Mahmut Toptaş

Mahmut Toptaş

12.01.2017 mahmuttoptas@milligazete.com.tr @ RSS

Sesli Köşe Yazısı


Planımız binlerce yıllıktır

Ülkelerin bir yıllık, on yıllık, elli yıllık planları vardır.
Planı kendileri yaptıklarından başladıklarını hemen bıraktıkları da olabilir.
On yıllık plandan altı ayda vazgeçtikleri olur.
 
Yarının ne getireceği konusunda söz sahibi olamadığımızdan devamlı plan değiştirir insanlar.
Sevgili Peygamberimize, Mekke’de miladi takvime göre 610 yılında kendisine peygamberlik görevi verildiğinde, batıda Roma imparatorluğu, doğuda Pers imparatorluğu kanlı saltanatlarına devam ediyorlardı.
Sevgili Peygamberimiz, Mekke halkına yalnız yaratan Rabbe kul olmalarını, diğer insanların veya devletlerin kurallarına kul olmamayı öğretirken Roma’nın veya Perslerin gücünden zulmünden hiç bahsetmiyordu.
İman eden arkadaşlarının şahsiyet kazanmaları, gönül dünyalarında yalnız Allah’a güven duyup yalnız ona tevekkül etmeleriyle onları kuvvetlendiriyordu.
Ecelin değişmeyeceğine, Allah’ın taksim ettiği rızkı kimsenin kesemeyeceğine, bu yolda ölenlerin cennetlik olacağına inanan bir arkadaş grubu oluşturdu.
Bu sağlandıktan sonra onlara hiçbir batıl ve sapık dinden, düşünceden, akımdan gelen zararlı fikirler, sağlam bünyeye zarar veremediği gibi onlara da  zarar veremedi.
Medine’ye hicretten sonra Roma kıralı Heraklius’a, Pers kralı Kisra’ya İslam dinine davet mektupları yazarken Kostantıniyye/İstanbul’un ve Romanın fethini müjdeleyerek Mene çölünde yaşayan ashabın ufuklarını genişletiyordu.
İstanbul bu müjdeden tam 857 yıl sonra fethedilmiş.
 
Devlet Planlama Teşkilatı’nın devlete önerdiği tekliflerin en uzunu on yıllıktır.
En zalim devlet diye duyurulanın elli yıllık, yüz yıllık planlarından bahsedilir.
Sevgili peygamberimiz, 857 yıllık bir plandan haber vermiş ve gerçekleşmiş.
Hep Sevgili Peygamberimizin hizmetinde bulunan Sevban (R.A.) Sevgili Peygamberimizin şöyle dediğini haber veriyor:
“Allah, yeryüzünü bana topluca gösterdi. Ben dünyanın doğusunu ve batısını gördüm. Benim ümmetimin oraların yönetimine sahip olacaklardır….” Hadis devam ediyor. (Müslim, Sahih, K. Fiten bab 5)
Hani dünyanın tamamını biz, okulda veya bazı bürolarda yuvarlak dünya haritasından tanırız ya, işte Sevgili Peygamberimize Rabbimiz bir şekilde dünyanın tamamını göstermiş. Bu onun bir mucizesidir.
Gördüğünü ashabına anlatması, onların ufuklarını ve kıyamete kadar gelecek Müslümanların ufuklarını dünya kadar genişletmek ve yedi kat semanın ötesinden hakiki cenneti hayal ettirerek iki dünyalarını güzelleştirmek istiyordu. 
Rabbimiz de ufkumuzu kıyamete kadar geniş, adaletli tutmamız için yeryüzünde zalimlerin zulmüne, sömürerek semirmesine, dinine baskı yapılmasına karşı durulmasını ve Rabbimin yarattığı bu insanlara geniş dünyayı dar edenlere karşı durmamızı istemektedir:
“Fitne (İslâm’dan döndürme, zulüm ,küfür, şirk) kalmayıncaya ve (yaşanan) dinin ta-mamı Allah’ın oluncaya kadar onlarla harp edin. Şayet (kâfirliğe) son verirlerse şüphesiz Allah onların yaptıklarını görür.” (Enfal süresi ayet 8/39)
Dünyada herkesin Müslüman olmasını sağlamak elimizde değildir, çünkü gönül ferman dinlemez. Ama şu anda dünya genelinde yapılan zulümlerin, katliamların, sürgünlerin, baskıların, baskınların sona ermesini sağlamak herkesin İslam adaleti içinde yaşaması için çalışmak elimizdedir ve görevlerimiz arasındadır.
Gül devrinde,  gülen insanların, gülden terazilerle, gül alıp gül sattığı günleri sağlamak görevimizdir.
 
“Olmaz” demeyin.
Mekke’de bir tek kişiyle, Sevgili Peygamberimizle  başlayan bu hareket, Roma’nın ve Kisra’nın zulme dayalı saltanatına son vermiş, Çin Seddi’nden Viyana’ya kadar adalet dağıtan Müslümanlar, kimyasal silahların zehirleri, barut kokuları arasında zehirlenerek ölmeyi değil,  beş vakit namazda bir araya geldiği camilerde, cemaati rahatsız etmesin diye, soğan, sarımsak gibi kötü kokulu helal yiyecekleri yiyenlerin bile camiye gelmemelerini isteyen bir Peygamberin ümmetiyiz biz. (Buhari, Sahih, K. Ezan 160, Et’ıme 49)
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

TÜM YAZILARI
GDD