Umre, umre yapan kimsenin ALLAH Teâlâ katındaki değerini,
derecesini yükseltir, cenneti kazanmasına vesile olur ve onu ahlâken
olgunlaştırır. Çünkü umre yapanlar, “Duyûfur-Rahmân” yani “Rahman’ın
misafirleri”dir. Evet, gerçekten de umre yapanlar ALLAH Teâlâ’nın birkaç günlük
veya haftalık en kıymetli misafirleridir. Hiç şüphesiz bundan daha şerefli bir
misafirlik olur mu Böyle bir misafirliğe kabul edilmek, büyük bir nasiptir.
Umre yapanlar, bu misafirliğe kabul edilmekle büyük bir nimete kavuşmuş
bulunuyorlar. Dolayısıyla umreci, bu kıymetli zamanını, önce kendisinin bir
misafir olduğunu, hem de Rabbisine misafir olduğunun bilinci içerisinde
geçirmelidir. Ayrıca gerek hâne sahibine karşı, gerekse O’nun diğer
misafirlerine karşı saygı ve hürmette kusur etmemelidir. ALLAH Teâlâ,
misafirlerinin içtenlikle yapacakları duaları asla geri çevirmez. Ebû Hureyre
(R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:
“Hacılar ve umre yapanlar, Müslümanların ALLAH Teâlâ’ya
gönderilmiş temsilcileri, ALLAH Teâlâ’nın misafirleri, ALLAH Teâlâ’nın evinin
ziyaretçileridir. Kendisine dua ederlerse, dualarını kabul eder, O’ndan afv ü
mağfiret, bağışlanma dilerlerse, onları bağışlar, affeder.” buyurmuşlardır.
Görüldüğü üzere umrede yapılan dualar ve tevbeler kabul
görür. Böylece bu ibadeti îfa edenler, işlemiş oldukları hata ve günahlarından
arınarak hayata yeni bir canlılık ve şuurla dönerler.
Umre: “Hacc-ı asgar” yani küçük hac’dır. Çünkü Amr b. Hazm
(R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz:
“Umre, küçük hacdır.” buyurmuştur. Yani hacdaki bereketler, semerler ve faziletler sayı
bakımından az olmakla birlikte aynısı umrede de vardır.
Makbul umre, en faziletli amellerdendir. Çünkü Ebû Kılabe
(R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz:
“En faziletli amellerdendir… Mebrur yani makbul umre.” Buyurmuşlardır.
Mebrur yani makbul umre: ALLAH Teâlâ’nın rızasına uygun bir
şekilde eksiksiz olarak yapılan, kendisine hiçbir günah karışmayan, ALLAH Teâlâ
katında makbûl, kabul olunmuş umre anlamına gelir. Mebrûr umre, zihnen, kalben,
fikren yanlış duygu, düşünce ve günahlardan arınma, temizlenme ve kurtulmayı ifade
eder. Gerçekten umreye giden pek çok insan, günahlarına tövbe edip
kötülüklerini terk etmek suretiyle dinî ve ahlâkî hayatında bir dönüşüm
geçirmektedir. Umre yapmış kişinin; umreden sonraki hâlinin, hayatının: Umreden
önceki hâlinden, hayatından daha güzel olması, yaptığı umrenin mebrûr olduğunun
alâmeti kabul edilmektedir.
Umreye giden kimse, duası istenecek kişidir. Hz.Ömer (R.A.)
demiştir ki:
- Resûlullah (S.A.V.) efendimizden umre yapmak için izin
istedim. Bana izin verdi ve:
“Kardeşciğim! Bizi de
duadan unutma! Kardeşciğim! Duana bizi de ortak et.” buyurdu. Bana öyle bir söz
söylemiş oldu ki, onun yerine tüm dünyaya sahip olmam beni o kadar
sevindirmezdi.
Umre, normalde gaza yoluyla yapılan cihada katılamayan
yaşlılar, küçükler, güçsüzler ve kadınların cihadı olarak nitelendirilmiştir.
Ebû Hureyre (R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz:
“Büyüğün, küçüğün,
zayıfın, kadının cihadı Hac ve umredir.” Buyurmuştur.
Hac ve umrenin cihada benzetilmesi, bu iki amelde mevcut
meşak-kat ve zahmetler sebebiyledir. Cihad da meşakkat ve zahmet yönü ağır
basan bir ibadettir. İnsan nefsi, her üç amelle de aynı terbiyeleri
alabile-cektir. Bu sebeple, sevap yönüyle bunların aralarında benzerlik,
yakınlık ve hattâ şartlara göre ayniyet olduğu Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz
tarafından bildirilmektedir. Öyleyse cihada muktedir olamayan, söz geli-mi
çocuk, kadın veya yaşlı birisi hac veya umreyi yaparak aynı sevabı
kazanabilecektir.