Vela terkenü!

Meryem Nida
Meryem Nida

Yine bir yılın sonuna geldik. Yine, yığınla mağazaların vitrinlerinde kar taneleri, çam ağacı ve Noel karakterleri süslemeleri, yine her kanalda yılbaşı özel eğlenceleri, yine belediyelerin binlerce lira verip getirttiği çalgıcıların konserleri, yine alışveriş çılgınlığı, hediye patlaması, içimizdeki bitmek tükenmek bilmeyen kutlama sevdası…

Neden her yıl Aralık ayı geldiğinde, bu ve saymadığımız pek çok türde yılbaşı kutlamaları patlak veriyor ve buna mukabil neden bir grup insan sürekli, “Yılbaşı kutlamayın!” diye haykırmak zorunda kalıyor biliyor musunuz? Aslında hayatımızın neredeyse her alanında olan, Kelam-ı Kadim’de de çok fazla zikredilen ama belki de kavram olarak hiç duymadığımız, Tevhid inancımızdaki vela ve bera akidelerimizin temelinin zayıflığından!

Peki, nedir vela ve bera? Neden önemlidir? Biz neden her yılın bu vakitleri insanlara “Kut-la-ma-yın!” diye bastıra bastıra söylerken bu kavramlardan da bahsetmek ve dahi kendi içimize sindirmek zorundayız?

Vela; Allah’ı, Rasulünü ve Onları sevenleri sevmek, Bera ise Allah’a, Rasulüne ve Onları sevenlere düşmanlık edenlerden uzak durmak demektir. Bera, “lailahe” vera ise “illallah” demektir!

Bizler, her şeyin en başına, imanımızın özüne, Müslümanlığımızın temeline indiğimiz zaman görürüz ki kelime-i tevhidin “Lailahe” kısmını bera, “İllallah” kısmını ise vela akidesi oluşturur. Yani biz, “Lailahe” derken “Seni ve Rasulünü sevmeyenden, Sana, Rasulüne ve mü’minlere düşmanlık edenlerden kendimi tamamen ibra ettim ya Rabbi!” ve “İllallah” derken de “Seni, Rasulünü ve sizi sevenleri ben de sevdim ve kendimi onlara yakın ettim ya Rabbi!” demiş oluyoruz. Öyle ise biz Müslüman olmayı kabul ettiğimiz anda aslında Müslüman olmayan hiçbir kimsenin ne şahsına, ne kişiliğine ve ne de uygulamalarına hayranlık beslemeyeceğimizin, İslam dışında hiçbir dinin görüşlerine meyletmeyeceğimizin garantisini vermiş oluyoruz. Bu, ferdi olarak, cemaat, devlet veya ümmet olarak yadsınamaz bir gerçek, hafife alınmayacak kadar da mühim bir konudur.

Bu konuda Hud Suresi 113. ayetinde yapılan uyarı çok net ve katidir. “Zulmedenlere meyletmeyin” diye başlar ayeti kerime. “Vela terkenü” diye anlatılan “meyletme” ise dik bir şekilde otururken hafif yana kaymak, azıcık sağa ya da sola yamulmak, dik duruşunu bozmak şeklinde anlaşılır. Yani bizim dinimiz, zalime, zalime yandaşlık edene azıcık meyletmeyi bile hoş görmez, izin vermez.

Bu meyletmeye onlar gibi giyinmek, onlar gibi yiyip içmek, evimizi onlar gibi dekor etmek, onlar gibi kutlamalar yapmak, onlar gibi ibadet etmek, düğün merasimlerimizi onlar gibi tertip etmek, dinimizi onların dinini yaşadığı gibi yaşamak, çocuk eğitimlerimizde onların metotlarını kullanmak, onların şarkılarıyla eğlenmek, onların artistlerine hayranlık beslemek veya siyasette onlara yakın davranmak, onlarla işbirliği yapmak, içlerine girmek için uğraşmak da dâhildir...

“O halde size ateş dokunur.” diye devam eder ayet-i kerime. Yani hayatımızın hangi alanında onlara yakınlık gösterirsek gösterelim, hangi konuda onlara meyledersek edelim, şahsi ya da politik hangi işlerimizde onları öncü edinirsek edinelim, sonunda onlara dokunan ateşin bu veya öbür dünyada mutlaka bize de dokunacağı konusunda bizi uyarır.

“Sizin Allah’tan başka dostunuz yoktur. Sonra size yardım da edilmez” diye bitirir Rabbimiz uyarısını. Yıllardır her şeyimizle kendimizi onlara beğendirmeye çalışmamıza, onların dostumuz, müttefikimiz olduğunu her fırsatta dile getirmemize, onların yılbaşına, sevgililer gününe, yıldönümlerine, yaş günlerine onlardan daha sıkı sarılmamıza, 700 yıllık şerefli bir tarihin evlatları olarak birliklerine girebilmek uğruna kapılarından ayrılmadan istedikleri her tavizi veriyor olmamıza rağmen hâlâ bizi bir paspas olarak dahi görmemeleri, “Sonra size yardım da edilmez” ilahi uyarısının bu dünyadaki bir tecellisi değil midir zaten?

Yani mesele sadece yılbaşı kutlaması değildir ey Müslümanlar. Mesele bizim, “Yılbaşı Hıristiyanların âdetidir” dendiği zaman başka gerekçeler aramamız, tevhidi okurken verdiğimiz bera sözünü içimize sindiremememizdir. Mesele mü’minlerin yanında aramamız gereken izzeti, kâfirlerin ve zalimlerin yanında aramamız, Allah’ın gazaba uğrattıkları ve yoldan sapmışların yoluna baş koyup vela sözümüzü unutmamızdır.

Mesele Erbakan Hocamızın her konuşmasında “Biz neden onların içine girmeye çalışacakmışız?” deyişini, karşılarında eğilmeden, bükülmeden, zerrece meyletmeden duruşunu, “Bana ne Amerika’dan?” diyerek zalime kafa tutuşunu, İslam Birliğine neden böylesine sevdalı oluşunu, herkesi şahit tutmak istercesine her fırsatta vera ve bela inancını dile getirişindeki inceliği anlayamamamızdır.

Mesele, Ömer Radiyallahu anhın halifeliği döneminde, ticaretle uğraşan Müslüman erkeklerin, Müslüman olmayan Bizanslı kadınları Medine’ye getirip nikâhlarına almaya başlayıp da bu durum yaygınlaşınca, Medine’ye Müslüman olmayan kadın getirilmesi yasağı koyuşunu ve ashaptan Allah’ın Kur’an’da buna izin verdiği gerekçesiyle karşı çıkanlara, “Siz daha güzel olduğu için Müslüman olmayan kadınları getirip onlarla nikâhlandığınızda buradaki mü’min kızların onurunu zedeliyorsunuz. Bir kâfire karşılık Müslüman onuru zedelenmez” düşüncesindeki inceliği ve konuya verdiği önemi kavrayamayışımızdandır.

Evet, mesele çok derindir, mevzu çok önemlidir. Herkes, iş işten geçmeden, ateş bize de dokunmadan, tevhid inancının köklerine inmek, bera ve vela akidelerinin sağlam olup olmadığına bakmak, dost ve düşmanlarını neye göre, nasıl belirlediğini düşünmek, sağlam bir inanç için zalim ve zalimin her türlü uygulamasının karşısında dik durmak zorundadır.

- Milli Gazete, Meryem Nida tarafından kaleme alındı
http://www.milligazete.com.tr/makale/1461986/meryem-nida/vela-terkenu