Ma’rufun egemen olması için çalışmak her Müslümana yüklenmiş bir görevidir

Mustafa Kasadar
Mustafa Kasadar

İslam, insanlığın tümü için gönderilen ve insan ve toplum hayatının tüm evrelerine hükmeden bir dindir. O bir akidedir, bir şeriattır ve bir hayat nizamıdır. Müslüman yaşadığı toplumda kendi varlığını hissettirmek, inandığı değerlerin fert ve toplum hayatında geçerli kılınması için çalışmakla mükelleftir.

“(Ey Ümmeti Muhammed!) Siz, insanların iyiliğine olarak ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, fenalıktan alıkoyarsınız ve Allah’a imanınızda devam edersiniz. “ (Al-i İmran, 110)

Evet, bu ümmet insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmettir. Bu özellik güzel davranmaktan ve sevmekten kaynaklanmadığı gibi tesadüf eseri verilmiş herhangi bir değeri olmayan bir şey de değildir. Bu, hayırlı ümmet, yükümlülükleri ve bu yükümlülüklerin ötesindeki zorluklar ve yolundaki dikenlerle beraber yükselecektir. Bu görev, kötülüğe karşı durup, iyiliği teşvik etmek ve toplumu ifsad eden etkenlerden korumaktır. Bütün bunlar zor ve meşakkatli işler olmakla beraber salih bir toplum oluşturmak, o toplumu ifsad eden şeylerden korumak ve yüce Allah’ın dilediği hayat tarzını gerçekleştirmek için zaruridir.

Bu ümmet, öncü ve önder olarak çıkarılmıştır. Yüce Allah, yeryüzü önderliğinin, kötülerin ve kötülüğün emrinde değil iyiliğin emrinde olmasını dilemektedir. Bu yüzden Müslüman ümmetin kendi dışındaki cahiliyeye mensup milletlere herhangi bir konuda başvurması düşünülemez.

“İçinizden, insanları hayra çağıracak, iyiliği emredecek, kötülükten alıkoyacak bir topluluk bulunsun. İşte onlar, kurtuluşa erenlerdir.” (Al-i İmran, 104)

Bu ayet-i kerimede Müslüman cemaate, kendi içinde hayra çağıran iyiliği emredip kötülüğü nehyeden bir grup oluşturmaları görevi veriliyor. Sonra gelen (Al-i İmran, 110) ayette ise yüce Allah Müslümanların tümünü insanlık cemiyetinde tanınmalarını sağlayan bu yüce esasları yaygınlaştırmadıkları sürece gerçek anlamda var olamayacaklarını anlamalarını sağlamak için bu görevi tüm fertlere yüklüyor ve ümmet olarak davetçi olma sıfatıyla nitelendiriyor.

Sonra, iyiliği emredip kötülükten nehy ederek hayra çağıranların bu meşakkatli yolda yürümeleri ve zorluklara güç yetirebilmeleri için kuvvetli bir imana sahip olmaları gerektiğini hatırlatıyor. Çünkü kişi, bütün dehşet ve azametiyle kötülüğün tağutu, bütün edepsizliği ve şiddetiyle şehvetin tağutu ve habis ruhların alçaklığı, gayretlerin isteksizliği ve arzuların ağırlığıyla karşılaşacaklardır. Bunlara karşılık azıkları sadece imandır. Bütün cephaneleri imandır ve destekleri yalnızca Allah’tır. Çünkü iman azığından başka bütün azıklar tükenir, iman cephanesinden başka bütün cephaneler patlar ve Allah’ın desteğinden başka bütün destekler yıkılır.

Ortada iki durum var. Ya Allah’a imanla beraber hayra çağırıp, iyiliği emr ve kötülüğü nehy edecekler ki, ancak bu durumda gerçek anlamda varlıkları söz konusu olabilir ve Müslüman ismini hakkedebilirler. Ya da bunlardan hiçbirini yerine getirmeyecekler ve bu durumda da varlıkları söz konusu olamayacaktır. Kur’an-ı Kerim’in birçok yerinde bu hakikat anlatılmıştır. Ayrıca aşağıda bazısını aktaracağımız Resulullah’ın birçok sahih emir ve direktifleri mevcuttur. (Fizilal)

Allah Resulü şöyle buyuruyor:

“Sizden biriniz bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin, şayet buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin, ona da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıfıdır.” (Müslim)

İbn-i Mes’ud, Resulullah’ın şöyle buyurduğunu rivayet eder: “İsrailoğulları günaha dalınca âlimleri onları nehyettiler; fakat, onlar dinlemediler. Âlimler de onlarla düşüp kalktılar ve yiyip içtiler. Allah da bazısının kalbini bazısına çarptı. Davud’un, Süleyman’ın ve Meryem oğlu İsa’nın dilinden onlara lanet etti. -Sonra Resulullah oturup şöyle dedi-: `Hayır. Nefsim elinde olana yemin ederim ki; siz onları hakka döndürünceye kadar uğraşırsınız.” (Ebu Davud ve Tirmizi)

Huzeyfe (r.a.)’ın rivayetine göre Resulullah şöyle buyurmuştur: “Nefsim elinde olana yemin ederim ki ya iyiliği emreder, kötülüğü nehyedersiniz ya da Allah üzerinize azabını gönderir de dua edersiniz ama duanızı kabul etmez.” (Tirmizi)

İrs İbniUmeyr el-Kindi’den, Resulullah şöyle buyurdu: “Yeryüzünde hata işlendiğini görüp de nehyedenler onu görmemiş gibidirler. Görmeyip de rıza gösterenler görmüş gibidirler.” (Ebu Davud)

- Milli Gazete, Mustafa Kasadar tarafından kaleme alındı
http://www.milligazete.com.tr/makale/1477956/mustafa-kasadar/marufun-egemen-olmasi-icin-calismak-her-muslumana-yuklenmis-bir-gorevidir