1448. Hicret yılınız hayrlı olsun!

Abone Ol

Bismillâhirrahmanirrahîm!

HİCRET, İslâm davetinin genişlemeye başladığı, aksiyona geçtiği bir tarih başlangıcıdır. Bir yerden başka bir yere “göç etmek” anlamına gelir. İslâm tarihinde ise, Allah Resulünün (S.A.V.) Mekke’den Medine’ye hicret etmesi anlamındadır. Mekke’den Medine’ye hicret edenlere “muhacir”; Medine’de onlara kucak açıp yardım edenlere de “ensar” denir.

Hicrete start veren olay Birinci ve İkinci Akabe Bey’atları’dır. Bir hac mevsiminde Medineli 12 Müslüman Mekke’ye geldiler. Allah Resulü (S.A.V.) onlarla Akabe Tepesi’nde “gizlice” buluştu. İslâm’ı yaşayıp yaymak için Hz. Peygamber’e şu konularda bey’at ettiler (ahitleştiler):

1. Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız!

3. Zina etmeyeceksiniz.

4. Açlık sebebiyle çocukları öldürmeyeceksiniz!

5. Hiç kimseye iftirada bulunmayacaksınız!

6. Hiçbir hayırlı işte Peygamber’e muhalefet etmeyeceksiniz.

Medineliler, geri dönerken Medine’de İslâm’ı anlatmak üzere Peygamber’den bir davetçi, bir Kur’an öğreticisi istediler. Allah Resulü (S.A.V.) de Dâr-ul Erkâm’da yetişmiş Mus’ab bin Umeyr (R.A.) isimli genç bir sahabeyi onlarla birlikte Medine’ye gönderdi. Mus’ab; Müslüman olmanın çilesini çekmiş, güler yüzlü, nezaketli, görgülü, asalet sahibi ve Peygamber’e en çok benzeyen bir sahabeydi.

Medine’nin o zamanki nüfusu 10 bin civarındaydı. Yahudiler, müşrikler, Hristiyanlar 9 bin kadardı. Bin kadar da Müslüman vardı. Mus’ab (R.A.) hemen davete başladı. Bir sene içinde ziyaret etmediği ev bırakmadı. Güler yüz ve tatlı dille İslâm’a davet etti.

DAVET GENİŞLİYOR

MUS’AB bin Umeyr (R.A.) eliyle Medine’deki İslâm daveti meyvelerini verdi. Hac münasebetiyle Mekke’ye gelenlerin sayısı 12’den 75’e yükseldi. Allah Resulü (S.A.V.) Akabe’de 2. Bey’atını aldığında Medineliler, “Mekke’de bunaldığını biliyoruz” diyerek, Peygamber ve sahabesini Medine’ye davet ettiler. “Malımızı, canımızı, hanımlarımızı, evlâtlarımızı koruduğumuz gibi, sizi de koruyacağız” dediler.

Allah Resulü (S.A.V.) vahiy bekliyordu. Bu sebeple söz veremedi. Sahabeden fırsat bulabilenler hicrete başladılar. Kimisi gizli olarak, kimisi açıktan! Hz. Ömer (R.A.), “İşte Medine’ye gidiyorum. Hanımını dul, çocuğunu yetim bırakmak isteyenler arkamdan gelsin” diye meydan okuyarak hicret etti.

Müşrikler zulümlerini artırdıkça artırıyordu. İsrail’in mazlum Filistin halkına yaptıkları gibi! Sahabe yapılanlardan bunalmıştı. Daha önceki Habeşistan’a hicret “ara çözüm”dü. Zulüm sınır tanımaz noktaya ulaşmıştı. Allah Resulünün (S.A.V.) evini kuşattılar. Onu öldüreceklerdi. Hz. Peygamber cana kastedilecek noktaya gelinceye kadar Mekke’den ayrılmadı. Evi kuşatılınca Rabbimiz hicret etme izni verdi.

Allah, kendi rızası için yola çıkanları yolda bırakmıyordu. Örümceğin mağara girişine ağ örmesi, güvercinin yumurta yapması gibi sebeplerle dostlarını koruyordu. Ödül almak için Allah Resulünü (S.A.V.) takip eden Süraka’nın atı yere kapaklanıyor, diğer hamleleri fayda vermiyordu. Allah’ın himaye ettiğine kim zarar verebilirdi! Hz. Peygamber’in Medine’de de görevleri vardı. Kuba Mescidi’ni inşa etmesi; Mescid-i Nebi’yi yapması ve cami bünyesine ilim öğrenme yeri olarak Ashab-ı Suffa’yı kurması gibi.

GERİ DÖNMEK İÇİN

HİCRET, vatanı terk etmek değil; daha güçlenmek için ayrılmaktır. Mekkeliler Allah Resulüne (S.A.V.) karşı geldiler. Taifliler taşladılar. Medineliler O’nu sahiplendiler. Medine “merkez” haline geldi. Bu anlamda hicret, Mekke’deki İslâm karargâhının Medine’ye taşınmasıdır.

Hicret, yay olup gerilmek, oku daha uzaklara atmaktır. Bir uzun atlama sporcusunun geri geri giderek, daha uzun bir mesafeye atlamak için hız kazanmasıdır. Hicret İslâm’ın hakkıyla yaşanabileceği güvenli bir yer arayışıdır. İnancı uğruna gitmek, zaferle geri dönmektir. Nitekim, Müslümanlar Hudeybiye Barışı’ndan sonra Hayber’i fethettiler. Elçiler aracılığıyla İslâm davetini bütün dünyaya ulaştırdılar. Arkasından Mekke’nin fethi!

Hicret “İslâm’ı yaşama şuuru”dur. Zulmün saltanatını yıkmak, beldeleri “yaşanır” hale getirmektir. Küfür karanlığından aydınlığa çıkıştır. Haramdan kaçmak, helâl olanı istemektir. Rabbimiz, ensar ve muhacirleri şöyle müjdeler: “İman edip de Allah yolunda hicret ve cihat edenler, muhacirleri barındıran ve yardım edenler var ya! İşte gerçek müminler onlardır.” (Enfâl, 74)

Hicret sonrası ensar ve muhacirler arasında bütün dünyanın imrendiği bir kardeşlik örneği yaşandı. Îsar adı verilen “Müslüman kardeşini kendinden üstün tutma”nın ne anlama geldiği görüldü. Ruhların birbiriyle nasıl kaynaşacağı ispatlandı. Medine’nin önceki adı “kan dökme yeri” anlamında Yesrip’ti. Şehir, “Medine-yi Münevvere” haline dönüştü. İç çatışmalar, savaşlar bitti; insanların yüzleri gülmeye başladı. Hicretin 1448. yılının Müslümanlara, insanlığa huzur ve barış getirmesi niyazıyla!