Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) yine, yeni ve yeniden malum ezberini bozmadı ve gelecek sezondan itibaren Süper Lig'de uygulanacak yabancı kuralını 10+4 olarak açıkladı. Gerekçe hep aynı, hep tanıdık: "Türk futbolcusunu yetiştirmek, gençlerimize şans vermek ve kulüpleri yabancı çöplüğünden kurtarmak." Kağıt üzerinde kulağa ne kadar hoş ve milliyetçi gelse de, futbolun evrensel gerçekleri bize bambaşka bir tablo çiziyor.
Kısıtlamalarla, yasaklarla ve kontenjanlarla futbolcu yetişmez; sadece ortalama altı oyuncuların piyasa değeri suni bir şekilde yukarı çıkar.
Bunu daha önce birçok kez gördük. Ufak bir çıkış yakalayan yerli futbolcular yabancı kuralından dolayı dört büyüklere ederinin çok üstünde transfer edildi.
Hemen örneklendirelim:
Tarık Çamdal - 4.75 Milyon Euro / Eskişehirspor'dan Galatasaray'a
Alper Potuk - 6.25 Milyon Euro / Eskişehirspor'dan Fenerbahçe'ye
Ozan Tufan - 7 milyon Euro/ Bursaspor'dan Fenerbahçe'ye
Mehmet Topuz - 9 Milyon Euro / Kayserispor'dan Fenerbahçe'ye
Ayhan Akman - 8.5 Milyon Euro / Gaziantepspor'dan Beşiktaş'a
İsmail Köybaşı - 5.5 Milyon Euro / Gaziantepspor'dan Beşiktaş'a
AVRUPA'NIN DEVLERİ YASAKLARLA MI BÜYÜYOR?
Bugün gıptayla baktığımız, yayın hakları milyarlarca avro eden Avrupa'nın büyük liglerinde "aman yabancı gelmesin, bizim çocuklar oynasın" mantığıyla oluşturulmuş bir sistem yok.
-
İngiltere Premier Lig: Dünyanın en çok izlenen liginde sahaya çıkan ilk 11'in tamamı yabancı olabilir. Oradaki temel kural "Homegrown" (Altyapıdan yetişmiş oyuncu) zorunluluğudur. Kulüpler kadrolarında ülke içinden yetişmiş oyuncu bulundurmak zorundadır ancak sahada kimin oynayacağına pasaport değil, kalite ve performans karar verir.
-
Almanya Bundesliga: Yabancı oyuncu sınırı yıllar önce tamamen kaldırıldı. "Gençlerimize yer kalmaz" korkusu yerine, kulüplere çok sıkı denetlenen modern altyapı tesisleri kurma zorunluluğu getirildi. Sonuç ortada: Hem ligleri yüksek kalitede oynanıyor hem de Alman futbolu sürekli dünya çapında yıldızlar üretiyor.
-
İspanya ve İtalya: Sadece Avrupa Birliği (AB) dışı oyuncular için belirli kısıtlamalar uygulanıyor, ancak futbolun kalitesini düşürecek, rekabeti öldürecek bir "yerli oynatma dayatması" bulunmuyor.
Bu ülkeler futbolcularını yasaklarla değil; doğru antrenman metotları, liyakatli eğitmenler ve modern tesislerle yetiştiriyor. Biz ise altyapıya çim saha yapmaktan acizken, çözümü yabancı yeteneklerin önünü kesmekte arıyoruz.
VASATLIĞIN PRİMİ VE ŞİŞEN MALİYETLER
10+4 kuralı gibi daraltıcı hamlelerin Türk futboluna bırakın katkı sağlamayı, kulüplerin ekonomik yapısına nasıl dinamit koyduğunu geçmiş yıllardaki kısıtlamalarda defalarca tecrübe ettik.
Bir kulüp, kadrosunda belirli sayıda Türk oyuncu bulundurmak ya da listeye yazmak zorunda kaldığında arz-talep dengesi altüst olur. Yeteneği ve kapasitesi belli, sıradan bir Türk futbolcunun bonservisi ve talep ettiği maaş bir anda Avrupa'nın üst düzey liglerinde oynayan oyuncuların seviyesine çıkar. Neden? Çünkü kulüp kural gereği o pasaporta mecburdur.
Bu kural, gerçekten yetenekli olan cevherleri parlatmaz; tam aksine, rekabet ortamı olmadığı için kendini geliştirmeye gerek bile duymayan, "Nasıl olsa kural sayesinde kadroda yerim garanti" zihniyetindeki kalitesiz futbolcuların haksız yere zenginleşmesine hizmet eder.
REKABET OLMADAN GELİŞİM OLMAZ
Gerçek yetenek, ancak ve ancak kıyasıya bir rekabetle ortaya çıkar. Bir Türk genci, formayı kapmak için takımdaki yabancı yıldızdan daha iyi çalışmak, daha çok koşmak ve kendini geliştirmek zorunda olduğunu bilmelidir. Siz onun önüne pasaportundan dolayı altın tepside forma sunarsanız, o oyuncunun Avrupa çapında bir yıldıza dönüşme ihtimalini kendi ellerinizle yok edersiniz.
Kısacası TFF'nin yeni 10+4 hamlesi, Türk futbolunun yapısal sorunlarını çözmekten uzak, günü kurtarmaya ve tribünlere oynamaya yönelik bir makyajdan ibarettir. Eğer gerçekten yerli oyuncu havuzunu genişletmek istiyorsak; kontenjan hesaplarıyla uğraşmayı bırakıp kulüplerin altyapı bütçelerini denetlemeli, antrenör eğitimini Avrupa standartlarına çekmeli ve liyakati esas almalıyız.
Aksi takdirde, vasat yeteneklere milyon avrolar saçtığımız ve Avrupa kupalarında hüsran yaşadığımız o kısır döngünün içinde dönüp durmaya devam edeceğiz.