10 Kasım’ların Evrimi

Abone Ol

Tatlış bir amca Twitter’de bayağı beğeni aldı. Mahallesinin meydanında duran Atatürk büstüne zor zahmet bastonuna dayanarak gidiyor. Asker selamı veriyor. Çiçeğini bırakıyor.

Sonra avuçlarını açıp dua okuyor. Tekrar asker selamı verip, bastonuna dayanarak ayrılıyor.
Bu yaz Dikili civarından geçerken Cuma vakti olduğundan yol kenarında cami bulamadığımızdan uzaklarda bir köy minaresi görüp oraya yöneldik.
Şirin bir Ege köyünde tertemiz camide namazımızı kıldık.

Cemaat kalabalık, üst kata çıktım orada da erkek cemaat var, kırk yıllık ahbap gibi bana da bir yer gösterdiler.

Fakat temiz beyaz çorapları ve bir bayram çocuğu gibi itinalı giyinmiş amcalara şaştım.
Taburelerde ağrıyan dizlerini uzatarak namaz kılmalarına şahit oldum.
Çıkışta en şaştığım şey ise pek çok Ege köyünde gördüğüm, cami bahçesinde Atatürk büstü vardı.
Bir İstanbullu olarak hiçbir camimizde böyle bir uygulama yoktu.
Güzel ülkemin yörelerinin, bölgelerinin farklılığı, çeşitliliği say say tükenir miydi? Önemli bir sosyolojik gözlemdi, cami bahçesinde Atatürk büstü.

Bu 10 Kasım’da daha değişik bir görüntü sahne aldı. Tarihler kaydetti.
Her zaman Ata’nın sevdiği şarkılar diye hüzünlü parçalar söylerlerdi.
Bu yıl herkesi şaşırtan bir olay yaşandı. İBB Başkanı eşi ile dans etti.
Kıyamet koptu.
“Ölüm gününde dans mı edilirmiş, Niye dua okumadınız.”
Yahu siz neden karışıyorsunuz.

Atatürk’ün 90 yıl önceki fotoğraflarında bile, en şık giysiler içerisinde dans ettiğini hiç mi görmediniz.
Nereden nereye geldik. Benim çocukluğumda 10 Kasım’lar çok kasvetli geçerdi.
O günü şiirler okunur, saygı duruşunda bulunurduk.

Varto Depremi olmuş, çok can kaybı yaşanmış, oradan depremzede bir aile yakınlarını kaybettiğinden, geride kalanlar İstanbul’daki kardeşlerinin yanına gelmişlerdi.

O ailenin muhtemelen anne babasını kaybetmiş kederli çocuğunu, yaşlı nenesi getirmekteydi okula.
Yaşlı kadın da okulu cami sanmaktaydı, her torununu getirdiğinde siyah, eski lastik pabuçlarını çıkarıp yalınayak girmekteydi okula.

Dedim ya, uymaz birbirine yurdumun bölgeleri ve insanları. O gün törende, o çocuk, 09.05’teki saygı duruşunda, namazdaki selam gibi iki yana selam verdi, avuçlarını açıp dua etti. Biz şehirli talebeler, Vartolu çocuğa şaştık.

Daha yaramaz öğrenciler, çocukla alay edip, “oğlum sen dağdan mı geldin, dua edilmez saygı duruşunda” dediler.

Çocuk şaşkın, dil bilmiyor, konuşulanları anlamıyor.
Fakat 5. sınıfların öğretmeni, hepimizin korkudan titrediği sinirli Âdem Bey, Vartolu çocuğa anladığı dilden cevabı verdi.

Suçu büyüktü, törenin ahengini bozup dua etmişti.
Bir hışımla o serçe kadar çocuğun üzerine yürüdü, yarım metrelik kocaman elleri ile sıska suratına en şiddetli tokadı attı. Çocuk ayakta duramadı. Yere düştü.
Abisinden kalan eski, ezilmiş, yıkanmaktan ağarmış siyah önlüğü çamurlara bulandı.
O tokatla herkes sarsıldı.

Ne ki bir yıldırım etkisi ile sadece çocuğa çarpmadı o tokat.
Benim gibi acaba kaç kişinin yüreğine, o şimşeğin alevleri kor olup düştü.