15 Temmuz yorumlarımız ve değerlendirmelerimiz devam ediyor…
Günlük yazımı yazmadan önce, genel olarak yazılanlara bakmaya çalışır, dikkatimi çeken yazıları odaklanarak okurum. Önceki gün Salih Tuna’nın yazısındaki daha ilk cümlesi ve sonrasında yazıda geçen isimler dikkatimi çekti: Mahir Kaynak, “Adil Düzen”in mimarı Süleyman Karagülle ve diğer isimler. Yazıdaki ilk cümle şöyle:
“Aslında 15 Temmuz, küresel sermaye ile millî/ulus devletlerin kapışmasından ibarettir. / Mahir Kaynak aramızda olsaydı kuvvetle muhtemel böyle söylerdi. / Hatta işin içine Putin-Erdoğan görüşmesini de ekler, küresel sermayeye karşı ulus devletlerin manevrası minvalinde değerlendirirdi…” Salih Tuna’nın yazısının benim odaklanmama sebep olan orta yerindeki bölümü aynen şöyle: “Küresel sermaye - ulus devletler kapışmasında (bütünüyle aynı olmasa da) Mahir Kaynak’la benzer şeyleri söyleyen başka biri var. / Kim mi? / “Adil Düzen”in mimarı Süleyman Karagülle... / İlerlemiş yaşına (88) rağmen, 15 Temmuz FETÖ saldırısını son derece sorgulayıcı bir şekilde ele alıyor. İlk günden beri de herkesten farklı şeyleri dile getiriyor Yeni Akit’teki köşesinde. / Mesela, çok ilginç sorular soruyor. / Diyor ki, “tüm partiler nasıl oldu da iki saat içinde anlaştılar?” (…)” S. Tuna’nın yazısı şu bölümle sona eriyor: “Süleyman Karagülle’nin kavline göre, sermaye, yarım asırlık faaliyet neticesinde orduyu bölecek düzeye erişen paralel ordunun, mahut darbeyi başarmasını istemedi. / Neden mi? / Kontrollerinden çıkacağından endişe etti. / Peki, sermaye ne yapmak istedi? / Karagülle’ye kulak verelim: “Önce FETÖ grubu ile Millî Ordu çatışacaktı. Yarım asırlık hazırlık yapılmıştır. FETÖ grubu adı altında Millî Orduya denk ordu oluşmuştu. İslâmcıların gelmemesi ve iç savaşın devam etmesi için Milliyetçileri millî ordunun yanında bıraktı. Komutanlarını etkisiz hale getirdi. Darbeyi erken vakitte ortaya çıkardı (…) İkinci dalga gelecekti. ÇIKARCILAR Ordu’ya hâkim olacak ve Türkiye Devleti’nin taksimi yapılacaktı. / Önce İÇ SAVAŞ olacak, sonunda ÇIKARCILAR Türkiye’yi SEVR’den daha çok bölüşeceklerdi. İşte… BİTMEYEN TEHLİKE BUDUR. / ÇIKARCILAR hâlâ yerlerindedirler. SERMAYE bunlara her zaman emir verebilir. Millî Ordu fahiş bir hata yapmazsa, kazanma şansları yoktur…” / Soru şudur: / Sermayenin emrine amade bu “ÇIKARCILAR” kimdir? Kimlerden müteşekkildir?”
Şu noktalara dikkat: 1) İkinci dalga gelecek… 2) ÇIKARCILAR Ordu’ya hâkim olacak… 3) Türkiye Devleti’nin taksimi yapılacak... 4) Önce İÇ SAVAŞ, sonunda SEVR… 5) Ve… ÇIKARCILAR hâlâ yerlerinde; SERMEYE bunlara her zaman emir verebilir... 6) SONUÇ; Millî Ordu fahiş bir hata yapmazsa, kazanma şansları yoktur...
Süleyman Hoca’nın “DARBENİN TEŞHİSİ” başlıklı yazısına bir daha baktım...
Değerlendirmemizi o yazıdaki ilk bölümle noktalayalım: “Savaşın en büyük silahı hedef şaşırtmaktır. Doğudan saldırı beklerken batıdan gelirse yenilirsin. Düşmanı teşhis etmez, düşman olmayanı düşman yapıp ona saldırırsan, düşman elini kolunu sallayarak ülkeni işgal eder. / Sermaye bu oyunu çok iyi oynamaktadır. Türk Ordusu, İmam Hatip Okullarını düşman kabul etmiş, paralelcileri doldurmuştur. Türk Devleti paralelcileri desteklerken gerçek Nur sahiplerini hapishanelerde işkencelere tabi tutmuştur... / Türk Devleti tarihin en kıdemli devletidir. Göktürkler, Karahanlılar, Gazneliler, Selçuklular, Osmanlılar ve Cumhuriyet aynı geleneği sürdürmektedirler. / Dört özelliği vardır: / a) Devlet halka hükmetmez, onların güvenliğini sağlar, halkı sınıflara ayırmaz, hepsine eşit muamele yapar. / b) Halkın inançlarına karışmaz, ırk ayrılığı yapmaz. Görevi güvenliği sağlamadır, halka hükmetme değildir. / c) Yönetici kadro inançlıdır, Allah’a inanır ve O’nun emrinde devleti yönettiğini bilir ama asla halkın inançlarına karışmaz. / d) Devlet ülkede sağladığı güvenle getirdiği refahtan elde ettiği meşru makul vergi ile yetinir, asla halka saldırmaz. / İşte MİLLÎ ORDUMUZ budur ve bu ordu binlerce senedir hep sonunda galip gelmiştir...”