Marsta Tek Başına

Tuğba Koçak
Tuğba Koçak

Andy Weir’ın aynı adlı romanından uyarlanan The Martian, Mars’ta unutulan bir astronotun hayatta kalma mücadelesi konu alıyor. Senaryosu, Lost serisi ve Dehşet Kapanı filminin yazarı Drew Goddard’a ait. yönetmen koltuğunda ise Prometheus, Cennet Krallığı, Yalanlar Üstüne filmlerinin yönetmeni usta isim Ridley Scott var.

Mark Watney, Mars’ta çıkan şiddetli fırtına sonrası öldü sanılarak unutulur. Gözlerini açan Watney koca gezegende tek başına kaldığını görünce, hayatta kalmak için savaşır, bir yandan da NASA’ya yaşadığına dair bir işaret göndermeye çalışır.

Watney mesajı NASA’ya göndermeyi başarır ama NASA, öldü olarak lanse edilen astronotun yaşadığını öğrenince kara kara dünyaya nasıl açıklayacağını düşünür. Artık astronotun hayatını takibe, tüm dünya dahil olmuştur.. Mark’ın ekibi, yaşadığından bir haber dünyanın yolunu tutmuştur. Mark ise ekibine ayrılan besinleri planlı bir şekilde yemeye özen gösterir. “Ölmeyecek kadar” yediği halde beslendiği halde uydu beklerken bir yandan da hayatın olmadığı kızıl gezegende uzmanı olduğu botanik bilimi sayesinde sebze yetiştirmeye çalışır.

tempo hiç düşmüyor...

Baş rolünde Matt Damon olan Mars’lı filmi, ülkemizde 3 hafta boyunca 350 bin kişi tarafından izlendi.  Kızıl gezegende bir başına olan astronot temalı afiş ilgi uyandırmadı. Fakat The Martian gerek mizahi gerekse görsel açıdan unutulmayan bilim-kurgu filmlerinin arasına girmeyi başardı. Öncelikle belirtmek gerekir ki film bilim-kurgu türünde olmasına karşın herkese hitap ediyor. Tek başına bir buçuk yıl Mars’ta kalan bir adamın hayatını konu almasına rağmen son dakikaya kadar temposunu koruyor, macerayı bırakmıyor.

Müzikler daha iyi olabilirdi

Film boyunca bilimsel terimlerden oluşan diyaloglara mukabil her sahnenin sonunda “şimdi ne olacak” merakı uyandırıyor. Bunların yanında film, aşk ve dram temasına değinmiyor. Mağdur baş karakter evde kendisini bekleyen bir ailesi olduğu söylese de bunu dramatik olarak kullanmıyor. Bilakis hayatta kalmaya çalışan Astronotumuz kameraya el sallayıp, espriler yapıyor.  Teknik başarısına rağmen müzik alanında vasat bir performans sergilemiş. Belki Interstellar’ı bu noktada takip edip, Hans Zimmer ile çalışsaydı film çok daha etkileyici olabilirdi. İlk dakikasıyla hızlı giriş yapan ve 130 dakika boyunca yüksek tempoyu bırakmayan The Martian’da, komplo teorileri temalı filmlerin klişesi olan “New York meydanında ABD bayrağını sevinçle sallayan halkı” görmeseydik daha iyi olabilirdi. Zira filmin NASA Manifestosu olduğu fikrini düşünmezdik. The Martian, seyircinin beklentilerini karşılayan bir film. Kendi alanında mükemmel olmasa da Bilim-Kurgu sevmeyenlerin dahi akışına kapılacağı ve keyifle izleyeceği türden. 

- Milli Gazete, Tuğba Koçak tarafından kaleme alındı
http://www.milligazete.com.tr/makale/850368/tugba-kocak/marsta-tek-basina