15 Temmuz hasar tespit çalışmaları

Abone Ol

Dünya toz duman. Memleketimizin bu havadan etkilenmemesi mümkün mü? Tesir mekanizması sonuna dek çalışıyor.  Balkanlardan gelen soğuk hava dalgası bizi etki altına alır, Ortadoğu’dan esen soğuk savaş rüzgârları bizi dört bir yana savurur.

Türkiye stratejik, jeopolitik bir konuma sahip, bunun farkındayız. Memleket insanı nezdinde baktığımızda durum çok daha kritik.

Tevatür’le twitter arasına sıkışmış; ama “ansızın parlayan keklikleri jandarma baskını sanıp silahına davranan”  bir milletten bahsediyoruz.  Örnek mi istiyorsunuz? O kadar çok ki.  Daha dün Konya’da yarım saatlik elektrik kesinti karşısında gece yarısı “yine mi darbe kalkışması?” diye sokaklara dökülen insanlara bakın. Şayiaları, ihtimalleri ve de işaretleri bu denli ciddiye alan başka bir millet var mıdır dünyada, bilmiyorum.

Tedirgin ve endişeli olmak kimi zaman iyidir elbette, insanın teyakkuzda kalmasını sağlar.  Fakat bir de endişe toplumuna dönüşmek var.

Her havadan nem kapar, soğuktan etkilenir, her sıcakta bulunduğunuz yeri terk edersiniz.  Bu durum zamanla bulaşıcı bir hastalığa dönüşür. Kimse kimseye güvenmez olur.  Herkes zihninde komşuları, akrabaları, arkadaşları için yeni klasörler açar ve bu klasörleri “yeni dostlar”, “eski düşmanlar”, “eski dostlar” şeklinde isimlendirir.

Zihin duyumlara dayalı olarak yeni bir yapılanmaya gider. Aslında zihin zihin olmaktan çıkıp yolgeçen hanına dönüşür. Hafızanız sadece sizin içeri aldıklarınızla sınırlı olsa neyse, bir de başkalarının içeriye –hafızanıza-itekledikleri var.

“Aslında sen onun öyle olduğuna bakma, o öyle değil, şöyledir”, “bu zamana kadar yediğimiz her şey meğerse zehirliymiş de farkında değilmişiz” nevinden hüküm cümleleri hayatımızı işgal eder.

Nadim olmak isteyenler nedamet çeşmesi bulamadıkları gibi, aldananlar da yeni aldanışlara hazır bir psikolojiyle eskiyi atıp yeniyi giyiniverirler.

Hâlbuki attıkları eski paltolarının içinde kimlik cüzdanları ve çok değerli emanet şeyler de vardır.

Kimliğini bulmuş toplumların geriye dönüşleri ile ileriye gidişleri arasında uçurum denilebilecek bir fark yoktur. Aldatılan ya da aldanan toplumlar, bir endişeyi bertaraf etmek için aldanmışlardır.

Halk aldanırken tek değildir, onlara aldanmaları konusunda yardımcı olan birileri de vardır.

Dini cemaatlerin kalabalıklar üzerinde en çok köpürtmeye çalıştıkları şey endişedir.

“Çok kötü zamanlarda yaşıyoruz”la başlayıp her gün yeni yeni maddelerin eklendiği  “kıyamet alametleri” listesi ile sürüp giden bir karanlık tablodur bu.  Deniz girilen bir yer değil, düşülen bir yerdir.  Mademki denize giren kişi kendini “düşmüş” olarak kabul edecektir, o zaman bu endişe ile boğulmamak için yılana sarılması gerekir. “Ben yüzme biliyorum, boğulmam” demeniz bir şey ifade etmez. Düştüğünüze ve boğulacağınıza inanmanız lazımdır.

Tam o esnada toplumun endişeci başı taifesinden biri sizin kollarınızın arasına bir kurtarıcı ‘yılan’ fırlatır.  Siz ona sarılayım derken o sizi sımsıkı kavrar, nefes alamaz hale gelirsiniz.  Çare, tefrik meleksini geliştirmekte, komplekse kapılmadan özeleştiri mekanizmasını işletebilmektedir.

Bu kritik zamanlarda niyetini, istikametini ve üslubunu bozmayan, milletimize hep “ümit” üzere rehberlik eden Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Mehmet Görmez büyük bir şanstır.

Gerçek bir sorumlu Müslüman tavrıyla hareket etmesini bilmiş ve kurum olarak özeleştirisini de yapmaktan çekinmemiştir.

Sayın Mehmet Görmez’in 15 Temmuz sürecine giden yol ile ilgili yakın zaman önce yaptığı kritik gerçekten üzerinde çokça düşünülmeye değer. Hasar tespitini eğitim, maneviyat, güç ve iktidar olmak üzere “üç açık” üzere özetleyen Başkan şöyle söylüyordu: “Ne olduğunu değil, niçin ve nasıl olduğunu düşünmemiz lazım. Nasıl olduğu sorusuyla yöneldiğimiz zaman bu yapı bizim hangi açığımızı kullandı, hangi beklentimizi kullandı. Eğitim açığımızı kullandığını gördük. Paralel bir eğitim oluşturdular. Her görüşten insanın çocuğunu göndermek zorunda olduğu bir oluşum meydana geldi. İkincisi maneviyat açığımız... Diyanet ve ilahiyat iki elini başının arasına almalıdır. Bu açığı doldururken Diyanet ve ilahiyat neredeydi? Bunun üzerinde durmamız gerekiyor. Bu açıklarımızı toplum olarak kapatmamız gerekiyor.”

Sayın Mehmet Görmez’in bu çok önemli özeleştirileri üzerine söyleyeceklerimizi de başka bir yazıya saklayalım.