Buradan bakınca kolay gibi gözükse de, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın işi gerçekten zor.
Bunu sadece yüzüne baksanız anlarsınız.
Her ortama karşı, her an yüz ifadesi takınmak gerçekten herkesin yapabileceği bir iş değil. Sadece şu korkunç deprem felaketi günlerindeki yüzüne baksak, zorlukları hakkında bir fikir edinebiliriz.
Depremin üzerinden henüz 30 saat geçmiş veya geçmemişti ki, Kızılay’ın yemekleri ve çadırları konusunda şikâyetlenen muhalefet ve depremzedeleri hedef alarak, “Be ahlaksız, be namussuz, be adi…” cümlelerini kurarken yüz ifadesine dikkat ettiniz miydi? Onlarca yıl beraber çalışmışlığımız var, onlarca yıldır da televizyonlardan izleriz, böyle bir kızgın ve öfkeli yüzünü ilk defa gördük. Gözlerinden ateş püskürüyordu adeta. Bu tavrı takınmak asla kolay bir iş değildir.
Bu yüz ifadesi belki günlerce düzeltilemediği için, muhalefetle bir masa etrafında bir araya gelerek hiç olmazsa zevahiri kurtarma fırsatını da kaçırmış oluyordu. Bir de depremin 7. günü kendi has adamlarından, halen köşe yazarlığı yapan bazıları “7 gün oldu hâlâ Kızılay’ın çadırları ve yemekleri sahaya ulaşmadı, doğru tespitler yapmamız gerek” diye televizyon ekranlarında konuşurken, Cumhurbaşkanı acaba yukarıdaki sözlerinden dolayı bir pişmanlık duyup yüz ifadelerini ona göre ayarlamış mıydı, merak konusu.
Genel başkanlarının talimatı olmadan öksürmesi bile mümkün olmayan AKP sözcüsü Ömer Çelik’in; devletin imkânlarını kendilerine mal ederek, “ Cumhur İttifakı olarak deprem bölgesinde yaraları sarmak için seferber olduk, sahadayız” diye açıklama yaparken Cumhurbaşkanı’nın yüzüne yansıyan “nispet” ifadesi nasıldı, merak etmez misiniz?
Ya depremin en çok vurduğu, binlerce vatandaşımızın enkaz altından çığlıkları günlerce sürdükten sonra vefat ettiği Adıyaman ilimizde vatandaşlardan, “ilk günlerde yeterli ve etkili çalışma yapamadığımız için sizlerden helallik diliyorum” derken yüz ifadesini görmüş müydünüz? Sevecen, ezik, pişman bir çehre sergilemişti. Yukarıda naklettiğimiz “namussuz, ahlaksız, adi” kelimelerini kullandığına pişman mıydı, diye sorarsanız, yüz ifadesi bunu gösteriyordu. Ama durun bir dakika, bir iki gün sonra AKP’nin bir iç toplantısında demeye getirmez mi ki; “Benim helallik istediğime kafanızı takmayın, o söz vatandaşımızla aramızdaki muhabbet ve samimiyetin gereği konuşuldu. Aslında biz yapılması gereken bütün çalışmaları tam ve hakkını vererek yaptık.” Bu tavır değişikliği esnasında da “müftehir” bir yüz ifadesi olduğunu herkes gördü. Yüz ifadesini kısa sürede bu kadar değiştirmek kolay mı sanırsınız?
Depremin en çok zarar verip yerle bir ettiği Elbistan’ı da ziyaret etti Cumhurbaşkanı. Ortağı Bahçeli ile birlikte. Bahçeli’nin depremzedeleri azarladığı ve ortalığın karışıp yuh ve ıslık seslerinin ayyuka çıktığı o dakikalarda “yakınlarının tavsiyesi ile” konteynerinden çıkmayıp sadece başını görebildiğimiz Cumhurbaşkanı’nın yüz ifadelerindeki panik halini ve şaşkınlığı siz de görebildiniz mi?
Stadyum tribünlerden bizi de utandıran “ulan”lı tezahüratı duyunca ve kendi başlattığı argo kelimelerinin halka nasıl yansıdığını anlayınca, yüz ifadesi nasıl olmuştu acaba?
Ya Kızılay’da olanların kamuoyuna yansıdığı o anlar? Satış ve alınan bedellerin döviz ve banka hesabına aktarılması için bir hayli zaman tüketen Kızılay’ın halktaki imajının nereye gerilediğini görünce nasıl bir ifade takınmıştı?
Depremzedelerin durumunu görüp, elini cebine atıp, ne çıktıysa onlara verirken, o şefkat ve merhamet duygusunun yüzüne nasıl yansıdığını görmedik mi?
Cumhurbaşkanı’nın işinin ne kadar zor olduğunu, bu kadar yüz ifadesini peş peşe 100 kere değiştirmek zorunda kalışından bile anlamak mümkün.
Hakkını teslim etmek gerekir ki, çok zorluk çekmekte.
İnşaallah artık dinlenme zamanının geldiğini kendisi de fark eder…
YORGUN BAŞKAN
Başkan’ın takati azalmış,
Morali de bozulmuş gibi;
Yakınları da kalakalmış,
Sanki ortam buzulmuş gibi!