Bir Fransız aile oğullarına nasıl kız ister acaba?.. Bir Amerikalı, İngiliz ya da Alman aile bu işi nasıl yapar?
Komşular arası münasebetler nasıldır bu ülkelerde?.. Ekmek ve tuzun bu münasebetlerde belirli bir ağırlığı var mıdır?
Gelenekler ve görenekler önemini hala korumakta mıdır?..
Geçtiğimiz hafta sonu Şanlıurfa'da gerçekleştirilen Arapların Gözüyle Türkiye Sempozyumu'nda, çeşitli Arap ülkelerinden gelen katılımcıların sunduğu tebliğler, vaktiyle Osmanlı çatısı altında beraber yaşadığımız topraklarda yaşanmakta olan hayatın, nerdeyse bizimki gibi olduğunu anlatıyordu bizlere.
İnanç birliği temelinde birlikte yaşanmış olan 402 yılın hayat tarzlarında oluşturduğu benzerlikler daha doğrusu aynılıklar, aradan geçen 90 yıla rağmen varlığını koruyordu anlaşılan.
Şiir, roman, hikaye, tiyatro, mizah, hat sanatı... gibi konuları temel alan tebliğlerin satır araları, bir bütünün ufak nüanslarla tekrarı gibi idi...
Lübnan'dan katılan Prof. Dr. Muhammed Nureddin'in, o yıllarda Lübnan'da yayınlanan İrfan dergisindeki Türkiye ileilgili haber ve yorumları temel alarak hazırladığı: '1919-1938 yılları arasında Lübnan Basınında Türk İmajı' başlıklı tebliği, ortak hassasiyetlerin zirvesiydi adeta.
Türkiye'de meydana gelen gelişmeler, kah coşkunca alkışlanmış ve yeri geldiğinde de sert bir şekilde eleştirilmişti...
Sempozyumda sunulan akademik tebliğler, bölgeye gelip gidenlerin biraz da yüzeysel olarak müşahede ettikleri benzerliklerin, daha doğrusu aynılığın ciddi bir gerçeklik olduğunu, açık ve net bir biçimde ortaya koyuyordu.
Daha önceleri varlık sebepleri adeta birbirlerini yoketmeye çalışmak olan ve bu sebeple sık sık birbirleri ile çatışan Avrupa ülkelerinin, 2. Dünya Savaşı'ndan sonra, önce 'Kömür Çelik Birliği'ni, ardından 'Avrupa Ekonomik Topluluğu'nu ve sonrasında da 'Avrupa Birliği'ni gerçekleştirmiş olması, çok normal bir akış olarak gelir bizlere.
ABD'nin dünyanın dört bir tarafındaki ülkelerle stratejik işbirliği anlaşmaları yapması, Çin, Hindistan gibi daha doğu'daki ülkelerin kendi aralarında ekonomik ve siyasi birlikler oluşturmaya çalışması... vukuat-ı adiyedendir.
Ancak Türkiye'nin komşuları ile yapmaya çalıştığı anlaşmalarla temin edilmeye çalışılan ekonomik ve siyasi yakınlıklarla ilgili bir tereddüt çıkar karşımıza hep.
Bu tereddüt, bizim içimizden gelen ve benimsediğimiz bir tereddüt olmadığına göre, birilerinin zihnimize vurduğu prangaların eseri olsa gerektir.
Arapların Gözüyle Türkiye Sempozyumu'nda, aynı prangaların değişik şekillerde Arapların zihinlerine de vurulduğunu müşahede imkanı bulduk.
Şanlıurfa Valisi Nuri Okutan'ın öncülüğünde, Türkiye'den Avrasya Yazarlar Birliği ve Arap Yazarlar Birliği'nin katkısıyla gerçekleştirilen sempozyum, hükümetler arasında sürdürülen siyasi ve ekonomik çalışmaların edebi ve kültürel sahada, sivil toplum kuruluşlarınca da destekleniyor olmasından öte anlamlar içeriyor.
Vakti ve saati yakın olduğu için biraraya gelişlerimizin, birlik ve beraberlikten bahsedişlerimizin sayısı artmaya başladı belki de... Kim bilir!..
Vaktiyle Suriyeli bir şairden duyduğum: "Aynı babanın evlatları idik ve aynı evde oturuyorduk. Sonra birşeyler oldu ve değişik mahallelere dağıldık. Aradan geçen yıllar, bir ve beraber olmamızın ne kadar gerekli olduğunu ortaya koydu. Şimdi belki aynı evde biraraya gelemeyebiliriz ama hiç değilse aynı mahallede oturma şansımız olabilir..." mealindeki sözler, bugün itibariyle daha anlamlı bir hale gelmiş durumda.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



