Ümmet olmak, birlikte olmak demektir, kardeşlik demektir. Aynı binanın tuğlaları, aynı vücudun azaları olmak demektir. Dünyanın neresinde bir Müslüman yaşıyorsa onunla bir yürek olmak, onunla kardeş olmak demektir. Onun acısıyla acılanmak, onun üzüntüsüyle üzüntülenmek, onun sevincine ortak olmak demektir. Ümmet olmak bir yürek olmak, bir bütün olmak demektir. Nitekim şu hadisler bunun en önemli göstergeleridir:
"Mümin; gayet sıcakkanlı, ince ruhlu ve yüksek seciye sahibidir. Pek çabuk sevilir ve kendisi ile anlaşmak çok kolay olur. Bu sıfatlara haiz olmayan bir kimsede hayır yoktur.
"Mü'minler birbirlerine şefkatli ve merhametli olmakta ve yekdiğerini manevi bir kardeşlik hissiyle sevmekte, sanki yek bir can gibi, vücut gibidirler. Onun herhangi bir azası müteessir olsa, diğer azalar derhal onun teessür ve ızdırabına koşuşurlar."
"Mü'minler birbirlerine bağlılıkta bir binaya benzerler. Bir binanın tuğlaları gibi yekdiğerini teyid ve takviye ederler..."
İşte hakiki Müslüman'ın gerçek sıfatlarından bazıları bunlardır. Bundan dolayıdır ki bu esaslı sıfatları nefsinde taşımayan bir Müslüman'ın, şüphesiz ki, imanı ve İslâm terbiyesi zayıftır.
Ashabdan Ebu İdris-ül Havlânî, bir gün Muâz Hazretlerine "Ben seni Allah için seviyorum" der. Hazreti Muaz'ın bu ifadeye karşı verdiği cevap oldukça manidardır:
"O halde bahtiyarsın. Çünkü ben Rasûl-ü Ekrem Efendimizden şu meâlde bir hadis-i şerif işittim:
"- Kıyamet günü, insanlardan belirli bir zümre için, Arş-ı Azam'ın etrafına kürsüler konulacak ve onların yüzleri ayın on dördü gibi parlayacak... Herkes, bin bir telaş ve korku içinde olduğu hâlde, onlarda telâş ve korku eseri görülmeyecek. İşte onlar, Allahü Teâlâ'nın o veli kullarıdır ki, kendileri için hiçbir korku olmadığı gibi, mahzun da olmayacaklar. Bunun üzerine sahabeler: Bu bahtiyarlar kimlerdir, Yâ Rasûlallah, deyince, Peygamber-i Zişân Efendimiz: "Onlar Allah için sevişenlerdir," buyurdular.
Gerçek Müslüman'ın ulvi şahsiyetini çevreleyen bir başka hadis de şöyledir:
"Şu üç şey kimde bulunursa, o insan imanın manevi tadını tadmış ve ilâhî feyzine ermiştir:
1- Allah'ı ve Peygamberi her şeyden fazla sevmek...
2- Sevdiği insanı Allah için sevmek, yerdiği insanı Allah için yermek...
3- Allah'ın yardımıyla küfürden kurtulduktan sonra, tekrar küfre dönmekten, adeta ateşe atılmaktan korkar gibi korkmak..."
Bu noktada merhum Ali Ulvi Kurucu'nun çevirisini yaptığı "Parlayan Nur" adlı risaledeki şu yorum fazlasıyla kayda değerdir:
"Büyüklerden rivayet olunur ki: Eğer insanlar, karşılıklı sevgi hisleriyle dolu olsalar, adalete ihtiyaç olmaz, adalete gerek duymazlar. Çünkü birbirlerini candan seven fertler arasında adalet kendiliğinden hâsıl olur. Bilindiği gibi: Sevgiden doğan itaat, korkudan kaynaklanan itaatten, boyun eğmeden daha üstündür. Zira sevgi neticesinde meydana gelen sevgi dolu itaat, gayet derin ve aynı zaman da derûnîdir. Baskı ve korku sonucunda elde edilen itaat ise, samimi olmayan bir gösterişten ibarettir. Bu sebeple Allah için olan bir sevgi, seven ve sevilen şahıslar üzerinde çok derin ve faydalı tesirler oluşturur. Bu yüksek hasletleri, özellikleri kazanan kişiler de, daima güzel ahlâklı ve yüksek seciyeli olmayı tavsiye ederek etraflarına faydalı olurlar...
Bugün Müslümanlar olarak davamızda başarılı olmak için tam bir fikir ve gaye birliği içinde olmak ve birbirimizi severek kenetlenmemiz gerekmektedir. Müslümanlar olarak kenetlenip, din-i mübinin kurtulması ve yeryüzünü tutması için birlikte mücadele etmek zorundayız. Zaten bütün felâketler, hep İslâm kardeşliğinin ve din gayretinin olmamasından, azalmasından kaynaklanmaktadır. Bugün dünyada milyonlarca Müslüman kardeşimiz zulmün ve zalimlerin baskısı altında inlemektedir. Müslüman ülkeler emperyalistler tarafından işgal edilmekte ve diğer Müslüman ülkeler bu işgallere kayıtsız kalmaktadır. Irak, Afganistan, Filistin bunun en önemli örnekleridir. Eğer Müslümanlar olarak hâlâ gaflet uykusundan uyanmaz ve bunca felaketlerden ibret almazsak, pek korkunç ve elim akıbet bizleri beklemektedir. Artık ölüm uykusundan uyanma zamanı gelmiştir. Ölüm uykusundan uyanıp, ümmet bilincini kuşanmamız gerekmektedir.
Tövbe bunun için bir başlangıçtır. Tövbe yoluna gidilmedikçe, ümmet olup kurtulmak pek mümkün görünmemektedir.
Tövbe ve sevgi, mümin yüreklerde yer bulursa, yalnızca ahirette değil, dünyada da yüzler aydınlanıp ışıldayacaktır...
Bu bir noktada "sûr üflenmeden önce Müslüman olan herkesin kendi sûrunu üflemesi, ölüm gelmeden önce her müminin kendi ölümünü kutlamasıdır."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



