Soruların Ardından

Mehmet Biten
Mehmet Biten

“Çoğu insan büyük ve küçük yenilgilerin yükünü içinde taşır.” Kieslowski

Sihnim yukarıda alıntıladığım tümcenin etrafında dönüp duruyor. İnsan olarak neler bizim için yenilgi ya da neler zafer diye soruyorum ancak galiba daha doğru soruyu bulamadığım için etrafında döndüğüm cevaplar hep beni ana meseleden uzağa götürüyor. Zihnimin kıvrımlarında büklüm büklüm gölgeler beliriyor. Gölgeleri aralayıp çıkmak için doğru bir soruya sahip olmam gerekiyor. O vakit yenilgi ve zaferden önce dünyayı nasıl tanımladığımız ve kendimizi nasıl konumladığımız sorusu bir adım öne çıkıyor. Belki işte o zaman bizi hayatın orta yerine bağlayan şeyi bulabilir ve tanımlayabiliriz. Örneğin dünyayı fani olarak tanımladığımızı varsayıyorum, gerçekten dünyanın faniliği bizim için bir telaffuz ettiğimiz havalı bir alışkanlık mı yoksa gerçekten içimizle, dışımızla bütün eylemlerimizle teyit ettiğimiz bir hakikat mi? Dünya’nın “imtihan dünyası” veya “yalan dünya” olduğunu ifade edişimiz bizi peşine düştüğümüz gerçeği bulmada ne kadar istim üzerinde tutar?

İşte bütün bu soruları içeriye doğru akıttığımızda ne ile karşılaşıyoruz, bariyerlerle mi, gölgelerle mi, kuru heveslerin kursakta çürüğe çıkmış halleri ile mi? Gerçekte yenilgi olarak neleri görüyoruz? Heveslerimizi, hayallerimizi, umutlarımızı mı? O zaman başarı da bütün bunların gerçekleşmiş hali oluyor. Demek ki, faniliğin tarifi olan dünya bizim dünyamız değil. Fani olana tamah eden, bir insan için gerçekten dünya bir misafirhane midir? Öyle olsa sevinçler, kederler, gamlar bu kadar bayraklaştırılır mıydı? Bu dünyayı bir diğerine kâbusa çevirmeye çalışan insanın zaferini ne ile taçlandırabiliriz? İçinde her geçen gün kartopu gibi haset, kibir, kin biriktiren insanı hangi zafer mutlu eder. İçindeki zayıf noktaların, hiç tamamlanmayacak boşlukların sürüklediği karanlık iç kuyularından insan ne ile çıkar? Hangi ilaç, hangi tabip, hangi modern icat buna yardımcı olur.

Belki de doğru bir yerden yaklaşmak gerekir, çünkü insan bugün her şeyi ile içinde kaybolmuştur. Ne dışını ne de içini onarabilmektedir. Yaşadığı hayatın içinde kaybolmuştur. İster inanç perspektifinde konumlanmış olsun isterse de inançsızlık yaşadığı dünyayı anlık duyguların şekillendirdiği bir bağlamda yaşamaktadır. Haliyle ‘gamlar süruruna’ o kadar manidir ki ne neşe’yi ne de hüznü, kederi doğru konumlandırabilmektedir. Sürekli mutluluk pazarlayan bütün mecralardan payına dünya karşısında yenilmiş bir insan figürü düşmektedir. Bu insanın hayatından hakiki neşe ve bereket çekilmiştir. Ne kadar meta’a sahip olursa olsun içinin kuraklığını, vahasını artık değiştiremez. Çünkü kaybolmuştur, kendini hep olmadığı yerlerde aramaktadır. Yazık!

Oysa İmam Şafi Hazretleri resmi açık ediyor ve: “Ey dünya ve dünyanın süsüyle şeref bulduğunu zanneden! Ölüm binaya da gelecek, bina edene de... Kimin izzeti dünya ve süsüyse, bilsin ki izzeti pek az, geçici ve fânî... Bil ki dünyanın hazineleri altındandır. Sen iyilik ve îmandan hazineler biriktir!” diye tembihliyor. İşte bu noktada sadece bir gün has değil her gün faniliğimizi ve dünyanın misafirhane olduğunu karakter haline getirecek muhasebeyi ihmal etmeyelim. Zaman geçiyor. İnsan tükeniyor. Gafil olmamak için, bir gün toprak olacak şeyleri değerli, önden gidecek şeyleri tali olarak görmeyelim. Dünyamızı belirleyen amelleri (işleri) incelikle yapalım çünkü onlar şekillerden ibarettir, asıl onlara ruh kazandıran ihlâsın varlığıdır. Dünya’yı güzel kılacak, içi dışı barışık yapacak şey muhasebedir. Ne kadar titiz sayım, döküm yaparsak işte o kadar sarih bir dünya’ya sahip oluruz. Hoşça bakın zatınıza…

Taziye: Daha güzel bir dünya için bir ömür sarf etmiş, ömrünün sonuna kadar daha yaşanabilir bir dünya için hak ve hakikat mücadelesi vermiş güzel insan, Ünye’nin güleç insanlarından sevgili Hasan Çelebi Hocam, Hakka yürümüş. Allah rahmet eylesin. Allah makamını âli eylesin. Başta Hüseyin Çelebi Kardeşim olmak üzere ailesin de başı sağ olsun.

Geçmiş Olsun: Muhterem Fetullah Erbaş Ağabey, trafik kazası geçirmiş. İnşallah tez zamanda sıhhatine kavuşur, geçmiş olsun.

TAŞ GEMİ

“Gölgesinde otur amma / Yaprak senden incinmesin.

Temizlen de gir mezara / Toprak senden incinmesin.”

( Abdurrahim Karakoç/İncitme)

Not: *Mahmut Örün, “Grup Alzaymır’dan, Hırpaladın Sol Yanımı” şarkısını dinleyelim der. Yürek otağı yananların sızısını saza dökmüşler. Hıçkırıkla yürek dolsun… Gözlerin hani?

*Muhammet Esiroğlu, Cevdet Bağca’dan, Ben seni yasaklarda sevdim” şarkısını dinleyelim der. İnce bir ağrıdır, uzaklar. Hasret ekersin rüzgârlara, geceler kaç saattir bilinmez. Şarkılar gelir, şişeden çıkan bir mektup gibi.

Bize Kadar:

1- Z. Bauman,“Dünya, düşünenler için bir komedi, hissedenler içinse bir trajedidir” der.

2- Emil M. Cioran, “Zaman teselli eder ama bilinç zamanın hakkından gelir” der.

3- “Bu dünyada bir diğerinin yükünü hafifleten hiç kimse yararsız değildir” der, Charles Dickens.

4- “Bazı canlıları yara öldürmüyor, muhatapsız kalmak öldürüyor” der, Hasan Ali Toptaş.

5- Hasan Ali Toptaş’ın, “Gecenin Gecesi” kitabı var, okumak istersen. Kitap, Selis Yayınları’ndan.

Dağarcık

“Şeylerin özünü ve hakikati kesintisiz arayışımızda bizi çok sayıda hayal kırıklığı bekliyor, fakat biz her seferinde, yalnızca gidilecek istikamete varmayı değil, aynı zamanda bizatihi yolda gitmeyi de yeniden denemek zorundayız.” (Krzystof Kieslowski’den tadımlık)

TEKKE

“Her zahmete kızmakta, öfkelenmektesin. Her terbiyesize kin gütmektesin. Peki, ama cilâlanmadan nasıl ayna olacaksın?” (Mevlana’dan tadımlık)

Bir lahza: “Görünmez ellerdir bize en kötü eziyetleri çektirenler / bizi eğip bükenler.” (Béla Tar’dan)

- Milli Gazete, Mehmet Biten tarafından kaleme alındı
http://www.milligazete.com.tr/makale/1477685/mehmet-biten/sorularin-ardindan