İlginç bir aile..
Dede Abdurrahim Zapsu çok dindar birisi.
İki Ciltlik Büyük İslam Tarihi O’na ait.
Yine Dede Zapsu, Osmanlı dönemi son ilahiyat mezunlarından. Kendini İstanbul’daki genç talebelere din eğitimi vermeye adamış birisi.
Ancak Büyük İslam Tarihi’ni yazacak kadar dindar ve alim Abdurrahim Zapsu, Oğlu Pertev’i Saint George’da, kızlarından birini de yine Saint George, bir diğerini ise Dame De Sion’da okutuyor. Saint George Papaz okulu, Dame De Sion ise Rahibe okuludur. Bu o dönem çok daha yaygın bir kanaattir.
Papaz okulu Saint George’da okuyan oğlu Pertev Zapsu, Cüneyt Zapsu’nun Babasıdır.
İşte Baba Zapsu, oğlu Cüneyd’i de kendi okuduğu okula yani Saint George göndermek istemiştir. Ancak Cüneyd bunu reddetmiştir. Nuriye Akman röportajından öğreniyoruz: “Babam bizim kendi okuluna gitmemizi istemişti. Biz istemedik. Yok baba biz papazların yanına girmeyelim dedik” diyor.
Demek ki daha o yaşta Cüneyd Zapsu Papaz okulunu reddedecek kadar dindar birisi.
Zapsu’ların şirketleri bile dindarlık suçlamasından nasibini alıyor. Zapsu’ların Azizler Holding bünyesinde kurduğu BİM Marketleri bir dönem “Yeşil Sermaye-İrtica!” listesinde yer almıştı. Hatta açılımını Birleşik İslami Marketler diye yapanlar çıkmıştı. Ne kadar garip değil mi!
Anlaşılamayan konu şu; Nasıl oluyor da papaz okuluna gitmeyi içine sindiremeyen bir ailenin bünyesinden, İslam’ı tahrif etme senaryolarına figüran çıkabiliyor?
Cüneyd Zapsu’nun eşi Beyza Zapsu şimdi başı açık, elleri göbekte erkeklerle birlikte Cuma namazı kılıyor. Ve Türkiye’nin gündemine oturuveriyor.
Başının açıklığını, bu işin abukluğunu geçtik, şimdi bizi meraklandıran asıl konu şu? Beyza Hanım elleri göbekte namaza durmuş. Oysa hiç dini bilgisi olmayan birisi bile kadınların namaza dururken ellerini göğüs hizasından bağlaması gerektiğini bilir. Beyza Zapsu ya hiç namaz kılmamış ya da birisi göstermemiş. Ya da başka bir niyeti var. Çünkü hem illa Cuma namazı kılacağım diye tutturuyor hem de en basit dini bilgiden bile bu kadar bigane!.. Sorumlusu Cüneyd Beydir.. ABD’deki görüşmelerden, Davos’taki zirvelerden bulduğu boş bir vaktinde eşine namaz kılmasını öğretmelidir.
Yoksa Allah muhafaza Büyük İslam Tarihi’ni yazan dedesinin kemikleri sızlar…
Ecevitlerle Beraber…
Geçen gün Ecevit’lerle beraberdik. Çankaya Or-An’daki evlerine misafir olduk. Rahşan Hanım’la ve Bülent Bey’le uzun bir sohbet yaptık. Elbette siyaseti, AKP’yi, Türkiye’yi konuştuk. Ama belki bugüne kadar konuşulmamış özel hayatlarına ilişkin şeylerde öğrendik.
Rahşan Hanım piyes yazıyor. Ama konusunu açıklamıyor. Sadece ipucu verdi “Türkiye Meseleleriyle” ilgiliymiş. Bülent Ecevit ise Osmanlı’yı yazıyor. Osmanlı ve Anadolu toprakları.. Kitapta Abdülhamit Han da varmış ve Mithat Paşa da. Anlaşılan Ecevit’in çok tartışılan “Vahdettin vatan haini değildi” açıklaması sıradan bir çıkış değilmiş. Bülent Bey’in son dönemdeki Osmanlı ilgisi dikkat çekici. Mesela son yazdığı şiirlerden biri de dramatik bir şekilde öldürülen Kanuni’nin oğlu Şehzade Mustafa ile ilgili.
Rahşan Hanım ise toprak satışlarından ve misyonerlik çalışmalarından çok şikayetçi. Daha önce “Din elden gidiyor” demişti. Bizim görüşmemizde de toprak satışlarını kastederek “İzrail de Filistin’i böyle ele geçirdi” dedi. (Rahşan Hanım nedense İsrail değil de İzrael diyor)
Ecevitler bu görüşmemizde hiç bilinmeyen çeyrek asırlık romantik bir sırlarını da bizimle paylaştılar.
Bu hafta bir dizi konferanslar serisi nedeniyle yokuz. O yüzden şimdiden yazdık. Pazar Günü TV5’deki Kum Saati programında bu sırda dahil Ecevitlerin ağzından bir çok çarpıcı ve bilinmeyen açıklama dinleyeceksiniz. Bizce kaçırmayın…
Doktor reçetesi
Yaşanmış bir olay…
Nerede mi?
Yozgat’ta!
Malum ‘üç beyazdan uzak durun’ tavsiyesini hemen hepimiz doktorlardan almışızdır.
Un, şeker ve tuz!
Yozgat’ta da bir doktor bu üç beyazdan mutlaka uzak durması gereken hastalarına sağlığı tehdit eden beyazlar konusunda 3+1 formülünü sunuyormuş…
Nasıl mı?
- Kesinlikle dört beyazdan uzak duracaksınız. Un, şeker, tuz ve Ak Parti..
Biz demiyoruz ; doktor tavsiyesi…
Habere bakar mısınız!
Geçtiğimiz hafta “2.5 duble rakı, 3 şişe bira” başlıklı yazımızı sanırız hatırlıyorsunuz… Hani Hasan Bitmez dostumuzun, şehirlerarası trenlerdeki yemekli vagonlardan içki servisinin kaldırılması, eğer bu mümkün değilse de, ikinci ve içkisiz bir yemekli vagonun trenlere eklenmesiyle ilgili TCDD’ye yazdığı dilekçeyle ilgili…
Bizim bu yazımız üzerine ertesi gün Vatan gazetesi bir haber yayınladı. Ama ibretlik bir haber. Bir olayın nasıl çarptırıldığının vesikası bir haber. Takıntımız Vatan’ın bizden aldığı bu haberi Kulis Ankara’yı kaynak göstermeden yazması değil…
Dostumuz, TCDD’ye trenlerde yaşanan nahoş olayların son bulması ve içki kullanmayan yolcuların pis kokuya mağdur olmasının önlenmesi için ‘içki kaldırılsın’ diyor, TCDD de cevabi yazısında mevcut uygulamayı hatırlatmakla yetiniyor. TCDD, “trenlerde 2.5 duble ve 3 şişe biradan fazla içki servisi yapılmadığını’, ‘trenlere içkisiz ikinci yemek vagonunun eklenmesini ise ekonomik bulmadıklarını’ söyleyerek uygulamayı savunuyor.
Peki Vatan nasıl haber yapıyor bu olayı? “Tren yolcularının üç biradan fazla içki içmesi yasaklandı” başlığını atıyor..Büyük habercilik! Oysa TCDD Hasan Bitmez’e özünde ‘hayır, trenlerde içkiyi yasaklayamayız’ cevabını veriyor…
Yani Vatan’ı kızdıracak bir durum yok aslında… Vatan’ın bu haberini okuyanlarda, ‘vay be bakın AKP trenlerde de içkiyi kaldırdı’ diye sevinmiştir Allah bilir!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



