1 Kasım vatan savunmasıymış, vatan dedikleri de NATO toprağıymış!

Abone Ol

Aslında hikâyenin nasıl sonlanacağı daha ilk günden belliydi.

Küresel şer odakları namına ilk yaptıkları iş, bu toprakların yegâne direniş damarı olan Milli Görüş topluluğunu bölüp parçalamak olmuştu.

Kendilerinin elinden tutan, kendilerine dünyayı tanıtan, faydalıyla zararlıyı öğretip kendilerine türlü sorumluluklar veren eski hocalarını yarı yolda terk ederek işe başlamışlardı. Merhum Erbakan Hocaya ve davasına en büyük darbeyi vurarak yola çıkmışlardı.

Ekranlarda değişerek geliştiklerini söylüyorlardı.

Milli Görüş gömleğini çıkardık diyorlardı.

Kuzey Afrika ve Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’nde önemli görevler üstlendiklerini övünerek anlatıyorlardı.

Aradan tam on üç yıl geçti.

On üç yıl içinde görev aldıkları o proje sayesinde onlarca Müslüman yurdu harabeye çevrildi. İslam beldeleri darmadağın edildi ve milyonlarca Müslüman katledildi.

***

Lâkin bu beyler on üç yılın ardından karşımıza geçiyorlar ve hiç utanmadan 1 Kasım seçimlerinin vatan savunması olduğunu söylüyorlar.

1 Kasım vatan savunmasıymış(!)

1 Kasım’da kendi partileri dışında bir başka partiye verilecek her oy, vatanı savunanlara karşı sıkılacak bir kurşunmuş(!)

Kendi partilerinin kaderiyle milletimizin kaderi örtüşüyormuş(!)

On üç yıldır tutundukları koltuklardan düştüklerinde, milletimiz de tarih sahnesinden düşmüş olacakmış(!)

Millet dedikleri de hepi topu yüzde kırk.

***

On üç yıldır o kadar böldüler, o kadar parçaladılar ki, millet tanımını yüzde kırkın içine hapsettiler.

Kendileri gibi düşünmeyen kim varsa ötekileştirdiler.

Kendilerini desteklemeyen kim varsa hain ilan ettiler.

Bu aziz milleti kamplara ayırdılar, yaftaladılar, etiketlediler.

Daha iki nesil önce onlarca cephede can veren, düştükleri yerde koyun koyuna yatan dedelerin torunlarını ayrıştırdılar.

Birleştirmek yerine böldüler, toparlamak yerine küstürdüler, kucaklamak yerine nefret tohumları ektiler.

Şimdi de karşımıza geçiyorlar ve hiç yüzleri kızarmadan vatan savunması yaptıklarını söylüyorlar.

***

Oysa şehit kanlarıyla sulanan vatanımızı NATO toprağı ilan eden kendileriydi.

Amerika ile gizli ya da açık türlü mutabakatlar imzalayan kendileriydi.

Attıkları her adımı Amerika ile birlikte atan kendileriydi.

Daha yolun başında Bağdat’ı ve Basra’yı gözden çıkaran kendileriydi.

Kâbil’de ve Kandahar’da işgalciyle omuz omuza olan kendileriydi.

Irak işgalinden Afganistan operasyonuna, Libya’nın bölünmesinden Suriye’nin parçalanmasına kadar bütün kirli planlara ortak olan yine kendileriydi.

***

Bir de Cumhuriyet’in yüzüncü yılında Lozan’ı çöpe atacaklarmış.

2023 yılında Büyük Türkiye’yi kuracaklarmış.

Siz Lozan’ı falan boş verin de, gündüz gözüne havai fişeklerle kutladığınız Avrupa Birliği uğruna nelerin altına imza attınız onu söyleyin.

Haçlı seferlerini başlatan Papa heykeli önünde hangi sözleri verdiniz onları anlatın.

Kökü çürük Avrupa halklarına karışabilmek için bu aziz milletin temeline hangi dinamitleri koydunuz ondan bahsedin. 

Eğer yüreğiniz yetiyorsa, Amerikan katillerine açtığınız üslerden bahsedin.

Füze rampalarından, limanlardan, Beyaz Saray masallarından, reel politik hesaplardan, kazan kazan oyunlarından bahsedin.

***

İşte aradan tam on üç yıl geçti. Bugün artık Erbakan Hocamız aramızda yok.

Ama uyarıları kulaklarımızda çınlıyor.

Girdiğiniz yolun ne kadar yanlış olduğu, uyguladığınız politikaların ne kadar hatalı olduğu bir bir ortaya çıkıyor.

Kurduğunuz stratejik ortaklıklar, gururla üstlendiğiniz projeler, İslam coğrafyasına kandan, ölümden ve zulümden başka bir şey getirmiyor.

Güvendiğiniz kim varsa sizi mütemadiyen aldatıyor. 

Artık ne kadar çırpınırsanız çırpının, hangi hamasî nutku atarsanız atın, hangi süslü sözü söylerseniz söyleyin, hangi şiiri ya da hangi şarkıyı okursanız okuyun;

Milli Görüş’ü bölme karşılığında elde ettiğiniz saltanatınız mutlaka çökecek.

Milletimiz ise Allah’ın izniyle kıyamet sabahına kadar var olacak.

Evet, bugün artık Erbakan Hocamız aramızda yok.

Ama geride bıraktığı Milli Görüş topluluğu, Saadet Partisi çatısı altında yılmadan, usanmadan, hiçbir kınayıcının kınamasına da aldırmadan hakkı haykırmaya devam edecek. 

Bu böyle biline!

CHP BİLDİĞİNİZ GİBİ

“Siyah beyaz zamanlarda Toros dağlarının eteklerindeki Yörük köylerinde seçim çalışması yapan Deniz Baykal, yaşlı bir ninenin elini öpmüş. Yaşlı nine elini öptürdükten sonra Baykal’a nereden geldiğini ve kimlerden olduğunu sormuş. Baykal’ın CHP adına seçim çalışması yaptığını söylemesiyle de nine feryadı basmış. Nine üzgün ve kızgınmış, çünkü bir CHP’liye elini öptürdüğü için abdestinin bozulduğuna inanmaktaymış.”

Merhum Erbakan Hocamızla gerçekleştirdiği bir sohbetinde bu anısını anlatan Deniz Baykal, CHP’de siyaset yapmanın aslında ne kadar zor olduğunu da sözlerine eklemiş.

***

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin ve İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş’ın, ayakkabı ile girdikleri bir köy evinde çekilen resimlerini görünce, aklıma merhum Erbakan Hocamızdan dinlediğimiz ve yukarıda anlatmaya çalıştığım hatıra geldi.

Üstelik resimdeki yaşlı kadının, Barış Yarkadaş’ın babaannesi olduğu söylenmekteydi.

Demem o ki Deniz Baykal’ın merhum Erbakan Hocamıza anlattığı o hatırasının üzerinden belki uzun yıllar geçti, hatta kimi isimlerin transferiyle CHP’ye türlü makyajlar da yapıldı, ama CHP hâlâ bu toprakların yabancısı gibi davranmaya, hâlâ Anadolu insanının ruh kökünden uzak kalmaya devam ediyor.

Tabii on üç yıldır CHP muhalefetinin nimetlerini tadan ve dikensiz gül bahçesinde at koşturan iktidar partisine de, bu sahneler sayesinde keyifle ellerini ovuşturmak düşüyor.

Anlayacağınız nato kafa nato mermer, CHP işte bildiğiniz gibi.