milli gazete

YayınlarVideoFotoğraf


  1. ARSIV
  2. VIDEO
  3. Sarı Sayfalar

  • ANASAYFA
  • YAZARLAR
  • GÜNDEM
  • SAĞLIK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • HABER
  • SPOR
  • AİLE HAYAT
  • KÜLTÜR

29 MAY 2012 SAL
  • HABER INDEKSI
  • ANKET
  • BENİM SAYFAM

GERİ İLERİ
  • AKDAĞ: "KÜRTAJ KESİNLİKLE AİLE PLANLAMASI YÖNTEMİ DEĞİLDİR"
  • YEMEN'DE ÇATIŞMA: 6 ÖLÜ
  • TTNET SÜRELİ İNTERNET PAKETLERİ
  • KAĞITHANE'DE YİNE KAĞIT ÜRETİLECEK
  • ŞEHİR HATLARI, YAZ TARİFESİNE GEÇİYOR
  • "YORGUNLUK", DEVECİ ARMUDUNDA REKOLTEYİ DÜŞÜRECEK

Zambaklar ve şehitler ülkesi BosnaHersek

10 TEMMUZ 2006
PZT 10:27

[-] Normal [+]
  • Gündem
  • Tavsiye Et
  • Yazdır
  • Yorum Yaz

Birinci bölüm: “Saraybosna Sevgilim”

Geçen yıl “Beş asırlık ahitleşme günü: Ayvaz Dede Şenlikleri” başlıklı bir yazı yazmıştım. Yazıda Ayvaz Dede’nin, İstanbul’un sarışın kardeşleri Boşnakların İstanbul’a yol arkadaşı olmalarına vesile olan iki insandan birisi olduğunu ve her yıl Haziran’ın son pazar günü düzenledikleri Ayvaz Dede Şenlikleriyle hem Bosna-Hersek’in fethini kutladıklarını, hem de Ayvaz Dede’nin başında dua okuyup ahitlerini tazelediklerini söylemiştim. Ancak Başçarşı’yı, Ulica’daki tüneli, Gazi Hüsrev Bey Camii’ni, Sarı Saltuk’un Balkanlar’a dağılmış türbelerinden biri olan ve şimdi Halveti tekkesi olarak kullanılan Blagay tekkesini, beş asır önceki ahitleşmenin her yıl tazelendiği Ayvatovitca ve Prusaç’ı, Neretva nehrini ve üzerine inşa edilen Mostar köprüsünü görmemiştim. Yazının üzerinden bir yıl geçti ve yarım kalan yazıyı tamamla vakti geldi.  

Bizi İstanbul’dan Saraybosna’ya (Sarajevo) götürecek uçağımızın kalkmasına henüz bir saat kadar var. Geziyi organize eden Teknik Elemanlar Derneği İstanbul Şubesindeki (TEK-DER) arkadaşlar da yavaş yavaş havaalanına geliyorlar. Bense annesinden ayrılan bir evlat kadar hüzünlü ve uzun zamandır ayrı kaldığı sevgilisine kavuşacak bir delikanlı kadar heyecanlıyım. O hüzün ve heyecan ki beni gece hiç uyutmadı. Sonunda zaman geldi ve bizi Saraybosna’ya götürecek uçaktayız. Bir yandan İstanbul’la, şimdilik vedalaşırken, öte yandan da Saraybosna ile buluşma anımızı düşünüyorum.

Her delikanlı sevgilisini incitmemek için nelere dikkat etmesi gerektiğini; nelerden hoşlandığını, nelerden hoşlanmadığını bilmek ister. Onu en iyi tanıyan yakınlarından bilgiler toplar. Bende aynı kadim geleneği devam ettiriyorum. Yol boyunca Saraybosna’yı iyi tanıyan İbrahim Paşalı ve Yusuf Armağan’a bol bol sorular soruyorum. Onlar anlatıyor, ben dinliyor ve Saraybosna’yı düşünüyorum.

Atatürk Havalimanı’nda başlayan ve yaklaşık iki saat süren uçuşun ardından artık Bosna-Hersek semalarındayız. Bulutların arasından sıyrılarak, yavaş yavaş alçalmaya başladığımızda yeşilin her tonuna sahip olan Bosna dağları karşılıyor bizi. Kısa bir süre sonra uçağımız Uluslararası Saraybosna Havaalanı’na doğru inişe geçiyor ve arttık Saraybosna’dayız. Rehberimiz Raşid bey, Uluslararası Saraybosna Havaalanı’na Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç’in adının verilmek istendiğini ancak Genel Valinin bunu kabul etmediğini söylüyor. İşlemlerimizi tamamladıktan sonra, havaalanın önünde bizi bekleyen otobüsümüzle şehre doğru ilerliyoruz.

Kim ki Bosna’da savaşın bittiğini söylüyorsa bilin ki o kişi koca bir yalan söylüyor. Bu yalanı daha Saraybosna Havaalanı’ndan birkaç yüz metre uzaklaşmadan bile fark etmeniz mümkün. Saraybosna’nın binaları savaşın hala devam ettiğinin en açık ispatı. Üzerinden on yıldan fazla bir süre geçmiş olmasına rağmen Saraybosna’nın binaları hala savaşın canlı şahitliğini yapmaya devam ediyor. Bütün evlerde, bütün binalarda ya makineli tüfek, ya havan ya roket yarası... Bosna’da özellikle Saraybosna’da balkonunda camının önünde çiçek bulunmayan ev bulabilmeniz neredeyse imkansız. Evlerin balkon ve pencerelerindeki rengarenk çiçekler bile savaşın izlerini örtmeye yetmiyor.

Bilge Kral’ın huzurunda

Saraybosna’nın merkezine geldiğimizde öncelikle şehrin en eski mahallelerinden biri olan Kovaçiye yöneliyor ve Kovaçi Şehitliği’ni ziyaret ediyoruz. Kovaçi Şehitliği’ni diğer şehitliklerden ayıran bir özellik var. Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç’in kabri, yol arkadaşları olan diğer şehitlerle birlikte burada bulunuyor. Savaştan önce çocuk parkı olan şehitlik kırmızı güllerin arasında bembeyaz şekilde uzanmış. Aliya’nın vasiyetinin şehitlerle birlikte ve aynı sadelikte bir mezara defnedilmekti. Ancak şehitler kabrin hilal şeklindeki bir havuzun ortasında yıldız olmasını vasiyet edince, Aliya’nın kabri yeniden dizayn edilmiş. Yeni haliyle Aliya’nın kabri hilal şeklindeki bir havuzun tam ortasında ve üzerindeki gölgelikle birlikte Aliya yıldızı temsil ediyor. Hilal’in ortasından akan su ise tüm şehitliği sulayarak akıp gidiyor. Aliya’nın kabri başında, daimi, eli kalbinde hiç kıpırdamadan nöbet bekleyen bir asker bulunuyor. Sadece bu tablo bile Aliya ve yol arkadaşlarının neyin mücadelesini anlatmak adına fazlasıyla yeterli olacaktır sanırım.

Aliya’nın kabri başında fatihalarımızı okuduktan sonra bir arkadaşımız başta Aliya olmak üzere şehitlikteki tüm şehitlerin ruhuna Kur’an-ı Kerim okumaya başladı. Okunan Kur’an-ı Kerim ile birlikte gözyaşlarımız da şehitlikte akan suya karıştı. Saraybosna’da; Kovaçi Şehitliği’nde ölüm bir başka güzel. İnsan içinden “Öleceksem böyle bir yerde öleyim, böyle güzel insanlarla yan yana olayım” diye geçirmeden edemiyor. Aliya’nın kabrinden “Allah’a emanet” diyerek ayrılarak, Başçarşı’ya Sebil’e doğru yürüyoruz. Havaalanından beri gördüklerimiz ve şehitlikte yaşadıklarımızla yanan yüreğimizi sebilden akan serin suyu yudumlayarak söndürmeye çalışıyoruz.

Biraz olsun kendimize geldikten sonra başımızı kaldırıp Başçarşı’daki her şeyi ile buram buram Osmanlı kokan dükkanları seyre koyuluyoruz. Dükkanlar ve içlerinde satılan eşyalar şehrin ziyaretçilerine tanıdık gelir her zaman. Farkında olmadan kendinizi Bursa ya da İstanbul’un sokaklarında dolaştığınız zannına kaptırabilirsiniz. Ancak dolaştığınız sokaklar Bursa gibi, İstanbul gibi kendine has bir şehrin; İstanbul ve Bursa’nın yol arkadaşlarının; Saraybosna’nın sokaklarıdır.

Hatırlayacaksınız, Bosna’ya gelmek üzere yola çıktığımız gün yayımlanan, “Yarım kalmış bir yazı” başlıklı yazıda “Aaa bu da bizden, bu da bize benziyor” deme gafletine düşmeyeceğim diye yazmıştım. Ve şimdide sözümü tutuyorum. Burada hiçbir şey bize benzemiyor. Tam aksine buradaki her şey biziz. Buradaki her şey aslında aynaya düşen suretimizden ibaret. İnsanın kendini aynada gördüğünde şaşırması ne kadar normal olmayan bir durumsa, bu da en az onun kadar normal olmayan ve şaşılacak bir durum...

Başçarşı’daki dükkanlar arasında dolaşırken, burnumuza gelen börek kokularını takip ediyor ve nihayetinde kendimizi börekçiye atıyoruz. Daha İstanbul’dayken methini duyduğum burek’ten bir porsiyon ve burek ayransız olmaz diyerek birde nefis ayrandan sipariş ediyoruz. [Bosna’da kıymalı böreğe burek, bizdekinden daha koyu kıvamlı olan ayrana da ayran yada yoğurt diyorlar] Nar gibi kızarmış burek ve ayranlarımız geldiğinde neden bu kadar methedildiğini artık çok daha iyi biliyordum. Harika bir yemekle karnımızı doyurduktan sonra gönül ve biraz da mide rahatlığı ile Gazi Hüsrev Begova Camii’ne doğru yola koyuluyoruz.

Birkaç dakikalık yürüyüşün ardından her Gazi Hüsrev Begova Camii’ne ulaşıyoruz. Gazi Hüsrev Begova Camii, Başçarşı’nın kalbi gibi. Kadim medeniyetlerin ve bu medeniyetlere ev sahipliği yapmış kadim şehirlerin en temel özelliğidir; Bütün yolların kendisinde birleştiği ve dağıldığı, şehrin tam ortasında bir ibadethanenin olması. Saraybosna’daki Gazi Hüsrev Begova Camii de, Çarşı Camii gibi, bu temel şehir prensibini doğruluyor. Şehrin bütün yolları onda birleşiyor ve ondan ayrılıyor. Avlu oldukça geniş ve huzur veriyor. Cami avlusundaki türbede Gazi Hüsrev Begova medfun. Türbeyi ziyaret edip Fatiha okuyoruz. Namaz vakti yaklaştığından cami avlusu daha da cıvıl cıvıl... Her yaştan kadın, erkek ve çocuğa rastlamak mümkün avluda... Avlunun ortasındaki şadırvandan abdestlerimizi alıyor ve ezanın okunmasını bekliyoruz. Okunan ezanla birlikte Boşnak kardeşlerimizle saf  tutuyoruz. Namazın sonunda İmam efendinin kadife sesinden Amenarrasulü’yü dinleyip huşu içinde namazımızı tamamlıyoruz. Gazi Hüsrev Begova Camii’nin tam karşısında Gazi Hüsrev Begova Medresesi var. Burada Boşnak kardeşlerimizle birlikte az da olsa dünyanın çeşitli yerlerinden gelen Müslümanlara İslami ilimler öğretiliyor. Gazi Hüsrev Begova Camii, Gazi Hüsrev Begova Medresesi ve çevredeki dükkanlar kadim medeniyetimizin ilim, ibadet ve ticarete bakış açısının en somut temsilciliğini yapıyor.

Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı yer...

Gazi Hüsrev Begova Medresesi’ni de dolaştıktan sonra, bu medresede eğitim görmüş olan Bosna’nın en ünlü sanatçılarından Dino Merlin’in “Magaza”sına doğru yola koyuluyoruz. Uzun zamandır almayı planladığım fakat Saraybosna’dan almak için sürekli ertelediğim son albümü Burek’i sonunda alıyorum. Ne var ki, Dino Merlin’in Bosna-Hersek dışında olduğundan görüşmek nasip olmuyor. Satıcıya Dino Merlin’e İstanbul’dan geldiğimizi ve selamımızı iletmesini söyledikten sonra “Allah’a emanet” diyerek Magaza’dan ayrılıyoruz.

Magaza’dan dışarı çıktığımızda, birazdan yağmaya başlayacak yağmurun habercisi olan bulutlar da yavaş yavaş toplanmaya başlıyor. Yakınlardaki bir cafe’ye oturup demlikle gelen çaylarımızı yudumlamaya başlamamızın üzerinden beş dakika geçmiyor ki yağmur da başlıyor. Demlikteki çayın kokusu toprak kokusuyla birleşiyor.

Yağan yağmura aldırmaksızın önce Miljacka deresi boyunca ilerleyip Avusturya-Macaristan veliahdı Ferdinant’ın vurulduğu Latin köprüsüne ve Köprünün diğer tarafındaki yol kenarında bulunan Hünkar Camii’ne gidiyoruz. Hünkar Camii, Fatih Sultan Mehmet tarafından 1463 yılında yaptırılmış ve bugün Bosna-Hersek Müftülüğü olarak kullanılıyor. Daha sonra Saraybosna’nın en ünlü ve en uzun caddelerinden Ferhadiye (Ferhadija) caddesinde yürümeye başlıyoruz. Yağmur, toprakla birlikte ruhumuzu da arındırıyor. Ferhadiye Caddesi ile Molla Mustafa Başeskiye (Mula Mustafe Baseskije) caddelerinin birleştiği yerdeki ‘Tito’nun Sonsuzluk Ateşi’ne kadar yürüdük. Bu ateşe ‘Sonsuzluk Ateşi’ denmesinin sebebi gece-gündüz devamlı yanıyor olması.

Tıpkı Saraybosna’ya ilk girişimizde olduğu gibi, uzunca cadde yürüyüşümüz boyunca makineli tüfek ve havan mermilerinin sebep olduğu tahribatı evlerde, camilerde, okullarda gözlemliyoruz. Yanından geçtiğimiz her parkın bir köşesinde şehitlerin mezarlarıyla karşılaşıyoruz. Büyük bölümünü yağmur altında devam ettirdiğimiz uzun yürüyüşümüzü Sonsuzluk Ateşinde noktalandırıp tekrar Başçarşı’ya dönüyoruz. Dönüşte hava kararmaya başlamıştı ve yağmurda kesilmişti. Artık yavaş yavaş güneş batıyor ve en güzel kıyafetlerini giymiş Boşnak gençler Ferhadiye’de dolaşmaya başlıyor. Gündüzleri zaten hareketli olan Ferhadiye, havanın kararmasıyla birlikte daha da canlanmaya başlıyor. 

Başçarşı’ya döndüğümüzde Yusuf Armağan’ın tavsiyesine uyarak, bir kebapçıya gidiyoruz. Bosna’nın en meşhur yemeği olan cevapi (pide içinde köfte) ve brownitsa (üzüm suyu) sipariş ediyoruz. Edirne köftesini andıran cevapi çok lezzetli ve Bosna’nın bağlarından toplanan üzümlerle yapılan brownitsa ise bir başka güzel. Yemeğin üzerine Türk kahvesinin iyi gideceğini düşündüğümüzden Saraybosna’da Türk kahvesini en iyi yapan yerlerden birine giderek, eski bir Osmanlı hanında, Moriça Han’da alıyoruz soluğu.

Moriça Han’ın ahşap yapısı insanı kucaklayıp bulunduğumuz zamandan yüzyıllar ötesine götürüyor. Bosna’da kahve (kahva); bir cezve, bir fincan ve bir lokumla bakır tepsilerde servis yapılıyor. Burada kahve fincanları kulpsuz... Bunun bile bir anlamı var. Kahvenizi bitirdiğinizde fincanın ortasındaki yıldızı görüyorsunuz. Kahve fincanı kulpsuz olduğundan baş ve işaret parmaklarınızın arasına alarak tutmak zorundasınız ki bu bir hilal meydana getiriyor. Şimdi ikisini toplayın. Fincanın tutan el hilal şeklinde ve fincanın ortasında bir yıldız... Bu ancak çok ince ve hassas bir düşüncenin eseridir. Bu inandıklarını hayatlarının en ince ayrıntılarına kadar taşıyan bir yaklaşımın somut ifadesidir.

Moriça Han aynı zamanda Aliya’nın en yakın arkadaşlarından Ömer Behmen Bey’in başkanlığını yaptığı Mladi Muslimani’ye de [Genç Müslümanlar] ev sahipliği yapıyor. Burası, Mladi Muslimani’nin kurulduğu yer. Saraybosna’ya gidişimizin ilk gününde Ömer Behmen ile bir araya gelerek tanışma fırsatına erişecektik ancak nasip olmuyor ve gezinin son gününde bir araya gelmek üzere randevu alıyoruz.

Moriça Han’da kahva’larımızı yudumladıktan sonra çölde vaha bulmuşçasına kendimizi yeniden Başçarşı’ya atıyoruz. Sebilin başında oturup Üsküdar’daki sebil’i, Erzurum’daki sebil’i düşünüyorum. Her birinden bir avuç alıp yüreğime serpiyorum. Ayrı düşmüşlüğün sızısını belki bir nebze olsun hafifletir diye…

Geri izlemetrackback
  • staticsBu yazı Gündem bölümü’nde 10.07.2006 tarihinde yayınlandı
  • feedBu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.

Yazar

Ayhan Demir

araştırmacı yazar

  • Özgeçmişyazarı tanımak ister misiniz?
  • Arşivyazarın diğer tüm makaleleri
  • Mesajyazarla iletişim kurmak için
  1. Bu yazarı benim yazarlarıma ekle
  2. Tüm yazarlar
  • Yazarın

    diğer yazı dizileri en çok yorumlananlar en çok tıklananlar en çok tavsiye edilenler
    1. Bitmedi, devam edecek...
    2. Seçim çözüm getirir mi?
    3. Boşnak Nene Hatun: Fata Orlovic
    4. İyi geceler Sırbistan!
    5. Başmüftülük abluka altında
    6. Provokasyonlar
    7. Yıktın perdeyi eyledin viran
    8. At sırtında Balkanlar
    9. Vatan haini, vatanıma gelemez
    10. Aynadaki Balkanlar
    1. Bulgaristan'da neler oluyor?
    2. İlk Bosna şehidimiz: Selami Yurdan
    3. Telafer Bursa’dır, Bağdat İstanbul...
    4. Şecaat arz ederken sirkatin söylemek...
    5. Mücahitlere Amerikan vetosu
    6. Kalemiye’yi kırdılar, belimizi büktüler...
    7. Zambaklar ve şehitler ülkesi Bosna-Hersek
    8. Makedonya’da Müslüman direnişi: Yücel Hareketi
    9. Yitik sevdanın şarkıları
    10. Hafızamızda Balkanların bir yeri olmalı
    1. Makedonya’da Müslüman direnişi: Yücel Hareketi
    2. İlk Bosna şehidimiz: Selami Yurdan
    3. Katil İsrail, yeryüzünden defol!
    4. Arnavutluk'ta neler oluyor?
    5. İsrail artık hesap vermeli
    6. Makedonya seçimleri ve düşündürdükleri...
    7. Selma Fazlic’ten, Kiraz Lekesi
    8. Biri bu Sırpları durdursun
    9. Türk ordusu Gazze’ye
    10. Tek çözüm; İsrail’i ortadan kaldırmak
    1. İstenen kriterde içerik bulunamadı !
  • Gündem

    1. '1961, 1982 değil 2023 anayasasını yapmak istiyoruz'
    2. 'El bombası attılar'
    3. 'Kürtaj yasaklanmalı'
    4. Yazıcıoğlu soruşturmasında 3 tahliye
    5. "Öğretmenine sahip çık"
    6. Dalga askeri aşamadı
    7. Siyonist katiller tutuklanabilir
    8. Ümmet, İslam Birliği'ni bekliyor
    9. Kadın garson zorunluluğu
    10. Devlet de Özal'ın ölümünü şüpheli buldu
  • Diğer

    1. Akdağ: "Kürtaj kesinlikle aile planlaması yöntemi değildir"
    2. Yemen'de çatışma: 6 ölü
    3. TTNET süreli internet paketleri
    4. Kağıthane'de yine kağıt üretilecek
    5. Şehir hatları, yaz tarifesine geçiyor
    6. "Yorgunluk", deveci armudunda rekolteyi düşürecek
    7. Güçlü hafıza için elma suyu
    8. Sezaryen oranlarında dünyada ilk üçteyiz
    9. Yağışlar bal üreticisini umutlandırdı
    10. "Mavi Marmara" baskının yeni görüntüleri ortaya çıktı
  • Çok Okunanlar

    1. Fetih namazı
    2. Bu olacak Ayasofya!
    3. Ya Allah!
    4. Fethimiz mübarek olsun!
    5. Şok Detay
    6. Yeni bir düzen kurmanın vakti geldi
    7. Kadın garson zorunluluğu
    8. Dalga askeri aşamadı
    9. Fethin erleri hocasıyla buluştu
    10. Memura maaş farkı ve gecikme zammı
  • Çok Yorumlanan

    1. Yeterlilik derecesi en yüksek ürün kayısı
    2. Zile Kalesi restore ediliyor
    3. Hollande Afganistan'da 'farklı' şekilde kalacak!
    4. Savaşın acı dolu izleri bu müzede
    5. Tekkeler niye kapatıldı?
    6. Küresel ekonomide "Yunan" korkusu
    7. Fransa'yı topa tuttu
    8. Katılım Bankaları yüzde 20'yi hedefliyor
    9. Bol keseden laf var
    10. Avrupa'da resesyon Rusya'da siyasi krize dönüşür
Günün Haber İndeksi
Arşiv & Arama
shape
Gazete Aboneliği | Gündem | Ekonomi | Dünya | Haber | Kültür Sanat | Spor | Medya | Sayfa Başı
Kullanım Şartları | Seri İlan Kullanım Şartları | Seri İlan Hizmetin İade Şartları | Gizlilik İlkeleri | Kurumsal |Yazarlar | Multimedya | Arşiv | Reklam |Irtibat
Sponsor Bağlantılar : Kombi | Özgür Kocaeli Gazetesi

Firma Kayıt rss

Yardım ve Sık Sorulanlar FAQ

Copyright 2005 - 2008 Milli Gazete Basın Yayın A.Ş

prodestek