Mekke'den Medine'ye hicretin 1431. yılına ulaşmanın sevincini ve hüznünü bir arada yaşıyoruz. Bir duygu yoğunluğu ya da duygu karmaşası kalbimizi yoruyor. Hicretin yıldönümünü kutluyor olmaktan dolayı sevinçliyiz. Çünkü hicret bize şu anda içinde bulunduğumuz çağdaş sorunlar, şartlar ne olursa olsun, bütün buhranlarla, bütün hastalıklarla, bütün düşmanlarla, bütün virüslü zihniyetlerle, bütün çağdaş ebucehillerle, çağdaş ebusüfyanlarla baş edebilmenin yollarını gösteriyor. Bunun için uzaklara gitmeye gerek yok. Hamza yürekliler var içimizde. Peygamber Efendimizin kutlu yolundan yürüyen kutlu bir lider var başımızda. Mekke'den Medine'ye hicret eden Peygamber Efendimizin ayak izlerini takip ettiğimiz zaman çözüme ulaşacağımıza eminiz.
Diğer taraftan Hicret'in yıldönümünde insanlığın şu anda içinde bulunduğu acıklı durumundan dolayı hüzün içindeyiz; Birleşmiş Milletlerin yayınladığı raporlara göre; aslında yaşayarak da gördüğümüz adaletsizlikler, zulümler, savaşlar ve çatışmalar yüzünden yeryüzü dayanılmaz acılara gark olmuş durumdadır. Daha da ıstırap verici olan ise; gün geçtikçe gelir dağılımının bozulması, açlığın ve fakirliğin artması ve milyarlarca insanın acılar içinde kıvranma durumunun azalacağına artmakta olmasıdır. Bu durumun sebebi hiç şüphe yok ki emperyalizmdir. Bir avuç zümrenin kurduğu zulüm ve baskı düzeni altında yürütülen faizci kapitalist sistem ve uluslararası küresel sömürücü kuruluşların ifsat edici davranışları ile insanlığı bir felakete sürüklemektedirler. Günümüzdeki zulüm dünyası yerine Hakkı üstün tutan, sevgi, barış ve adaleti esas alan bir saadet dünyasının kurulması içim çalışmak her müminin olmazsa olmaz görevidir.
İnananların ve tüm insanlığın hicret hadisesinden alacağı en büyük ders; Peygamberimiz (s.a.v) ve arkadaşlarının o günün zulüm dünyasını, saadet dünyasına çevirmek için hangi zorlukları yenerek bunu başarmış olduklarının dersidir. Hangi zihniyeti, hangi sistemi, nasıl bir gücü yenerek insanlığa barışı, adaleti ve selamı hediye ettiklerini iyi anlamamız gerekmektedir. O çağda da tıpkı bugün olduğu gibi dayatmacı, sömürgeci, baskıcı, kan ve nefretle beslenen, adaletsiz bir zulüm düzeni vardı. Ve çok güçlü, asla yenilmez olarak görünüyordu. Oysa Peygamberimiz ve arkadaşlarının hicretle birlikte Medine'de kurdukları İslam'ın adil nizamı önce o küresel zalim düzenini yıkmış, ardından dünyadaki tüm büyük zalim imparatorlukları yerle bir ederek asırlarca insanlığa hizmet etmiştir. İnsanlık bu gün de her zamankinden çok hicrete ihtiyaç duymaktadır. Saadet asrında olduğu gibi, barış ve adaleti gerçekleştiren Yeni Bir Dünya'nın kuruluşunu hasretle beklemektedir. O günün zalimleri, kan içici vampirleri, bugün Amerika ve Batı olarak yeni bir adla, yeni bir kılıkla sömürgeci düzenini devam ettirerek karşımıza çıkmıştır. O gün yenilmez olarak bilinen cahiliyenin süper güçleri nasıl hicretle birlikte yerle yeknesak olmuşlarsa bugün de aynı şekilde hiç şüphe yok ki yok olup gideceklerdir. Ordusu, teknolojisi ve ekonomisi ne kadar güçlü, ne kadar üstün olursa olsun hakkın karşısında yenilmekten kurtulamayacaklar.
Hicret, dar kalıplar içinde yanlışta ayak diretmenin değil, İslam'ın koyduğu belli ilkeler etrafında zulme direnmenin adıdır. Hicret düşmandan ya da sorunlardan kaçış değil, daha güçlü, daha donanımlı olarak yeni bir dünyayı kurmak üzere hazırlık yaparak tekrar dönmektir. Hicret bir mukatele değil, bir mücadeledir. Peygamber Efendimiz hicretin köklü ve soylu bir gelenek oluşuna dikkat çekerek Müslüman'ın bu gelenek içinde sürekli diri durmasına işaret etmiştir. Hicret: Şerden hayra, kötülükten iyiliğe, haramdan helale, zulüm dünyasından adalet dünyasına yapılan çetin bir yolculuktur. Hicret: İnsanlığın saadeti için; canıyla, malıyla, mülküyle, evladıyla, her şeyiyle Allah için fedakârlık yapmanın, cehaletin karanlığından İslam'ın aydınlığına dönmenin adıdır. Hicret; gücü değil Hakkı üstün tutan yeni bir dünyayı kurmanın adıdır.
Bunun gerçekleşmesi için hepimize, özellikle eğitimcilere büyük görevler düşmektedir. Peygamberimizin hicret öncesi Medine'yi hicret edilecek yer olabilmesi için eğitim çalışmalarıyla nasıl hicrete hazırlamış ise, bundan ders alarak ülkemizi, tarihteki şerefli konumuna getirmek için çalışmak zorundadırlar. Umutsuzluğa kapılmadan, miskinliğe düşmeden bu görevi, bu asırda yapacak olan eğitimciler bütün çocuklarımızı hicretin şuuruna erdirmek için canla başla çalışmak zorundadırlar. Şartlar ne kadar zor olursa olsun inanıp gereğini yaptıktan sonra mutlaka Allah'ın yardım edeceğini, zaferin elde edileceğini en güzel şekilde hicret hadisesinden öğreniyoruz.
Yüce Rabbimiz kalplerimizi Peygamber Efendimizin sevgisi üzerinde sabit kılsın, hicret şuuruyla doldursun. Yeni hicri yılımız zulüm dünyasından adil bir dünyaya hicret etmemize, tüm mazlumların kurtuluşuna vesile olsun.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



