cülük” suçlaması yapacakları izlenimi vermektedir. Belden aşağı vurmayı amaçlayan bu çirkin yönteme kimse tevessül etmemelidir.

Mehmet Şevket Eygi’nin uyarısını önemsiyorum: “Darbe yüzde yüz bastırılamamıştır. Seçimle gelen siyasi iktidara, kendisini derleyip toparlaması için mühlet verilmiştir.” (Milli Gazete, 29. 10. 2016)

Düşmanlarımız pusudadır. Türkiye üzerindeki sinsi planlarını uygulamak için acele etmektedirler. Yöneticilerimiz güvenliğimizi öncelemeli; istihbarat zafiyeti bırakmamalıdır. Sömürgecilerle istihbarat paylaşımı yapılmamalıdır. Kutuplaştırma siyaseti bırakılmalı, sorunları birlikte çözme ve uzlaşma yöntemi benimsenmelidir.

Türkiye’nin bekası önemlidir. Yöneticiler bugün var, yarın yoktur. Hep haklı çıkan Erbakan Hoca’nın “Biz, gelecek seçimler için değil; gelecek nesiller için çalışıyoruz” prensibi esas alınmalıdır.