Cumartesi sabahı Ümraniye'den Üsküdar'a geçerken, bu kadar 'derin ve geniş düşüncelere' kapılacağım aklımın ucundan geçmiyordu. Önce Ümraniye'deki iki iş yerime uğradım, arkadaşlarla gerekli görüşmeleri yaptım ve yola çıktım. 21 yıldır genel sekreterliğini yaptığım İslâm Medeniyeti Vakfı'na uğradıktan sonra, yakınındaki Üsküdar İskelesi'ne yöneldim. Ümraniye'den yola çıkarken, Üsküdar'dan karşıya vapurla geçmeye karar vermiştim. Eski İstanbullular karşıya geçmeyi 'İstanbul'a gitmek' diye tabir ederler. Üsküdar'dan Eminönü'ne geçiyordum, vapurdaydım; Boğaz'ın iki yakasına yani Asya ve Avrupa'ya bakıyordum ve işte o andan itibaren 'derin ve geniş düşüncelere' daldım... Vapur özellikle Sarayburnu yakınlarına vardığında, o mütevazı Topkapı Sarayı'na baktıkça, sözünü ettiğim 'derin ve geniş düşüncelerim' daha da depreşti ve zirveye çıktı. Altı asırlık 'Osmanlı Adaleti' üç kıtaya (Asya, Avrupa, Afrika) işte bu mütevazı saraydan yayılmıştı... Ve günümüzde beşeriyet sadece Asya ve Avrupa'da değil, Afrika ve Amerika dahil bütün kıtalarda korkunç 'zulümler' altında inim inim inlerken; yeniden işte o 'Osmanlı adaleti asırlarının özlemi' ile yanıp tutuşmuş durumdaydı. Dünya yeniden öylesi adalete dayalı altın asırları yaşayabilir miydi? Zulüm zirvedeyse ve artık çökmeye başlamışsa, neden olmasın? Tarih hep tekerrür ediyor, devran dönüyor, dönemler birbirini takip ediyorsa; 'zulüm dünyası' sona erip, onun ardından yeniden bir 'adalet dünyası' neden kurulmasın?
***
D-8 12'inci yıl kuruluş kutlama programının gerçekleştirileceği Eminönü'ne gidiyordum ve vapur yavaş yavaş sahile yanaşıyordu... 'Elveda Rumeli!' deyip Kosova'dan Türkiye'ye hicret ettiğimiz 1957 yılında, İstanbul ile ilgili hatırladığım en önemli hatıralarım işte bu semtte oluşmuştur. Burada onları anlatacak değilim. Ama şu kadarını yazmadan geçemeyeceğim: Asırlar öncesinde ecdadım Anadolu'dan (Bursa ve Konya/Karaman'dan) Balkanlar'a gönderildikten sonra, yarım yüzyıl öncesinde yeniden Anadolu'ya dönüşümüzü düşündüm... Ve bugün Topkapı Sarayı'nın yakınlarındaki Osmanlı Oteli'nde, "zulüm" altında inleyen dünyaya "adalet" üzere yeniden nizamat vermeyi hedefleyen D-8 toplantısına katılmaya gidiyordum... Tevafuk eseri olsa gerek, bu seneki toplantı Çırağan Sarayı Oteli'nde değil de, tarihî eski Vakıf Han'da yani Osmanlı Oteli'nde yapılıyordu...
Toplantı başladı ve konuşma sırası Erbakan Hocamıza geldi. Meğer o da benim kapıldığım 'derin ve geniş düşüncelere' kapılmış. Sözlerine şöyle başladı: Anlamlı bir şekilde 12. kutlamayı bu otelde (Osmanlı Oteli) yapıyoruz... Bunun detaylarını anlatmayacağım, çünkü bunu hepinizin iyi takdir edeceğinizi biliyorum... Büyük olaylar içinde yaşanırken iyi anlaşılmaz, tarih daha sonra tesbit edip yazar...
Kurucusu olduğu D-8'i Erbakan Hoca üç bölümde anlattı: D-8'in önemi ve özellikleri, D-8 ve G-8 geçmiş 12 yılda neler yaptı ve şimdi D-8'ler neler yapmalı...
Zulüm dünyasından adalet dünyasına geçerken yapılması gerekenleri anlattı... Adil Bir Dünya kurmak için çalışmak zorundayız dedi ve devam etti... Adil kriterlere ve Adil Düzene dayalı Adil Bir Dünya... Bugünkü zulüm dünyasına alternatif bir dünya...
Millî Gazete, bu tarihî toplantıyı dünkü nüshasında, "Zulüm dünyası yıkılsın, adalet ve saadet dünyası kurulsun" manşetiyle duyurdu. D-8'ler "Yeni Bir Adalet ve Saadet Dünyası" kurulmasının adımı ve bu dünyanın çekirdeğidir... D-8'ler, kuvveti üstün tutan zulüm dünyası yerine, hakkı üstün tutan yeni bir adalet ve saadet dünyasının kuruluşu hareketidir... Dünkü Millî Gazete'den bütün detayları bir kere daha dikkatlice okuyabilirsiniz. Erbakan Hocamızın dediği gibi; içinde olup bizzat yaşadığımızdan dolayı her ne kadar yeterince farkında olmasak da; tarihî ve büyük olayları ve gelişmeleri yaşıyoruz... Adım adım "zulüm dünyası"ndan "adalet dünyası"na geçiyoruz...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



