1435 yıl öncesinde yaşayan, Kostantiniyye’yi, yani Doğu Roma İmparatorluğu’nun başkentinde krallık görevi yapan Heraklius ile bugün Hıristiyanların başı olan A.B.D. Başkanı Biden ile Rus Başbakanı Putin arasındaki farkı fark edelim:
Abdullah bin Abbas, Ebu Süfyan’dan naklediyor: “Ticaret kafilesiyle Şam’da iken, o günlerde Allah Rasülü ile Ebu Süfyan ve Kureyş, Hudeybiye andlaşmasını yapmıştı. Heraklius, Şam’da bizi, davet etti, tercümanını da çağırdı ve bize sordu:
-Kendisinin peygamber olduğunu iddia edene içinizden akraba olarak en yakınınız kim?”
-Ebu Süfyan, “Akraba olarak en yakın benim.”
-Herakius, “Onu bana yaklaştırın, arkadaşlarını da arkasına yerleştirin.”
Tercümanına döndü ve, “Ben buna soru soracağım. Eğer yalan söylerse, arkadakiler onu yalanlasınlar” dedi.
Ebu Süfyan, “Vallahi, eğer arkamdakilerin beni yalanlamasından hayâ etmeseydim, Heralius’a yalan söyleyecektim” dedi.
-Herakius, “Onun soyu aranızda nasıldır?”
-Ebu Süfyan, “O soylu biridir.”
-Heraklius, “Daha önce peygamberlik iddiasında olan oldu mu?”
-Ebu Süfyan, “Hayır”
-Heraklius, “Ataları içinde kral var mıydı?”
-Ebu Süfyan, “Hayır”
-Heraklius, “Ona halkın eşrafı mı tabi oluyor, yoksa zayıfları mı?”
-Ebu Süfyan, “Zayıfları”
-Heraklius, “Artıyorlar mı, eksiliyorlar mı?”
-Ebu Süfyan, “Artıyorlar”
-Heraklius, “İslam’a girenlerden kızıp da tekrar dinine geri dönen oldu mu?”
-Ebu Süfyan, “Hayır”
-Heraklius, “Peygamber olduğunu söylemeden önce ona hiç ‘yalancı’ dediğiniz oldu mu?
-Ebu Süfyan, “Hayır”
-Heraklius, “Ğadr/sözünden döndüğü oldu mu?”
-Ebu Süfyan, “Hayır olmadı, ancak biz onunla (Hudeybiye) andlaşma yaptık. O sözleşmeye uyacak mı bilmiyoruz” (Ebu Süfyan, “Ben bu sözden başka araya katacak bir kelime söylemeye imkânım olmadı) dedi.
-Heraklius, “Onunla hiç savaştınız mı?”
-Ebu Süfyan, “Evet”
-Heraklius, “Onunla savaşınızda nasıl oldu?”
-Ebu Süfyan, “Harp, aramızda gitti-geldi, bizim kazandığımız oldu, onun kazandığı oldu.”
-Heraklius, “O size neleri emrediyor?”
-Ebu Süfyan, “Yalnız Allah’a kulluk yapınız, O’na hiçbir şeyi ortak kılmayınız, atalarınızın söylediklerini bırakınız diyor, namaz kılmayı, doğruluğu, iffetli olmayı, akrabalık bağlarını sağlamlaştırmayı emrediyor.”
Bunun üzerine tercümanına şöyle dedi:
-Heraklius, ona (Ebu Süfyan’a) söyle, “Sana onun soyundan sordum, sen, onun soylu biri olduğunu söyledin. Peygamberler de kavminin soyundan gönderilir.
Sana ondan daha önce peygamberlik iddiasında olan oldu mu diye sordum, sen “Hayır” dedin. Eğer bu sözü daha önce söyleyen olsaydı bu da onu örnek almış, söyleneni söylemiş derdim.
Sana “Ataları arasında kral var mıydı?” dedim, “Hayır” dedin. Eğer ataları arasında bir kral olsaydı, “Atalarının krallığını istiyor” derdim.
Sana peygamberliğini söylemeden önce ona, “Yalancı” dediğiniz oldu mu dedim, sen “Hayır” dedin.
Ben biliyorum ki, insanlara yalan söylemekten kaçınan biri, Allah adına yalan söyleyemez.
Sana, “Ona eşraf mı, yoksa zayıflar mı tabi oluyor?” diye sordum, sen, “Zayıflar” diye cevap verdin. Zayıflar, peygamberlerin tabileridirler.
Sana, “Artıyorlar mı, eksiliyorlar mı?” diye sordum, sen, “Onlar artıyorlar” dedin. İşte iman tamam oluncaya kadar bu artar.
Sana “İslam’a girdikten sonra, kızarak geriye dönerler mi?” diye sordum, sen “Hayır” dedin.
İşte imanın sevinci kalbe karışınca böyle olur.
Sana, “Ğadr/sözünden döner mi?” dedim, sen “Hayır” dedin.
İşte bütün peygamberler ğadr etmezler, sözlerinden dönmezler.
Sana, “Size neyi emrediyor?” dedim, sen “Size “Allah’a kulluk yapmayı, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamayı emrediyor, putlara kulluğu yasaklıyor, namazı, doğruluğu, iffetli olmayı emrediyor” dedin.
Eğer, senin dediklerin doğru ise, O, çok yakın bir zamanda benim şu iki ayağımı bastığım yerlere sahip olacaktır.
Ben bu peygamberin çıkacağını biliyordum ama sizden (Araplardan) olacağını zannetmiyordum.
Eğer O’nun yanına varabileceğimi kesin bilsem, her zahmete katlanırdım.
Eğer O’nun yanında olsaydım, ayaklarını yıkardım.
Sonra Allah Rasülü’nün, Dıhye ile, Busra’nın büyük yöneticisi aracılığıyla gönderdiği mektubunu istedi.
Dıhye, mektubu Heraklius’a verdi, onu okudu. Mektupta şöyle yazıyordu:
“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.
Allah’ın kulu ve Rasülü Muhammed’den, Rumların büyüğüne, Selam, hidayete tabi olanlara olsun. Bundan sonra derim ki, seni, tam bir İslami çağırışla İslam’a davet ediyorum. Müslüman ol, selamette olursun. Müslüman ol, Allah iki kat sevap versin. Eğer yüz çevirirsen halkının günahı, senin üzerine olur.
“Ey kitap ehli, Allah’tan başkasına kulluk yapmamak, hiçbir şeyi O’na ortak koşmamak, Allah’tan başka ba’zımız ba’zımızı Rab edinmemek için, bizimle sizin aranızdaki ortak bir kelimeye geliniz. Eğer yüz çevirirlerse ‘Şahit olun biz Müslüman’ız’ deyin.” (Al-i İmran Sûresi ayet 3/64)
Ebu Süfyan diyor ki, “Heraklius mektubu okudu, diyeceğini dedikten sonra gürültü koptu, sesler yükseldi ve bizi oradan çıkardılar. Bizi çıkarınca arkadaşlarıma, “Ebu Kebşe’nin (Muhammed’in lakaplarından biri) şanı büyüyor. Çünkü Asfaroğulları/Sarı benizlilerin kralı ondan korkuyor” dedim.
Ben, Allah benim kalbime İslam’ı girdirinceye kadar, ben bu inançta idim.”
Bu konuşmadan iki sene sonra, Mekke’nin fethinde Ebu Süfyan Müslüman oldu.
Sekiz yıl sonra, miladi 635’te, Hazreti Ömer döneminde Halid bin Velid komutasındaki ordu, Heraklius’un ayaklarını bastığı yerleri fethetmiştir.
Allah, ashab-ı kiramın hepsinden razı olsun.