Ebu'd-Derda radıyallahu anhtan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ashabına:
"Size en hayırlı, Allah katında en değerli, derecenizi en fazla yükseltecek, sizin için sadaka olarak altın ve gümüş dağıtmaktan daha kazançlı, düşmanla karşılaşıp da sizin onların boynunu vurmanızdan, onların da sizi öldürmesinden daha çok sevap getirecek amelin ne olduğunu haber vereyim mi?'' diye sordu.
Onlar da: "Evet, söyle." dediler. Resûli Ekrem de: "Allah Teâlâ'yı zikretmektir." buyurdu. [Tirmizî, Daavat, 6 (3377); İbni Mace, Edeb, 53 (3790)]
Zikir,
Zikrullah
Yerken içerken,
Bakarken,
Konuşurken,
Dinlerken,
Yürürken,
Tutarken,
Cebe koyarken,
Cepten çıkarırken,
Dinlenirken,
Karar verirken...
Allah'ın o anda gördüğünü hatırlamak ve
Dili Allah'ın adı ile hareket ettirmektir.
Bunun için Allah'ı zikir en yücedir. İbadetlerin en faziletlisidir. Zaten kulluğun nihai maksadı da Allah'ı yüceltmek, O'nu her dem ve her yerde üstün tutmaktır.
Namazdan kurbana kadar bütün ibadetler bir yolla Allah'ı hatırlamak veya hatırlatmaktır. Ezan tam bir zikirdir. Hac bir zikirdir. Oruç baştan sona bir zikirdir. Kur'anımız mükemmel bir zikirdir; her ayeti, her kelimesi hatta her harfi bir zikirdir. Önemli ve değerli olan bir şeye başlarken Allah'ın adı ile başlamak bir zikirdir. Ölüm ve benzeri bir facia haberini duyan müminin 'inna lillahi ve inna ileyhi raciûn' demesi, sinirlenenin teskin edici olarak 'la havle vela kuvvete illa billah' demesi bir zikirdir.
Zikir bir yarıştır. Müminler arasında Allah'ı daha çok ve daha ihlâsla anma yarışı olduğu gibi, sırf ibadet için yaratılmış meleklerle de bir yarıştır.
Zikir, bir ecir ve sevap deryasıdır. Değersiz hayata değer katmaktır. En güvenli en sağlam kapıya dayanmak, yaratılmışlardan yaratana sığınmaktır. Kalbin canlı kalmasını, gafletten kurtulmasını sağlamaktır. Ölü toprağı yeşertmek gibi, kurak olanı sulamak gibi...
Ve zikir: En kolay ibadet çeşididir. Bir ön şartı olmadan, yer ve zaman istemeden yapılır. Bütün zamanlar ve mekânlar onun için yaratılmış gibidir.
Allah'ı övmek,
O'na dua etmek,
O'nun gözetimini hissetmek zikrin özüdür.
Ölçmeye değer!
Ne kadar zikir ehliyiz?
Haramlarla yüz yüze geldiğinde "Allah'ın yasağını" hatırlayıp kenara çekilebiliyor musun?
Sinirlendiğinde "lahavle vela kuvvete illa billah" diyebiliyor musun?
Sadaka yolu açıldığında Allah'ın infakla ilgili vaatlerini hatırlayıp verebiliyor musun?
Ezanı duyman, namaza yönelmen için yetiyor mu?
Dua etmekten haz duyabiliyor, Rabbinin seni dinlediğini hissedebiliyor musun?
Allah'ın Kur'an'ı okuman ve onunla amel etmen için gönderdiğini hatırlayabiliyor musun?
Gördüğün bir çiçek, turfanda bir meyve, iştahını açan bir yiyecek sana asıl yaratanı hatırlatıyor mu?
Derinden bir hamd yapabiliyor musun?
İslam'a saldırılırken, dinle istihza edilirken senin de Müslüman olduğunu, dinin şemsiyesi altında olduğunu hatırlıyor musun?
Ölümü, mahşeri, sıratı hatırlıyor, kendini toparlıyor musun?
"Allah için, Allah'ını seversen" gibi sözleri duyunca neler hissediyorsun?
Sıhhatin bozulduğunda şifa dileyerek, iyileşince de hamd ederek Allah'ı hatırlıyor musun?
İmam Gazali Diyor ki:
'Şehitlik, zikrin en üstün derecesidir. İnsanın tam olarak Allah'a yönelmiş haliyle hayatının sona ermesi, ancak savaş durumunda olabilir. Şehit, işinden, ailesinden, malından ve çocuklarından hatta yaşamak için uğraştığı dünyanın bütününden emelini koparmıştır. Allah sevgisi ve rızası uğruna hayatını feda etmiştir. Allah için yapmanın bundan üstünü olamaz. Bu nedenle de şehitliğin ecri büyük olmuştur.' İhyauulumuddin, 1/676; Darulfikr, Dimaşk, 2006
Ebu Hureyre (ra) rivayet ediyor: Bir adam Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'e gelerek: "Dün gece beni sokan akrep yüzünden ne büyük acılar çektim" dedi. Resûl-i Ekrem de: "Eğer akşamleyin eûzü bi-kelimâtillâhi't-tâmmâti min şerri mâ halak: Yarattıklarının şerrinden Allah'ın mükemmel kelimelerine sığınırım, deseydin o sana zarar vermezdi" buyurdu. [Müslim, Ebû Dâvûd, İbni Mâce]
Ebu Hüreyre (ra)'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Dile hafif, mizana konduğunda ağır gelen ve Rahmân olan Allah'ı hoşnut eden iki cümle vardır: "Sübhânallahi ve bi-hamdihî sübhânallahi'l-azîm: Ben Allah'ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O'na hamdederim. Ben Yüce Allah'ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tekrar tenzih ederim" [Buhârî, Müslim, Tirmizî, İbni Mâce]
Ebu Hureyre (ra)'nın rivayetinde Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu:
"Allah Teâlâ'nın yeryüzünde seyahat eden bir takım fazla melekleri vardır. Bunlar zikir meclislerini araştırırlar. İçinde Allah'ın zikredildiği bir meclis bulduklarında onlarla beraber otururlar ve birbirlerini kanatları ile kuşatırlar. Ta ki onlarla sema arasındaki mesafeyi doldururlar.
Cemaat dağıldığında, yükselip semaya çıktıkları zaman Aziz ve Celil olan Allah onları pekiyi bildiği halde meleklere: "Sizler nereden geldiniz?" diye sorar. Melekler: "Biz yeryüzünde senin bir takım kullarının yanından geldik ki onlar seni tespih ediyorlar, seni tekbir ediyorlar, tehlilde bulunuyorlar, sana hamd ediyorlar ve senden istiyorlar" derler.
Allah Teâlâ: "Benden ne istiyorlar?" Buyurur. Melekler: "Senden Cennetini istiyorlar derler."
Allah Teâlâ da: "Onlar benim Cennetimi görmüşler mi?" buyurur. Melekler: Hayır, Rabbimiz! Eğer onlar Cennetimi görmüş olsalardı nasıl olurdu? Buyurur. Melekler: Senden
eman dilerler, derler. Benden niçin eman diliyorlar? diye sorar. Senin Cehenneminden Ya Rabbi! diye cevap verirler. Onlar benim Cehennemimi görmüşler mi? der. Hayır, cevabını verirler. Acaba Cehennemimi görmüş olsalar ne yaparlar? der. Senin mağfiretini talep ederler, derler.
Bunun üzerine Allah: Ben onlara mağfiret eyledim. Onlara bütün istediklerini ihsan ettim ve eman istedikleri şeyden de kendilerine eman verdim buyurur. Melekler: Ya Rabbi! O zikredenlerin içinde günahı çok olan filan kimse de vardı. Sadece oradan geçiyordu da onlarla beraber oturuvermiştir derler. Allah: Ben onu da mağfiret ettim. O cemaat öyle kemal sahibi kimselerdir ki onlarla beraber oturan kimseler şaki olamaz! Buyurur." [Müslim]
Bilmek gerekir!
1- Eğer zikir,
Bütün varlığınla, dilin ve kalbinle gerçekleşirse en mükemmeli yakalanmış olur.
Sadece kalp ile tefekkürde kalırsa ikinci dereceye,
Sadece dil ile tekrarda kalırsa üçüncü dereceye düşülmüş olur.
2- Zikir tesbihattır. Zikir Kur'an tilavetidir. Zikir ilim tahsilidir. Zikir emri bilmaruftur. Zikir sılayı rahimdir.
Bunlar, Allah rızası kastı ile ve edebine uygun yapıldığında her biri 'zikir' olan amellerdir. Bunlardan başka da zikir vardır. İbadet olan her şey zikirdir. Allah'ın adının yüce olmasını sağlayan ne varsa o zikirdir.
Zikir olarak yapılan amellerin biri diğerinden daha üstün olabilir. Bu üstünlük iki şeyle belirlenir. Bunların birincisi, o amelin farz veya nafile olmasına bağlıdır. Ezan okunduktan sonra namaz kadar önemli ve öncelikli bir ibadet yoktur. Anne babanın hizmeti yapılacağı zaman başka bir amel yoktur. İkincisi de, zaman olarak o ibadetin öne çıkmasıdır. Mekke'de bulunan bir mü'min Kâ'be ile müşerref olmuşsa, onun için en önemli zikir tavaf etmek olur. Sabah namazından sonra seccadesinin başında oturan bir mü'min için de en önemli zikir tesbihatı olur.
Bu inceliklerden uzak bir anlayışla, kendi tuttuğunu en üstün görüp, gerisine hor bakmak en azından edep dışına taşmaktır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




