1434 Rebiulevvel ayındayız10

Abone Ol

Fakat ne yazık ki, umreye giden Müslümanlar, genellikle

umre süresince yapılan farz, vacip, sünnet veya müfsid niteliğinde umrenin her

bir fiiliyle ilgili birçok hükümlere oldukça yabancı kalmakta, bu önemli

ibadeti yerine getirme fırsatını bulduklarında da pek çoğu, bu hükümleri

bilmedikleri gibi, kısa bir sürede bunları kâfi derecede öğrenme imkânını da

bulamamaktadırlar. Bu sebeple hem yolculuk safhasında birçok sıkıntıya maruz

kalmakta, hem de bilemediği için umre ibadetini ya eksik ifa etmiş veya umrenin

sahih olmasına mani olacak bazı hatalarda bulunmuştur. Belki de, hac ve umrede

vaki bu eksikliklerden ve hatalardan dolayı ALLAH Teâlâ, hac ve umreyi

emrederken:

 “Hac ve umreyi

ALLAH Teâlâ için tamam yapınız…” buyurmuştur. Başka bir ibadeti emrederken, hiç böyle yani: “Tamam

yapınız” buyurmamıştır.

Bu sebeple bazı zorluklara katlanarak umreye giden bir

Müslüma-nın, umresini noksansız eda edip “makbul bir umre” yapabilmesi ve ALLAH

Teâlâ katında en yüksek ecri kazanabilmesi için bu kutsal ibadetin nasıl

yapılacağını, umre esnasında nelere dikkat etmesi gerektiğini, hangi fiil ve

davranışların suç sayıldığını, kısaca erkânından adabına kadar, bu ibadetle

ilgili hükümleri, kendisine yetecek kadar iyi bir şekilde öğrenmesi gerekir.

Farzlarını, vaciplerini, sünnetlerini ve pratiğini bilmeden, tamamen amiyane ve

kulaktan dolma bilgilerle, uydum kalabalığa şeklinde “makbul bir umre” yapmak

mümkün değildir. Ayrıca başkalarından doğru bilgi alınsa da, umreye gidecek

kimsenin bizzat okuyup, öğrenip bilgi sahibi olması kalbini tatmin etme

bakımından çok daha faydalıdır. Bu nedenle aslında umreye gidecek kimselerin,

umreye gitmeden evvel en az üç ay, bilgili ve tecrübeli hoca efendiler

tarafından sıkı bir eğitim ve öğretimden geçirilmeleri çok faydalı ve isabetli

olur.

Bir Müslüman’ın hayatı boyunca namaz ve oruç bu kadar

tekerrür etmesi ve bu hususlarda bunca malumat verilmesine rağmen yine de bu

emirlerin ifasında bazı noksanlıklarla karşılaşmaktayız. Umrenin ise,

genellikle ömürde bir kaç defa olması, muhit yabancılığı ve lisan farklılığı

gibi diğer ibadetlerden ayrı bir özelliği vardır. Umre adayı, şimdiye kadar hiç

görmediği, gitmediği bir ülkeye, hiç bilmediği, tanımadığı insanlar arasına

gitmektedir. Bir de farklı iklim şartları… Bütün bunlar, esasen hakkıyla ifası

büyük bir dikkat ve eğitim isteyen umrenin zorluğunu bir kat daha artırmakta,

tek başına hakkıyla ifasını adeta güçleştirmektedir. Ayrıca umrenin ifası

sırasında yapılabilecek bir hata veya yanılgı, umre adaylarının maddî ve manevî

açıdan mağdur olmalarına sebep olmaktadır. Hatta her türlü külfet ve maddî

fedakârlığa katlanarak bu yolculuğu tamamlayan ve yurduna dönen bir kimse,

bazen makbul bir umre yapmadan da dönebilmektedir. Çünkü bilemediği için

umresini ya eksik, ya da hatalı yapmıştır. Kısacası umre, bilgi ve rehberliğe

dayalı, devamlı dikkat, takip ve kontrol isteyen bir ibadettir.

Cenab-ı Hakka sonsuz şükürler olsun ki, görevli olarak

birçok kere hacca, umreye gitmek nasip oldu. Bu vesile ile umreye gelen

kardeşlerimizin karşılaştıkları ve çektikleri sıkıntıları, yaptıkları hataları

yakinen müşahede ettik. Nafile sa’y yapanları, sünneti işleyeceğim derken haram

işleyenleri ve farzı, vacibi terk edip bid’atleri farz telakki edenleri çok

gördük.  Bakara sûresi:196